OKYANUSA DÜŞEN DAMLA: ARİF SAĞ

HomeYaşam

OKYANUSA DÜŞEN DAMLA: ARİF SAĞ

Bazı gelenekler vardır, elinizde olmadan sizi çoğaltır. Bağlama çalmak bizde gelenek. Kendini anladığın anda onunla karşı karşıya geliyorsun. Bu, müzikle de karşı karşıya gelmen anlamına geliyor. Ben bağlamamla İstanbul`a geldim, hala onun peşinden koşuyorum.” Arif Sağ                                                                                                                   

Halk müziği sanatsal bir etkinlik olmaktan çok, toplumsal koşulların etki ve sonuçlarını görebildiğimiz alanların başında gelir. Halkın duygu ve düşünce kodlarıyla birlikte,  yine birey  ve toplumun felsefik, psikolojik, kültürel ve sosyolojik özelliklerini de yansıtabilen işleve sahiptir. Toplumun birleştirici öğeleri arasında yer alan halk ezgileri, sözlü ve sözsüz eserlerdir. En bilinen tarifle halk müziği; anonim(geleneksel) olması, varyantlarının olması, zaman içinde derin ve mekan içinde yaygın olması, yöresel dil ve özelliklerini bünyesinde taşımasıdır. Halk müziğinin genel çerçevesi sıralandıktan sonra halk müziğinin tarifini Sidney Finkelstein`le yapmak gerekirse: “Halk müziği, insan zihninin çarpıtılmamış, hünerli bir biçimde kotarılmış dışavurumudur. Bu bakımdan, ister istemez insan zihninin temel ve özlü niteliklerini yansıtmak zorundadır.” Yine Ahmet Say`ın  ifadesiyle: “Halk müziği; toplumları bütün boyutlarıyla hayatından kaynaklanan duygu, düşünce ve zevklerini işleyerek dile getiren, ait oldukları toplumların kültürünü yansıtan sözlü ve sözsüz ezgilerdir.”

Toplum ile birlikte gelişen ve değişen halk müziği, 19. yüzyıldan itibaren ulus devlet inşası sürecinde oldukça önemli bir konuma erişti. Kent yaşamının getirdiği olanaklar sayesinde halk müziği icracılarının eğitim alabilmelerinin yanında, kullanılan enstrümanların standartize edilmeleri yönünde çalışmalara başlanıldı.  Anadolu`da geleneksel müzik kültürü içersin de biçimlenen bağlama, halk müziğinin olmazsa olmaz enstrümanıdır. Halk müziği ve bağlamadan söz açılacaksa eğer, sanat insanı  Arif Sağ`dan mutlaka söz etmemiz gerekir. Gazeteci Şenay Kalkan Nehir Söyleşileri  dizisinde Muhalif Bağlama, ‘Arif Sağ Kitabı’ * ile halk müziğine yolculuk yapıldığı gibi, müzik sanatının okyanusunda yer alan Arif Sağ hakkında önemli bir kitap çalışması gerçekleştirilmiş.

1980`lerden sonra toplumsal yapıda önemli değişiklikler olurken, halk müziğinde de değişimlere tanıklık ettik. Akademik eğitim almaksızın halk müziğinin önemli icracılarından Arif Sağ, Musa Eroğlu, Muhlis Akarsu, Ali Ekber Çiçek, Neşet Ertaş… gibi isimler aynı zamanda ekol yaratan kişiler olması nedeniyle ayrı ayrı değerlendirmeler gerektirecek öneme sahiptirler. Yazının konusu gereği Arif Sağ`ın halk müziğine katkılarının yanı sıra, o`nun düşünce dünyasından bazı örneklemelerde bulunmak mümkün.

1980`li yıllarda ortaya çıkan ve bir fenomen olan kısa saplı bağlama, standartize edilmiş bir halk çalgısı şeklinde kabul gördü. Kısa saplı bağlamanın ortaya çıkışında Arif Sağ`la birlikte, Yusuf Toraman ve Kemal Eroğlu gibi bağlama yapım ustalarının adını anmakta fayda var. Bu konuda  Yusuf Toraman`ın açıklaması şu yönde: “Bağlama zaten vardı, cemlerde dedeler bağlama düzeniyle çalıyorlardı, Arif Sağ`ın tavsiyesiyle enstrüman teknik olarak geliştirildi.

