Muhalif sanatçı ve geçim derdi

Küresel kapitalizmin dizginsiz kaldığı bir süreçte, bu biraz eşyanın doğası gereği; kapitalizm, refahı kendisinin refahı için gerekli olduğu kadarıyla “koklatır” kitlelere. Doğal olmayan, yadırganması gereken ise, muhalif sanatçıya, muhalif hareket ve kurumların reva gördüğüdür.

Maddi geçim kaygısı, sadece muhalif sanatçıları değil, bütün insanları yutan bir kör kuyu. Bu sorunla, teorik ve felsefi boyutta cebelleşme, Aristo ve Platon gibi Antik Çağ filozoflarına kadar uzanır. 20. Yüzyıl’ın başında bir öğretim üyesi ve bilim insanı olarak Albert Einstein’i uzun süre hayli hırpalar. Kendi ülkesinde popüler bir şair olmasına karşın, Enver Gökçe’yi ömrünün son deminde bir huzurevine kapatır. Mozart gibi bir klasik müzik dehası, “kimsesizler mezarlığı”na defnedilir.

Örnekleri çoğaltmak kolay ama marifet ya da gerekli değil. Hem dünya çapında, hem her birimizin yaşadığı ülkelerde, yerine göre toz kondurulmayan birçok “ünlü” ama aynı zamanda şahsına münhasır sanatçı, yoksulluğun kollarında can verdi. Bugün de geçim sıkıntısı yüzünden, birçok muhalif sanatçı için yaşam, sık sık karanlık bir odaya dönüşüveriyor.

Maddi geçim kaygısının insanı indirdiği dereke, insanın insanlığını tartışma konusu yapacak kadar kötü bir nokta olabiliyor sık sık. Hele ki bir insan, içinde yaşadığı sisteme muhalifse, cebelleştiği ekenomik güçlüklerin sonu gelmez pek. Öyle zamanlar gelip çatar ki, büyük erdemler ve evrensel değerler adına canlarını ortaya koyanlar, maddi yaşam sıkıntısının aşağılatıcı yükü altında ezilir kalır. Dünyayı tek bir sistem halinde bütünleştiren küresel kapitalizm, kendine muhalif her sanatçıyı, gözle görülmeyecek kadar zerrelerine ayırmak için işletiyor çarkını.

Muhalif sanatçılığın bedeli, zamanımızda da en az diğer zamanlardaki kadar ağır. Küresel kapitalizmin dizginsiz kaldığı bir süreçte, bu biraz eşyanın doğası gereği; kapitalizm, refahı kendisinin refahı için gerekli olduğu kadarıyla “koklatır” kitlelere. Doğal olmayan, yadırganması gereken ise, muhalif sanatçıya, muhalif hareket ve kurumların reva gördüğüdür. Muhalif sanatçı, muhalif hareket ve kurumlara da bir dizi bedel ödüyor. Taraf olduğu, aynı amaca yöneldiği muhalif hareket ve kurumların ellerini sık sık boğazında buluyor. “İlle dostun gülü” ile yaralanıyor bir de. Düşmanın güllesine karşı koyma direncini, dostun gülü kırabiliyor zaman zaman.

Şimdilik ve yerine göre, kendi “mahallesi” tarafından da mağdur edilme temelinde olan biteni kabulleniyor, sineye çekiyor muhalif sanatçı. Sanatsal ürün yarattıkları alanlar ile geçindikleri alanların farklı olmasına bir çözüm bulunması umutları yok gibi. Yani, “ekmek paraları”nı eser verdikleri alanların dışında kazanmak için çırpınan muhalif sanatçıların kendileri de çözümsüzlüğü kanıksamış bulunuyor. Durum o kadar vahim! Şimdilik orta yerde ve tartışmaya açık bir sorunla karşı karşıyayız. Çözümden eser yok henüz.

Umutvar olmak kolay değil, ama yine de şu noktanın altını çizmekten vazgeçmemek lazım: Muhalif bir sanatçının sanatsal ürün yarattığı alanlar ile geçindiği alanlar ayrışık kaldığı sürece, çok önemli sorunlar yaşanmaya devam edecek ve bunlar en çok da küresel kapitalizmin işini kolaylaştıracaktır.

Şöyle bir soru artık abesle iştigal etmeye yorulur, komik ya da saçma bulunur: Romandan, öyküden, şiirden, tiyatro oyunu yazmaktan kim geçinebiliyor? Şu multi-medya çağında muhalif gazeteciler bile ekmek paralarını, başka işlerle denkleştirirken, bunun da sözü mü olur? Bir beş-on yıl kadar önce, popüler kültürün çok canlı bir kanalı olan müziği dışarıda tutabiliyorduk. O alandakiler de aynı kervana katılmış bulunuyorlar büyük bir oranda.

Sinemacı, şair Celal Çimen, geçmişte yayımlanan söyleşilerinin birinde, “birkaç yayınevcinin dışında şairlerin şiir dışında neyle iştigal ettiklerini, ekmeklerini nereden çıkardıklarını merak ediyorum. Dozer operatörü olan arkadaşımızın şiirlerine mesleği nasıl yansıyor? Mezarcı bir şair var örneğin, o araştırılıyor mu? Bankacı bir şair arkadaşım vardı, iyi şiirler yazıyordu. Ama mevduat hesapları, borsadaki çöküşün bankalara etkisi şiire nasıl yansıyor araştırılsın isterim” diyordu.

Aynı soruna, Grup Çar Neva’nın elemanları da dikkat çekmişti vakti zamanında. Müzik, büyük paraların döndüğü bir sektördür. Gelgelelim, kapitalist çarka direnen muhalif müzisyenler, geçim sıkıntısından bir türlü kurtulamıyor. Çar Neva’nın elemanlarından Serhat, “Kürt müziğini yapan insanların para kazanma sorunu olmamalı gibi bir anlayış doğru değil. Sanatçının işini daha iyi yapabilmesi için, hakettiğini alması gerekiyor. Bu açığımızı kapatmak için düğünlere gitmek zorunda kalıyoruz” diyordu.

Muhalif sanatçıların, geçimlerini başka işler yaparak sağlamanın ardısıra ya da yanısıra sanatsal üretimde bulunmaları önemli bir handikaptır. “Para kazandıran iş”ten geriye kalan zaman ve enerjiyle sanatsal üretim kabullenilebilir bir durum değil. Bu sebeple, sistem tarafından yoksulluk sınırında yaşamaya itilen muhalif sanatçı, içinde ya da çevresinde yer aldığı muhalif kurumlara karşı da bir hak mücadelesi içinde olacaktır.

Hak mücadelesine, özgürce üretme ısrarı da eşlik edecektir. Ürünlerinin, politik ajitasyon ve propagandanın basit birer aracı görülmesine de “hayır” diyecektir muhalif sanatçı. Muhalif kurumun, “güdümlü olmayla sınırlandırılmış sahip çıkma tarzı”na da direnecektir.

Hüseyin A. Şimşek

…………………………………………………………
huseyin.simsek@gmx.at
www.huseyin-simsek.com

Haber Etiketleri
guest
0 Yorum
Inline Feedbacks
View all comments
0
Would love your thoughts, please comment.x
()
x