Dün anneme uğradım. Seksen yaşında olduğundan yerinden kaldırmamak için içeri anahtarla girdim. Annem telefondaydı. Konuşma tonundan ve tarzından arkadaşıyla sohbet etmediği belliydi. Aynı cümleleri sabırla, tane tane tekrarlayarak konuşuyordu. Birilerine laf anlatmaya çalıştığını anladım. On dakika kadar konuştu. Sonra yılgınlıkla kapadı telefonu. İyice meraklandım. “N’oldu ya?” dedim. Başladı anlatmaya.
Apartman sakinleri bir koku fark etmiş. Doğal gaz olabileceği şüphesiyle 187’yı aramışlar. Ekip gelmiş ve kaçağın apartmanın altında bulunan ekmek fırınından olduğunu belirleyince fırının doğal gazını kesmiş. Buraya kadar her şey normal. Mesele bundan sonra başlıyor.
Fırın işletmecisi, doğal gazın kesildiğini öğrenince bozulmuş. Önce ona haber vermedikleri için. Şimdi ekmeği nasıl çıkaracağız diye de hafif yollu sitem etmiş. Apartman sakinleri, yapacak bir şey olmadığını, gerekli onarımı yaptırırsa sorunu hızlıca çözebileceğini söylemişler. Hafta sonu olduğu için işlerin yavaş ilerlediğini öne süren işletmeci bu açıklamayı önemsememiş olacak, kimsenin olmadığı sırada hem yasal olmayan şekilde hem gaz kaçağı olduğu halde doğal gazı açmaya yeltenmiş. Tabii, tetikte olan apartman sakinleri hemen müdahale etmiş hatta gece boyu nöbet tutmuşlar aynı girişim tekrarlanmasın diye.
İşletmecinin derdi çıkaramadığı ekmekler. Sokaktaki apartmanlar bitişik nizammış, en ufak bir kıvılcımda patlama olurmuş, yangın çıkarmış, sokak toptan felakete uğrarmış umurunda değil.
Oysa yetmiş sekiz canın yitirildiği o korkunç otel yangını hâlâ gözümüzün önünde. Kolonları kesildiği ya da eksik malzeme kullanıldığı için depremde yerle bir olan binalar, ihmal nedeniyle göçük altında kalan madenciler hafızamızda. Ne var ki kimi insanlara hiçbir şey etki etmiyor. Onların hafızaları hangi felaket yaşanmış olursa olsun daima boş.
İşte bunların hepsi açgözlülükten ama daha önemlisi yaşanan felaketlerde adaletin bir türlü yerini bulmamasından. Adaletin terazisi doğru tartmayıp kötülere ödül, felakete uğrayanlara ceza sayılabilecek kararlar verildiğinden kimse yaptığının yanlışlığını sorgulamıyor. Adalet, parası olup arkası güçlü olana işlemiyor.
Anneme sordum: “Peki, seni niye aradılar?”
İşletmeci, sadece fırını ilgilendiren onarım parasına apartmanın ortak olmasını istiyormuş. Annemi de kat maliklerini buna ikna etmesi için aramış. Üstelik önce bana haber verseydiniz ben gerekli onarımı yapardım, ne gerek vardı yetkilileri aramanıza, demiş. Ha, riskin farkında olduğunun da altını çizmiş. Buna yüzsüzlük, hadsizlik, kendini bilmezlik ne derseniz deyin artık.
Allahtan riskin farkındaymış, olmasaydı neler yaşanabilirdi düşünmek bile istemiyorum. Bu adalet sistemiyle bu kafalar düzelir mi? Hiç sanmıyorum.












