Motosiklet günlüğü-6

Bir gezegen kent: KARS.

“Neyi değiştirir arzuların yerli yerinde olması. Kalkmak iyidir, taşmak iyidir, akarsu iyidir.”

Yolun ikiye ayırdığı düz bir ova gibidir Kars’ın girişi. Dağın, taşın, hatta ağacın olmadığı ova mı olur, demeyin, olur. Eğer bu kent Kars ise çok tatlı olur.

Motorumun tekeri ile yarıyorum tarlaları, üzeri pastel sarısı buğdaylarla süslü yeryüzünü. Burnumda taze tezek, süt ve toprak kokusu, kulaklarımda Kafkas, Şehşamil türküsü. Tatlı, güneşli, göğü mavidir Kars’ın girişi. Böyle “hoş geldin” der konuklarına. Geride kalan Sarıksmış’a bir selam yolluyorum soğukta üşüyüp donan doksan bin “can” ımı hatırlayarak. Selim’ e doğru ilerlerken. Her şey çok güzeldir. Ama büyülü Kars henüz yüzünü göstermemiştir. Tekerim, hızla döndükçe Kars’a yaklaştığımı tabelalardan değil, vücudumu saran titremelerden anlıyorum. Titremeler, üşümeye dönüşür hemen sonra. Üç saat önce Erzurum çayında serinlememe inattır belki. Üç saat içinde iki zıt mevsim yaşadım: yaz ve kış.

Peynir sever misiniz? Gravyer, kaşar, Çıldır göbek kaşarını? Ya çeçil peynirini, ya da kete sever misiniz?… Ya bal? Her çiçekten bal çalmayan arıların balını?.. Peki o coğrafyanın bal gibi havasını? Düz, ara sıra tepeli, ama yeşil. Aracınızı sürmek için yolu olmasa da  araç sürülen; yazın yeşil, kışın beyaz, ağaçsız toprakları?… Sever misiniz yeryüzünün yıldızlara en yakın yerini? Sever misiniz ayı ve ışığını… elinizi uzatsanız tutacakmış gibi yakın, yıldızları yorgan ve gece lambası yapan coğrafyasını?  Peki ya Doğu ekspresini sever misiniz? Hadi hayal edin. Batıdan doğuya iki gün süren tren yolculuğunu? Çok romantik, çok heyecan verici değil mi?

Soğuk, karlı ve ıssız topraklardan, vahşi dağlardan geçerken sıcak vagonların çift katlı ranzalarından  tren perdesini aralayıp dışarı bakmak… Kompartımanın güvencesinde rahat, yorganın içinde  uyumak, avlanmaya çıkmış vahşi hayvanların varlığını hissetmek ister misiniz mesela?..

İsterseniz bu yolculuğu benim gibi motorla yapın, ya da arabayla… Ama yolunuzu mutlaka Kars’a çevirin. Kars’a geçerken uğranılmaz. Kars serhat bir kenttir. Kars’a gidilir. Hatta birkaç kez.

“Edirne’den Kars’a…” diye anlatılır Kars? Uzak diyar. Yani bir uçtan bir uca, masalsı… Yada masallarda geçen, dinleyicisinin merakla beklediği büyülü kent. Birde bu uzay kentin bulutlarla birleştiği, yıldızlarla gece seviştiği yüksek yerleşkesi Boğatepe vardır.

Boğatepe köyüne de kırın yolunuzu. Boğatepe’li Mehmet ile tanışın. Köyün ağasıdır. Bir insanın hem köyün ağası olup, hem sevimli, sıcak dost olması zordur. Ama o çok kolay bir insan. Elinizden tutup gezdirir, mükemmel sofralar kurar önünüze onu tanıyın seveceksiniz.

Sonra kulağınızda Azeri türküleri, gözlerinizde Kafkas oyunları olsun.

“…araz üste, buz üstee balam, kebap yanar köz üste…”

“… Ah Laçin, vah Laçin, Can sana kurban Laçin….”

