Neden Türkiye’de Sol bir türlü gelişemiyor?

HomeManşet Haberler

Neden Türkiye’de Sol bir türlü gelişemiyor?

Net bir demokratik ve devrimci programla ortaya çıkanların yolu ise içine düştükleri çelişkiler ve diğer siyasi kaygılar yüzünden ya savrulmalar ile ya da en başından kesilerek taşıdıkları potansiyel umut ışığı sönüyor.

Sahi, bu kadar hayatımızı belirleyen ve sabahtan akşama kadar hayatımızın içinde olan politika nedir? Seni seçen insanların gözlerinin içine baka baka yalan söylemek midir, politika? Verilen tahribat, sebep olunan kıyım somut örneklerle ortadayken buna rağmen sorumsuzca ve fütursuzca milliyetçiliği tırmandırmak, azdırmak mıdır, politika? Ya da kendinin ve çevrenin çıkarlarını kollamak, halkın malını, birikimini yağmalamak, talan etmek, çalıp çırpmak mıdır, politika? Zenginleri daha da zengin etmek, işçileri sömürdükçe sömürmek kendin için semirdikçe semirmek midir, politika? Her şeyi halk için yaptığına inanıp iktidarı bir türlü halkın özgür iradesine devretmemek midir, politika?

Bu sistemde politika hepsidir. Politika, vicdanı rahatlatmak için öne sürülen sözde kutsanmış kutsal amaca ulaşmanın mubah hale getirilerek bir yağma etme, talan etme düzeninin kamufle edildiği koca bir yalanın adıdır. İster burjuva demokrasisi olsun ister otoriter rejimler olsun temsil edilen tek şey kapitalizmdir. Onun da adı işçi sınıfının sömürülmesidir.

Ve bu sistemde politika denilen şey bireyin doğuştan gelen tüm özgürlüğünü gasp ederek bireyi istenilen kalıba sokmanın bir yoludur. Sadece parayla ilgilenen aynı zamanda para tarafından tüketilmeyi de hayatının rutini haline getiren, para haricinde hiçbir şeye zamanı kalmayan, toplumsal düzeni sarsacak hatta alt üst edebilecek bir örgütlenme ile ilgilenmeyen bireyler yaratmadır politika.

İşte tam da bu yüzden toplumda sınıflar arasında sadece genel tanımlama içinde bir sınıflar savaşı yoktur. Sınıf mücadelesi aynı zamanda toplumda mevcut olan sınıflar arasındaki politik ve sosyal rekabettir de. Kimi zaman bu rekabet ücret talepleri, dilekçeler, grevler ve itaatsizlik, kimi zaman da daha çetin mücadeleler şeklinde diyalektik bir bütünlük içerisinde olur. Karl Marx’ın Manifesto’da belirttiği gibi, kimi zaman kapitalistler bu talepler karşısında boyun eğer ve tavizler verirler kimi zaman da tavizler anca zorla alınıncaya kadar direnirler. Ezen sınıf için içlerinden çıkardıkları kişilerin -ister bir demokrat ister bir otoriter olsun- pek bir önemi yoktur. Onlar için önemli olan siyasi üstünlüğü sağlamaları ve sağlanan siyasi üstünlüğün onların çıkarları doğrultusunda işlev görmesidir. Diğer bir deyişle siyasi üstünlük kar peşinde koşan burjuva sınıfına kar sağlamakla yükümlüdür. Onun önünde bir engel teşkil ettiği anda siyasi üstünlüğü uygulamakla yükümlü olan siyasiler bir yenisiyle değiştirilirler.

Peki ya sol ve sosyalistler bu politik ve sosyal rekabetin neresindeler?

Yunanistan’da Syriza, İspanya’da Podemos ve diğerleri Sol’un kurtuluşuna ellerine fırsat geçmesine rağmen ışık tutamadılar. Yoksa tüm bunlar, burjuva medeniyetinin ve dolayısıyla burjuva sınıfının maaşlı hizmetkarlarına dönüştürülmüş çözümü parlamenter sınırlar içinde arama gafletine düşüp tüm bilimsel devrimci teorinin geçmiş mirasını ayaklar altına alan Sol’un içler acısı durumunu sergileyen birer yanılsama mı? Dahası, dünyanın en ezilenleri kendilerini ifade etme fırsatı için kendilerine tek “alternatif” sunan olarak gördükleri aslında kendilerini en çok ezen aşırı gerici Sağ güçleri gün geçtikçe daha da çok iktidara sırtlarında taşırlarken, bu çelişkiye gözlerini yumup hala varmışçasına işçi sınıfı mücadelesi sloganları atmanın bir anlamı var mı?… Ve daha da önemlisi liberalizmin geleneksel partileri yaşanan bu ekonomik ve sosyal kaos ortamında hızla kan kaybederlerken bu ortamdan yarar sağlayanlar neden Sol partiler değil de eşyanın tabiatına aykırı bir şekilde aşırı Sağ partiler oluyor? Ve de bir Syriza ya da bir Podemos bile çıkaramayan Sol’u yerlerde sürünen bir Türkiye! Üstelik çokça abartılan Syriza ve Podemos hayranlığına rağmen.