Arif Sağ 1945 yılında Erzurum`da doğdu ve küçük yaşlardan itibaren klarnet, kaval, zurna, davul ve bağlama çalmaya başladı. 1961 yılında İstanbul`a gelişiyle birlikte Aksaray Türk Müziği Cemiyeti`nde Nida Tüfekçi ile yolları kesişti ve öğrencisi oldu. 1975-1982 yılları arasında İstanbul Teknik Üniversitesi Türk  Müziği Devlet Konservatuvarı`nda bağlama öğretim görevlisi olarak çalışmasının yanı sıra İstanbul Radyosu`nda bağlama ve kemençe sanatçısı olarak yer aldı. Dönemi itibariyle İstanbul Radyosu`nun saz heyetinde çoban kavalının dahil olmasında katkısı büyüktür. Pek çok halk müziği ilgilisi ve sevdalısına cevap olabilen Arif Sağ Müzik Merkezi`ni kurdu. 1982 yılında tek başına bağlamasıyla birlikte Şan Tiyatrosu`nda dinleyici karşısına çıkmasını müzik kariyeri açısından bir dönüm noktası olarak değerlendirir. İki saat süren konser, halk müziğine yönelik ilgiyi her boyutuyla artırdığı gibi, hak ettiği değeri verebilme yönünde yoğun bir çaba gösterilmeye başlanıldığı dönemdir.

Siyasetle her zaman ilgili olan Arif Sağ, 1987- 1991 yılları arasında Ankara milletvekilliği görevinde yer aldı. 1996 yılında Betin Güneş`in yönettiği  Köln Filarmoni Orkestrası, Bağlama Konçertosu adlı eseri Arif Sağ`ın yanı sıra bağlama virtüözleri Erdal Erzincan ve Erol Parlak`la birlikte seslendirildi. 2000 yılında flemenko gitaristi Tomatito (José Fernández Torres) ile birlikte Avrupa`nın farklı ülkelerinde konserler verdiler, yine Karadeniz Filarmoni Orkestrası ile verdiği konserler oldukça ilgi gördü.  Müzisyen Marcel Khalife ile Barış Konserleri 2003 yılında gerçekleşti. Bugüne kadar yüzlerce 45`lik plak, LP ve albümlerde yönetmen ve icracı olarak yer almasının yanı sıra elliye yakın solo albüme sahip Arif Sağ, yıllarca farklı eğitim kurumlarında da görev yapmıştır. Bağlama eğitimine önemli katkılar sunmak amaçlı Bağlama Metodu  adlı iki ciltlik kaynak eseri Erdal Erzincan ile birlikte yayınladılar.

Gazeteci Şenay Kalkan`ın Nehir Söyleşiler kitabında  Arif Sağ`ın günlük yaşamından sanat ve siyaset yaşamına dair pek çok konuya değinilmiş. Sorulan sorulara detaylı ve ilginç cevaplar veren Arif Sağ söyleşisinde, ayrıca çeşitli dönemleri anlatan fotoğraflar da oldukça iyi düşünülmüş.

Halk çalgısı bağlamanın standartize edilmesi Arif Sağ`ın üzerinde durduğu konuların başında geliyor. “Radyo sanatçılığı döneminde ‘bozulmuş türküleri’ çalmak istemedim. Bağlamanın sesi zayıftı ve kimse bununla ilgilenmiyordu. Elektro bağlama denemeleri buna yanıt oldu, bağlama da bu düşünceyle geliştirildi.”  Arif Sağ ayrıca müziğin teorik konularında oldukça derin ve temelli görüşler bildiren bir müzik insanıdır. Bu nedenle ilkin türkü, beste nedir gibi sorulara verilen cevaplardan bunu anlayabiliyorsunuz. “Türkünün bugün artık halkbilimi ile açıklamasında zaman içersin de üreticisinin duygularından arınıp, halkın duygularının içeresine karıştığını tespit ettiğimiz kaynağı belli olmayan geleneksel ezgilerdir.  Halk müziği tartışılırken köylünün ürettiği müzik anlaşılmamalı, onun şiiri ve hikayeleri de mutlak surette ele alınmalıdır.”

Önemli müzisyenlerle birlikte verdiği konserlere istinaden, herkes kendisini icra edebiliyorsa sorun teşkil etmediğini, aksine birbirini dönüştürme konusunda bir ısrar varsa burada yozluğun başlayacağını söylüyor. Halk müziğinde çokseslilik ya da düzenleme meselesiyle ilgili gelenek vurgusundan hareketle:  “A. Adnan Saygun güzel düzenlemeler yaptı ancak düzenlenmiş haliyle bu eserleri anneme dinletemezsin. Piyanodan bir basışta on ses çıkar ama bağlamada en fazla aynı anda üç ses çıkar.”  Yine iki farklı müzik türünün birbiriyle kıyasının zaten doğru olmadığını her defasında dile getirir.

