MİT, Rusya’nın arka bahçesinden Erdoğan muhalifini kaçırmakla suçlanıyor

Yerel özel servislerin ve Kırgızistan’ın   siyasi liderliğinin katılımı olmadan böyle bir kaçırma olay gerçekleşmez.

Kırgızistan’da kaçırılan ve kendisinden halen haber alınamayan Türk asıllı Kırgız vatandaşı eğitimci Orhan İnandı’nın kaçırılmasında Milli İstihbarat Servisinin parmağı olduğu iddiası Rus basınında yankı uyandırdı.

Rusya’nın önde gelen günlük gazetelerinden VZGLYAD, son yıllarda Türk istihbarat servisinin dünyanın farklı ülkelerinde onlarca kişiyi kaçırdığını ve şu anda Kırgızistan’da buna benzer bir vaka daha yaşandığını satırlarına taşıdı

Rus gazetesi haberinde, ‘Kırgızistan’da yaşanan bu son olayın özellikle Kırgızistan Cumhurbaşkanı’nın Ankara’ya ziyaretinin öncesinde olması çok garip görünüyor.’ İfadelerini kullanıyor.

Kaçırılan eğitimcinin eşi kocasının Bişkek’teki Türk Büyükelçiliği binasında işkence gördüğünü ve Kırgız vatandaşlığından çıktığını belirten bir açıklama yazmaya zorlandığını iddia ediyor. Ancak Türk büyükelçiliği bunu reddediyor.

Buna karşılık, Türkiye’de Kırgız makamlarının Orhan İnandı’yı kaçırmakla suçlandığı yayınlar çıkıyor.

“Orhan İnandı’nın Türk özel servisleri tarafından – veya bir seçenek olarak Türk özel servislerinin emriyle – kaçırılması hala bir iddia. Ancak bu tür eylemlerde belirli bir mantık görülebilir, ”diyor Orta Asya uzmanı Alexander Knyazev VZGLYAD gazetesine.

Yerel özel servislerin ve Kırgızistan’ın siyasi liderliğinin katılımı olmadan böyle bir kaçırma olay gerçekleşmez

Knyazev, bu kaçırılmaya benzer bir olayın 1992’de yaşandığını, Özbek muhalefet liderinin Bişkek’in merkez meydanında kaçırılıp Taşkent’e götürüldüğünü söylüyor.

Rus uzman, yerel özel servislerin ve Kırgızistan’ın siyasi liderliğinin katılımı olmadan böyle bir kaçırma olayının gerçekleşmesinin imkanı olmadığını vurguluyor.

Kırgızistan Cumhurbaşkanı Sadır Caparov’un finansal yardım almayı umduğu Ankara ziyaretine çıktığı, Kırgız liderin paraya çok ihtiyaç duyduğu ve isteyecek başka kimsesinin kalmadığının altını çizen Rus Uzman, bu bağlamda, Caparov’un Soçi gezisinin sonuçsuz kaldığı, Pekin’e ise davet edilmediği belirtiliyor.

Rus uzman, böyle bir operasyonu yürütmek için Türk özel servisi elemanlarının mutlaka Bişkek’e uçması gerekmediği aksine yerel meslektaşlarıyla anlaşmaya varmanın yeterli olacağı ifadesini kullanıyor.

Uzman, Kırgızistan Cumhurbaşkanı’nın Türkiye’ye resmi ziyareti öncesi, kaçırma versiyonun özellikle garip göründüğünü ne de olsa, İnandı’nın Kırgızistan vatandaşı olduğu için yabancı özel servislerin ülkesinde açık eylemlerinin, kendisini sert bir lider olarak konumlandıran Başkan Caparov için aşağılayıcı görüneceğini söyledi.

Kırgız basını, Türk özel servislerinin katılımının teyit edilmesi halinde Caparov’un Türkiye ziyaretinin aksayabileceğini, Türk büyükelçisinin sınır dışı edileceğini ve ülkeler arasındaki diplomatik ilişkilerin seviyesinin düşeceğini şimdiden öne sürüyor.