Neden Türkiye’de Sol bir türlü gelişemiyor?

Bu kadar pahalılığın, işsizliğin ve yoksulluğun olduğu bir ülkede Sol neden bir türlü tutunamıyor?

Çünkü, toplumun çoğunluğunu oluşturan iki farklı katman arasındaki çatlak ve karşıtlık o kadar derin ki önyargılar aşılarak diyalektik akıl kolektif bir öfke yaratamıyor. İki tarafı oluşturan insanların çoğunluğu ezilen olmasına rağmen baş başa vererek oluşturulacak kolektif öfke omuz omuza verilerek ortak bir düşmana karşı yöneltilmesi gerekirken sonradan imal edilmiş kimlikler üzerinden birbirine yöneliyor. Kişinin özeline ait olması gerekirken politikleştirildiği ve siyasi birimle çakıştırıldığı oranda ateşli bir tapınmaya çevrilen ve de “bizden olanlar” bizden olmayanlar” ayrımcılığının getirdiği yıkıma maruz bırakılarak şiddeti körükleyen etnik/inanç/cinsiyet/kültür/dil meseleleri o kadar keskin içe işliyor ki meselenin çözümü tam anlamıyla bir Gordion düğümüne dönüşüyor. Bu düğümü çözmeye kimsenin gücü yetmiyor. Aslında tüm bu olan bitenler her ne kadar etnik/inanç ve diğerleri üzerinden gerçekleşiyor gibi görünse de toplumu oluşturan hangi kesimden olursa olsun ezilen kitlelerin siyasi bir çıkmazın ortasında demokratik ve devrimci programlı bir hareketten mahrum kalmalarına da sebebiyet veriyor. Net bir demokratik ve devrimci programla ortaya çıkanların yolu ise içine düştükleri çelişkiler ve diğer siyasi kaygılar yüzünden ya savrulmalar ile ya da en başından kesilerek taşıdıkları potansiyel umut ışığı sönüyor. Oysa ezilen kitlelerin bir çıkış yolu aradıkları gerçek. Ancak bu çıkış her seferinde bir sebeple tıkanıyor. Kesin olan toplumun ezilen tüm farklı kesimlerinin aklen ve kalben dahil edileceği ve kararların çoğunluğa göre değil herkesin onayıyla alınacağı net demokratik ve devrimci bir programa ihtiyaçları var. Bir devrimi ayakta tutmak ve sürdürmek toplumun tüm ezilen kesimlerini bir araya getirecek muazzam bir altyapıya ihtiyaç duyar.

Çünkü, Sol’un ihtiyacı olan şey içi boş ve popülist bir politika değil. Artık işçi sınıfı mücadelesi diye bir şey neredeyse kalmadı. Eskinin o örgütlü başkaldırılarının yerini saman alevi gibi yanıp sönen hareketler aldı. Sendikaların hali Türkiye’de ve tüm dünyada ortada. Asgari ücretlilerin kime oy verdikleri de ortada. Bu yüzden kimi sosyalistlerin işçi sınıfı mücadelesi varmışçasına boş slogan atmaları sadece gerçeklerle yüzleşmeyi bir süreliğine erteler. Devrimciliğin her anında her döneminde somut koşulların somut tahlili bir gereklilik olarak devrimcinin önüne konulur. Oysa somut koşulların somut tahlili 150 yıl önce yapılmıştır. Ayırtına varılması gereken işçilerin tahlil değil, içinde özgürlük, demokrasi ve ekonomik eşitlik bulunan bir paradigma değişimi istedikleridir. İşçiler tahlil istemiyorlar; işçiler daha iyi arabaya binmek, daha iyi evlerde oturmak, daha uzun tatil yapmak ve daha demokratik koşullarda çalışmak istiyorlar. İşçiler yoksulluğu vaaz eden değil, zenginliği vaat eden bir sosyalizm istiyorlar! Bunun için solun halktan yana politikalar üreterek yüzünü bir daha halka çevirmesi gerekiyor.

Bir avuç azınlık için değil ya da sadece çoğunluk için değil hangi etnik/inançtan, cinsiyet, kültür, dilden vb. olursa olsun ülkenin tüm ezilenleri için bir toplumun neye benzeyeceğinin cesur, demokratik ve dönüştürücü bir vizyonunu zorlama şansına bir tek Sol sahiptir. Bir tek Sol ezilen tüm kitleleri bir araya getirerek toplulukları evlerinde, işyerlerinde, okullarda, sendikalarda, siyasette inisiyatifi kendi başlarına ele alıp toplumun sürücü koltuğuna geçmelerinde güçlendirebilir.

Buna rağmen Türkiye’de (ve dünyada) Sol bir türlü gelişemiyor.

Neden?

Mustafa Kumanova

guest
0 Yorum
Inline Feedbacks
View all comments