Naim Kandemir
“sen de benim için GAMEDA kamyonu gibiydin, senin yükün devrimdi!”
***
Fakülte arkadaşım Cengiz’le öğleden önce okuduğumuz gazetelerin kritiğini yapıyoruz telefonda. Karşılıklı önerilerimiz oluyor birbirimize; şuna da bak, oku diye.
Konuştuğumuz şu: aynı gazetenin iki yazarı aynı konuda centilmence birbirlerini eleştiriyorlar. Aslında yaptıkları birbirlerinin eleştirisi olacak bir durum değil özünde ama onlar bunu pek fark edememişler ki yazılarında lisan-ı münasiple eleştirel bir dil kullanmışlar birbirlerine karşı. Aslında olan, bir konuya biri bir yönden, diğeri başka bir yönden bakmış, bütünlüğe belki karşılıklı eleştirileri sonrasında erişirler…
Laf burdan açıldı. Entelektüellik de çoktan ucuzladı bu ülkede, dedi Cengiz. Birçok örnek verdi ve böylelikle bu örneklerle entelektüeller kendi içlerinde öncelikle mücadelenin içindeki entelektüeller ve sırça köşk entelektüelleri diye kendiliğinden ikiye ayrılmış oldular zaten.
Farz değil ama bizim gibi ülkelerde, hele ki son yıllarda ülke ve toplum bu vahim haldeyken insan entelektüellerin de konfor alanları dışına çıkmasını bekliyor haliyle. Niye bekliyor? Çünkü kabul edelim ki sosyalist hareket kendi entelektüellerini yaratamamış ve olanları da mevcut durumda ihtiyaca cevap veremiyorlar. Soldaki bu dağınıklık ve diğer olumsuzluklar sürdükçe ülkede aydınlara, entelektüellere ihtiyaç sürecek.
Toplumun, ülkenin onlara ihtiyacı var da onların bu yönde bir aktifliği olacak mı? Burada vicdan, aydın-entelektüel onurunun gereği devreye girecek sanırım.
***
Cengiz, entelektüel-aydın çile çekmesini bilip, modern derviş olmalı, diyor ve soruyor kendisi hakkında ne düşündüğümü.
Bizde diplomatik dil olmaz. Bilmediğimizden değil, inanmadığımızdan, hele aramızda hiç olmaz. Ben sana anlatayım diyorum Cengiz’e.
-Eskiden hayran olduğum iki kamyon türü vardı. Bunlardan biri önceleri İstanbul’da gece basılan gazeteleri ertesi sabah şehirlere, ilçelere yetiştirecek GAMEDA(Gazete Mecmua Dağıtım) kamyonlarıydı. Bu kültür alanındaydı. Diğeri ise Karadeniz’in birçok yerinden çıkartılan hamsileri, balıkları büyük şehirlere kokmadan yetiştirecek olan hamsi, balık kamyonlarıydı. Bunlar da gıda alanındaydı.

GAMEDA kamyonlarının kasalarının tepesi üçgen gelecek şekilde brandalı olurdu. Önceleri soğutuculu, frigorifik kamyonlar yoktu balık taşımak için.
Toplumda devlet ve halkın “sürat felâkettir!” telkini dışındaydı bu iki kamyon türü. GAMEDA kamyonlarını brandalarının üstündeki yazıdan, balık kamyonlarını da kasalarından aşağıya süzülen sulardan bilirdik ve çocukluğumuzda her gördüğümüzde içimizi sevinç kaplardı. Hele bir de ara gazı verdi mi şoförleri, zevkten dört köşe olurduk. Tabii onlara uymazdı “sürat felâkettir!” nasihati. Satışa geç sunulan bayat haberi ne yapsın okur? Balık kamyonu daha da riskli, erkenden ulaşmadı mı balıkhanelere balık gevşer, hatta kokardı.

Bu gazete kamyonlarının şoförlerinin hayatını anlatan Hızlı Yaşayanlar filmini yönetmen Nevzat Pesen çekmişti. Filmde Mustafa Dayı rolünü canlandıran Asım Nipton’un “şimdi hepsini toplasan bir mezarlık olur.” sözü bu kamyoncuların ne kadar çok kaza yaptıklarını da hatırlatıyor.

Bu kamyonlara o zamanlar “sürat tahdidi” yoktu. Trafik süratten ceza yazmazdı onlara. Şoförler de bu gecikme tehlikelerinden uzak durmak için en az onlar kadar tehlikeli bir iş yaparlardı. Gaza köklenip tam gaz giderlerdi. Onlara “ölümüne gaz basanlar” da denirdi. Bu şekilde son sürat ve tam gaz gitmelerin sonunda bu kamyonlardan bazıları yolda kalırdı. Zarar ziyan tabii ama biz çocukken bile bilirdik bunun nedenini ve “motor patlatmış, helâl olsun!” derdik. Motor patlatan şoföre de firma sahibince “mükâfat” verilirdi.
Cengiz, hikâyenin sonunu merak ediyor tabii. Ee sonra, dedi.
–Sonrası, işte sen de benim için GAMEDA kamyonu gibiydin, senin yükün devrimdi! dedim ve bir sessizlik oldu. Ben devam ettim:
–Sen motor patlattın ama bugün birçok entelektüel, aydın olarak adı geçenler tırnağının ucu kırılmasın diye ne haldeler bir bilsen… Aslında kastettiğim fedakârlık değil; onurlu, kararlı olmak ve yazdıklarının ve insanın ütopyasının arkasında durması. Bu kararlılık olmayınca, kimse söylediğine, yazdığına inanır mı? Yüzlerce kitap yazsan ne yazar? Yazdıklarının bir karşılığı olmalı hayatta. Yoksa, iki buçuk ayda bir kitap yayınlatan entelektüelimiz yok değil!
Cengiz neşeli bir sesle araya girdi:
-İyi ki önceleri motoru patlatmışım! Birçok parlatılmış entelektüel, aydın çürürken, ben yeniden akıllandım; zamanlamam iyiymiş!
Aralık 2023
Çanakkale