Kırgızistan’da protestolar devam ediyor

Orhan İnandı’nın kaybolmasının duyulmasının ardından Sapat liselerinin mezunları ve öğretmenleri, öğrenciler ve aileleri Bişkek’teki Türk büyükelçiliği yakınında protesto mitingde toplandı.

Bişkek’ten siyasi analist Mars Sariev, VZGLYAD gazetesine verdiği demeçte, “Kaçırma olayı yalnızca Türkiye karşıtı duyguları şişirmekle kalmadı, aynı zamanda başkentte büyük çaplı mitingleri kışkırttı” diyor.

‘Sapat okullarında 20 binden fazla öğrenci okudu, şimdi onlar etkili insanlar. Ayrıca, Kırgız seçkinlerinin çocuklarının yaklaşık %90’ı Sapat’ta eğitim görmektedir. Şimdi olanlardan dolayı tedirginler ve kaçıranları bulmaları için yetkililere baskı yapıyorlar.’

Rus gazetesi haberinde, kaçırma olayının Kırgızistan’da büyük yankı uyandırdığını İnandı’nın ortadan kaybolmasının Kırgızistan Güvenlik Konseyi tarafından tartışmaya bile açıldığını belirtiyor.

Bişkek ile Ankara arasında diplomatik bir skandala dönüşme olasılığının yüksek olduğunun vurgulandığı haberde skandalın, Caparov’un 9 Haziran’daki Ankara ziyaretinin hemen arifesinde meydana geldiği için daha da önemli olduğunun altı çiziliyor.

“Sebat”ın adı “Sapat” oldu

Türk eğitim kurumları Sebat’ın kurucu başkanı Türk kökenli Orhan İnandı, 2012’den beri Kırgızistan vatandaşı. Bu okullar, şu anda Amerika Birleşik Devletleri’nde yaşayan ünlü Türk vaiz ve muhalif Fetullah Gülen’e yakın kişiler tarafından inşa edilmiş ve açılmıştır. Kırgızistan’a ek olarak, yüzden fazla ülkede (Rusya dahil) benzer eğitim merkezleri açılmıştır.

Gülen ve Recep Erdoğan arasındaki çatışmadan sonra, yabancı meslektaşlarından tüm bu eğitim kurumlarını kapatıp Türk hükümetine devretmesini istedi. Alternatif bir Pan-Türkist ideolojinin gelişmesi Türkiye’deki iktidar rejiminin başını belaya sokmakla tehdit ettiğinden, özellikle Türk ülkeleri üzerinde baskı kurdular. Kırgız makamları, tüm Sebat’ların özel olması nedeniyle bu talepleri reddetti ve aynı zamanda Türkiye’ye Kırgızistan içişlerine karışmamasını tavsiye etti.

Kırgızistan’da uzlaşma girişimi gibi görünen bazı önlemler alındı.

Sebat’ın adı Sapat olarak değiştirildi ve Kırgızistan Kültür Bakanlığı bu eğitim ağının kurucu ortağı oldu. Bununla birlikte, Erdoğan’dan Bişkek’teki büyükelçiye kadar her düzeydeki Türk makamları, Sapat’ın kapatılmasını ve mülkünün yeni oluşturulan Türk devlet fonu Maarif’e devredilmesini talep etmeye devam etti. Bu fon, özellikle Gülen’in dünyadaki eğitim kurumlarının yerini almak için oluşturuldu. Bişkek’teki ilk okul “Marif” bu yıl Eylül ayında açılacak.

Erdoğan’ın uzun kolları ‘Kaçırma Geleneği’

İnandı’nın Türk özel servisleri tarafından kaçırılmasından şüphelenmek için olcukça çok neden var. En azından birçok benzer olay meydana geldi ve dünyanın çeşitli ülkelerinde hala yaşanıyor.