“… Ayrılık ayrılık yaman ayrılık, her bir dertten ala yaman ayrılık…”

Türküler ağzınızda yola devam edin. Yılan gibi kıvrımlı, inen, çıkan, bazen düz ama hep kıvrımlı, çevresi ot, tezek, inek ve süt kokulu yollardan geçin. Yol bitecekmiş gibi gelir ama bitmez. Siz devam edin, durmayın. Hep sağınıza bakmayın. Solunuzdaki gün batımı tepelere bakmayı unutmayın. O uzaklarda gördüğünüz küçük karıncalara benzeyen binlerce kıpırtı; koyun, kuzu sürüsüdür. Bakmaya devam edin. O uzaklarda gördüğünüz büyük karıncalara benzeyen binlerce kıpırtı; inek sürüsüdür. Hayal edin; çobanlarını, çoban köpeklerinin devasa cüsselerini, dikenli tel tasmalarını, kesilmiş kulakları ile asil kangal köpeklerini …  Yüzlerce sürünün bir “baba”, bir “koruyucu” edasıyla etrafında tur atmalarını… ve yeryüzünün en yüksek ama düz, Tanrıya en yakın topraklarını, Kars’ı… Hayal edin.

Geldim sanırsınız ama gelemezsiniz. Kars, ulaşıldıkça ulaşılmaz bir şehirdir, bir diyar, hatta bir başka gezegen…

Ya Boğatepe? Boğatepe yolları sizi, hissettirmeden taşır göklere. Bir geçitten geçersiniz çok sonra. Bilim kurgu filmlerindeki  gerçeküstü mekanlar gibi, o farketmediğiniz geçit bittiğinde, bulutlara elinizi değdirebilirsiniz. Geceleri yıldızları toplayabilirsiniz. Mesela ayı baş ve işaret parmağınızın arasına alıp gözünüze yakınlaştırabilirsiniz.

Boğatepe Kars’ın tacıdır. Tanrı, en güzel buyruklarını önce Boğatepe sarp dağ geçidinden “kul”larına ulaştırır. Rivayet bu, Tanrı acımasız hallerini de burada gösterir. Kar, soğuk ve yağmur, verimli topraklarda ot, tezek, ateş, süt, et ve peynir olarak geri döner sofralarımıza. Bu birbirine bağlı bir döngüdür.

Peyniri sever misiniz?  diye sormuştum. Ya hayatı?

Rutin sizi öldürüyor mu? Macerayı neden denemiyorsunuz? En fazla yaralanırsınız.

O halde dalmalısınız hayatın derinliklerine.

İlhan Koçulu ile tanışmalısınız.

İlhan Koçulu: Organik gıda gurmesi, Kars gravyeri doğal üreticisi. Eğitmen, tadımcı. Misafirperver, devrimci…

Tarım Bakanlığı’nın tüm yaptırımlarına, cezalarına rağmen geleneksel üretim ve organiklikten taviz vermeyen sevdalı.. Telaffuzunda zorlanmadığımız bir şive ile hayvancılığı, tezek ile sağlıklı sebze ve meyveyi, dondurucu soğuklarla ısınma arasındaki ilişkiyi, saman balyalarının kışın hayvan gıdasına dönüşmesini, sütlerin sağılmasını, tezeklerin takoz kalıplara basılıp yakılmasını… Bütün bunların arasındaki ilişkiyi bakın nasıl anlatıyor. O anlatırken siz kesilmiş sütleri tülbentlere sarıp presleyin.

“Şimdi arkadaşlar, ben sizinle konuşurken eğer sütü 60 derece değil de 61 derecede kaynatırsam bir dakika fazla sürerse bu ısınma süreci, gravyer peyniri yerken ağzınızın çeperinde bir acılık oluşur. Yine aynı şekilde, sabah otlayan ineklerin sütü ile öğlen, öğleden sonra güneş altında otlayan ineklerin sütü arasındaki fark da gravyer peynirinin tadına yansır. Eğer şu gördüğünüz kesilmiş süt, bakır kazanda gerektiği kadar karıştırılmazsa Mickey Mouse filmlerinde farenin kaçırdığı delikli peynirlere benzer. Peynirin içindeki bu kraterler, yararlı bakterilerin yaşam ve ölüm alanlarıdır. Ölene kadar yerler ve krater oluştururlar ve peynire tat, damağımıza Kars’a özgün bir lezzet bırakır bu bakteriler. Biz Boğatepeliler, peynirlerimizde geleneksel tadı yakalamak için geleneksel üretim biçimini sürdürmeye çalışıyoruz. Bütün baskılara, cezalara rağmen… ”

Onun, kafilelerle gelen turistlerin karşısında konuşması, peynir üretim atölyelerini gezdirmesi, anlaşılır üslubu ile ne kadar iyi bir insan üzerine konmuş devrimciliğini gösterir. Onunla gurur duydum.

Memet SÖNMEZ

Haber Etiketleri
guest
0 Yorum
Inline Feedbacks
View all comments
0
Would love your thoughts, please comment.x
()
x