Yaklaşık iki yıl önceydi. Fatih Altaylı’nın programında gördüm ve birkaç dakika izleyip geçmiştim. Adı sanı aklımda kalmadı. Hatırladığım, genç arkadaşın mizah yapması nedeniyle Altaylı tarafından programa çıkarılmış olduğuydu.
O programdan kendisini gözümün ısırmasından sonra herhangi bir videosunu falan da izlememiştim. Niye izlememiştim? Bunun yanıtı, toplumda değişen mizahçı/stand-up’çı algısına benim de kapılmamdı!
Toplumda, özellikle dijital imkânların ve mecraların her yanı istilâ etmesiyle mizah da bir bakıma belli bir tarzda marine edildi. Mizahçı denilince artık ortalama olarak; sık sık sevgili değiştiren, kısa sürede zenginleşen, lüks otomobil koleksiyonu yapma zevkine nail olan, çiftlik evi sakini, yatsever, adasever olan, mizahi zekâ diye hayatta olmuş bitmiş olaylardan hareketle küfürlü esprilerle zekâ püskürtücülüğü yapan, iktidara, kötülüklerin müsebbiplerine mizahi olarak bile söz söyleyemeyen kişi geliyor akla.
İşte, Altaylı’nın programına çıkarttığı Deniz Göktaş’ta yukarıda sıraladığım özellikler olmayınca, böyle mizahçı mı olur! deyip ilgime mazhar olmamıştı!
***
Sosyal medyaya dün baktığımda ortalık yıkılıyordu. Baktım, Deniz Göktaş stand-up’ını Youtube’a yüklemiş. Zorsunarak, gözümde büyüterek açtım videosunu ve izlemeye başladım. Ara vermeden 90 dakika izledim. Demek ki bendeki bir ihtiyacı giderdi yaptığı. Sonrasında epey soru dolaştı zihnimde: bu koşullarda nereye kadar bu tarzda üretir ve bunu sunabilir, izleyicileri ne derece destekler, toplumun mizahçı bildikleri ne düşünürler kendisi hakkında ve yanlışlarını eleştiremedikleri makamlar bu arkadaşa engeller çıkartırlar mı?
Sonra sordum kendime: Deniz Göktaş’ın başarısının hamurunda ve arkasında neler var? Bu sorumun yanıtını kendime verdim: ailesi, ODTÜ, gözlem yeteneği ve zihninde mizahıyla gözlemlerini yoğurup sunabilmesi ve toplumun muhalif kesimindeki bu tarz mizaha açlık.
***
Bütün dünyada bilinir ki, mizah güçlü bir silâhtır. Ama bu gerçek, mizahın oligarşik bir klik tarafından zaptedilen bir devletin yönetimi altındaki toplumun aslında cılız bir sesi olduğunu unutturmamalı. Bu yönüyle de mizah kötülüğün karşısında toplumdaki güçsüzlüğün de belirtisidir. Demokratik toplumlarda mizah zayıflar. Bir toplumda mizahın gelişmesi, o toplumda demokrasinin zayıfladığını gösterir.
Gerçek böyle ama mizah olmasın mı? Olsun tabii. Ama sorunu ve sorunun gerçek yok edicilerini bilmemize engel olmamalı bu. Bir ülkede muhaliflerin salt mizaha bel bağlaması o toplumda muhalif örgütlenmenin yetersizliğine de bir işarettir. Bu şunu da gösterir: toplumda muhalefeti örgütlemesi gereken asıl muhataplar sorumluluklarını lâyıkıyla yerine getiremeyince bu iş birinci dereceden görevi olmayanlara kalır ki buna vekâlet yükü desek yeridir. Argoda buna kucakta patlayan iş de denir. Ama sosyolojide bunun adı daha kibar söylenir: sorumluluk boşluğu. Bu hâl, sahipsizlik demektir. Şimdi, denecektir; ülkede muhalefet sahipsiz değil, ana muhalefet partisi kayyıma, hainliğe rağmen zımba gibi alanlarda! Bunda mutabıkız. Benim sözümü gönderdiğim cenah, hem bu muhalefeti beğenmeyip, hatta küçümseyip, ama ettiği büyük lafların tersine bir karış bile yol alamayanlaradır.
***
Velhasılı, ODTÜ’lü Deniz Göktaş yaptığı işin ve riskinin de bilincinde olarak muhalif cepheye moral kaynağı oldu mizahıyla. Bu ülkenin bir döneminde Devekuşu Kabare ekibi, Ferhan Şensoy ve hatta Levent Kırca bu topluma karşı kendi stilleri içinde ve mizahları çerçevesinde sorumlu davranıp bu yönde çaba gösterdiler. Son on yıllarda ülkenin her alanındaki çürümeden mizahın da payını almaması düşünülemezdi ve öyle de oldu. Toplum, organize bir güç tarafından çürütülürken, kültürel cephede stand-up’çı üç-beş ünlü de çekinmeden dünyalıklarını çıkarma ihtirasıyla, mizah adı altında bu çürümeyi hızlandırdılar.
İşte, Deniz Göktaş adlı stand-up’çı; cıvıklığı, küfürbazlığı, seksist söylemleri mizah diye pazarlayıp çökertilen bir toplumun üstünde maytap olarak patlatanların turnusol kağıdı oldu. Bu yolda Deniz Göktaş’a mizahi zekâsını özenle bileyerek, yolunda ilerlemesini dilemek borcumuzdur.
Kısıtlı ortamlarda yaşanan dram ve ortaya çıkan malzeme bolluğu, sanatın çeşitli alanlarında gelişimi tetiklediği gibi, mizahın da derinleşmesini ve hatta kemiğe işlemesini kolaylaştırmaktadır.
Bu pencereden bakınca, Deniz Göktaş’ın başarısı artacak ve bahtı açılacaktır. Bunu şimdiden söyleyebiliriz.