Örneğin 2018’de Moğolistan’ın başkentinde yerel eğitim ağı Sebat’ın başkanı Veysel Aksay, kimliği belirsiz üç kişi tarafından kaçırıldı. Kaçırma olayını ve Ulan Batur’un havaalanına bir Türk charter uçağının indiğini öğrenen sevenleri ve öğrenciler, veliler, havaalanında toplanarak Veysel Aksay’ın serbest bırakılmasını istedi. Moğol makamları uçağın kalkışını yasaklarken, Sebat liderinin serbest bırakılmasını da talep etti. Sonuç olarak, Aksay birkaç saat sonra serbest bırakıldı.

Çeşitli tahminlere göre Türkiye dışında kaçırılan Gülencilerin sayısı 2016’dan bu yana, yani Fetullah Gülen’in organize etmekle suçlandığı darbe girişiminden sonra 31 ile 200 arasında değişiyor.

İçişleri Bakanı Süleyman Soylu tek seferde iki yüz kişinin ismini açıkladı. Diğer kaynaklar başka rakamlar veriyor, ancak burada mesele farkındalık derecesidir. Örneğin, İsviçreli Gülenci örgütler, İsviçre’deki Türk özel servisleri tarafından kaçırılan 31 kişiyi saydı – yani sadece İsviçre’de yaşayan veya İsviçre vatandaşlığına sahip olanları.

Türk istihbaratının (MİT) bu tür eylemleri gerçekleştirdiği ülkelerin listesi uzayıp gidiyor. Süleyman Soylu yaklaşık 20 ülkeden bahsetti. Malezya, Pakistan, Kosova, Moldova, Azerbaycan, Ukrayna, Gabon ve Myanmar’ı bu ülkelerden sadece bazıları. Son birkaç ayda Kenya bu listeye eklendi.

İktidara yakın Türkler Nairobi’deki operasyonu büyük bir başarı olarak görüyorlar, zira Fetullah Gülen’in sevilen yeğeni Gülenci örgütün ‘FETÖ’’nün üst düzey yöneticisi olduğunu iddia ettikleri Selahaddin Gülen’i kaçırdılar.

Selahaddin Gülen Kenya’ya kesinlikle yasal olarak geldi, ancak Türkiye tarafından çıkarılan Interpol emriyle Nairobi havaalanında gözaltına alındı. Ancak bir Kenya mahkemesi onu iade etmeyi reddetti ve Gülen’i mahkeme salonunda serbest bıraktı. Nairobi’de saklanmaya çalıştı ama Türk ajanları onu yakaladı ve 6 Mayıs’ta Ankara’ya götürdü. 30 Mayıs’ta resmen suçlandı ve Türkiye bu suçlamayla kaçırıldığını doğruladı.

Bazı ülkeler doğrudan Türk istihbaratıyla çalışıyor

Bazı ülkeler kaçırılma olaylarında doğrudan Türk istihbaratıyla çalışıyor. Örneğin 2018 baharında Kosova’da yerel “öz savunma güçlerinin” aktif desteğiyle altı yerel Gülenci yakalanarak Türkiye’ye götürüldü.

2018’de Ukraynalı SBU, Ukrayna vatandaşlığına sahip ve Ukraynalı bir kadınla evli olan Türk blog yazarı Yusuf İnan’ın Nikolaev’de tutuklanmasına açıkça yardım etti. Türk ajanları, tutuklanmasına doğrudan karıştı ve ardından doğrudan Mersin’deki cezaevine götürüldü. Aynı zamanda, yakın zamanda Odessa’da SBÜ’nün yardımı olmaksızın, bir Türk gurbetçi işadamı Salih Zaki Igit, klasik tarzda kaçırıldı. Ayrıca, kaçırılan Gülencilerin çoğunun tutulduğu Mersin cezaevine götürüldü.

Başka bir örnekte ise, Kazakistan Cumhurbaşkanı Nursultan Nazarbayev döneminde Ankara, Gülenci okul ağının tüm öğretmenlerinin iade edilmesi veya Kazakistan’dan sınır dışı edilmesi talebiyle Kazak makamlarına resmen başvurdu.

Kırgızistan’dakiyle tamamen aynı. Sonuç olarak, Kazak vatandaşlığına sahip olmayan bazı Türkler Türkiye’ye sınır dışı edildi ve hemen Mersin cezaevine gönderildiler. Geri kalanlar (yaklaşık üç düzine öğretmen ve Kazakistan’daki Gülenci okullar ağının çalışanı) alarma geçti, koruma talep etmeye ve hatta onlara Kazak vatandaşlığı vermeye başladı. Nursultan Nazarbayev beklenmedik bir şekilde onların yanında yer aldı.

“Darbeyi hazırlamakla suçlanan 11 Türk öğretmenin vatanlarına gönderdik. Bazıları başka ülkelere gitmek istedi. Ama geri kalanların suçu yok. Bize kanıt sunarsanız, kolluk kuvvetlerinin bu konuyu ortaklaşa değerlendirmesi gerekir. Ama masum insanları dikip, bağlayıp size teslim edemeyiz. Anlaştık ve bu sorunu kapattığımıza inanıyorum” dedi.

Kaçırma girişimi ABD’ye kadar uzanıyor

Başka bir deyişle, 2016’dan beri Türk istihbaratı, Fetullah Gülen’in kendisinden başlayarak okullarda çalışan sıradan öğretmenlerine kadar dünyanın dört bir yanındaki Gülencileri takip ediyor.

Kaçırmalar, yabancı devletlerin topraklarında gözetleme, kimlik belirleme, telefon dinleme, yetkililere rüşvet ve diğer yasadışı faaliyetleri içeren benzer bir örüntüye göre gerçekleşiyor. Kaçırılanlar başlarına çuval geçirilip, arabaların bagajlarına tıkılıp özel uçaklarla Türkiye’ye getiriliyor. Orada onları Mersin hapishanesi ve en iyi ihtimalle uzun bir hapis cezası bekliyor.

Bazılarının sonsuza dek ortadan kaybolmasına rağmen Ankara bundan hiç çekinmiyor ve bu çalışmanın sonuçlarını gizlemiyor.

Hatta gururlu bir şekilde bazen başarılarını abartarak yandaş medyalarından dünyaya gururla anlatıyor.

MİT’in insan kaçırması Türkiye’de eski bir uygulama. Kürt İşçi Partisi lideri Abdullah Öcalan’ın 1999’da Kenya’da kaçırılması hatırlanabilir. İlginç bir bilgi: ABD Başkanı Bill Clinton’ın o zamanki Ortadoğu özel temsilcisi, şimdinin ABD Dışişleri Bakanı Anthony Blinken’di.

Ocalan’ı ele geçirme operasyonunun Başkan Clinton’ın bilgisi dahilinde yürütüldüğüne dair resmi açıklamayı yapan da Blinken oldu.

Bu hikayeyi ayrıntılı olarak anlarsanız, Öcalan’ın Amerikan ve Avrupa yapılarının yardımıyla, onu vaatlerle zorlayarak (örneğin, onu Güney Afrika sahte pasaportu yapmak için) açıkça geliştirdiği ortaya çıkacaktır.

Son birkaç yıldır, ABD, Pensilvanya’da yaşayan Fetullah Gülen’in kendisinin kaçırılmasının olası hazırlığı hakkında düzenli olarak söylentiler ortaya çıktı. Ve büyük olasılıkla, bu söylentilerin gerçek bir temeli var, çünkü Amerikalılar birkaç kez alenen ve resmi olmayan kanallar aracılığıyla Türkiye’yi böyle bir adıma karşı uyardı.

Tüm bu kaçırmalar, topraklarında Türk ajanlarının yaşayan insanları kovaladığı ülkelerle ilgili olarak düşmanca eylemler olarak kabul edilebilir. Ve şu ana kadar tek bir ülkenin Türk istihbaratının yaptığı vahşete hiçbir şekilde yanıt vermemiş olması şaşırtıcıdır.

guest
0 Yorum
Inline Feedbacks
View all comments
0
Would love your thoughts, please comment.x
()
x