Kır yaşamının çözülmesiyle birlikte  kentlere taşınan halk,  kendileriyle birlikte estetik değerlerini de beraberinde getirdiler. Arif Sağ, İstanbul`a gelişiyle birlikte  bir dönemine takabül eden arabesk müzik yapmayı, ‘halkına ihanet’ derekesinde görüyor. Arabesk meselesini müziksel tarifin ötesinde sosyolojik  ve politik nedenleriyle  birlikte ele alan bakış açısına ilişkin görüşleri kısaca şöyledir: “Köylü insanın kentlerde nasıl yaşadığına bakmak lazım, perişanlıklarını görmek lazım. Bu perişanlığı tüccarların eline bıraktığınızda orada kültürel bir ranta dönüşür, asıl mesele de bu ranta alkış tutmamaktır. Arabeski sevip sevmeme ya da beğenip beğenmemekten öte , toplumda bunu besleyen koşullar ve düşünce yapısının neden hala değişmemiş olduğuyla ilgileniyorum.”

Diğer yandan hem sanatın sansürlenmesi,  hem de devlet sanatçılığı konusunda  ise; devlet tarafından kontrol altına alınan bir kültürün sonraki kuşaklara doğru aktarılmasının  mümkün olamayacağını söylüyor. İyi bir benzetme ise; “devletin çalgıcısı olur ama sanatçısı olmaz, nasıl devletin yazarı olamıyorsa sanatçısı da olmaz”dır. Bu nedenle devlet sanatçılığı ünvanını kabul etmediğini biliyoruz.

Hali hazırda Türkiye`de sanat yaklaşımının  bir sistemsizlikle yürütüldüğünü, ayrıca sanata önem verilmediğini dile getiriyor. Her şeyi popüler hale getirip magazinleştiren büyük bir gücün varlığı nedeniyle, gerçek sanat üreticileri için koşulların zorluğundan bahseder. Arif Sağ sanatın ülke yönetiminde etkili olması gerektiğini düşünen biri olarak siyaseti milletvekili olarak sürdürmeye başlamasına ilişkin, sanatçının siyasetle ilgilenmesi gerektiğini her fırsatta dile getirir. Ancak aktif siyaset yaşamında siyasetin ‘rant malzemesi’ düşüncesiyle yürütülmesini o dönemde de görüp, eleştirmiştir.

Bir diğer konu da, hiç akıldan çıkmayan 2 Temmuz 1993 Sivas katliamının tanıklarından olan Arif Sağ, Pir Sultan Abdal Şenlikleri`nde konser vermek üzere gitti ve kendi deyimiyle kaybettiği onca arkadaşı ve dostları arasından tesadüf sonucu hayatta kalabildiğini söyler.  Bu nedenle 2 Temmuz Sivas’ta, “sadece demokrat veya Alevilere yönelik bir katliam değil, aksine Türkiye`nin, herkesin sorunudur“, der.

Şenay Kalkan`ın söyleşi kitabı  Muhalif Bağlama Türkiye`nin en önemli bağlama virtüözü Arif Sağ`ın Erzurum`dan İstanbul`a dek uzanan hayat hikayesinin yazılı kaydıdır. Yazar kitabını temenni cümlesi ile bitirirken oldukça önemli bir belirlemede de bulunuyor. Bir halkbilimcisi ya da müzik insanı tarafından Arif Sağ`ın halkbilimine katkısı, halk müziğindeki yeri ve  önemini tartışan ya da araştıran bir kitabın -gecikmeli de olsa- ortaya çıkmasını diliyor.  Benzer bir temenni ile Arif Sağ`da; halk müziğinin kaynaklarına inebilmek , örneğin Alevi toplumunun müzik  ve kültürünü  kayıt altına almak için dedeler üzerinden çalışmaların mutlak surette yapılması gerektiğini söylüyor.

Yapmış olduğum internet araştırması sonucunda; Arif Sağ`ın Türkiye halk müziği ve kültürüne katkısının konu edildiği haber, araştırma, tez ya da makaleden çok, hastalığı ve hatta farazi ölüm haberlerine fazlasıyla rastlamış olmamdı. Bir bütünü temsil etmese de,  bilgi ve kültür kaynaklarımıza nasıl ve de nereden baktığımızın dramatik bir yansıması olarak  görülmelidir.

Arif Sağ, tezeneli icra ile tezenesiz icra(şelpe) tınısının arasındaki farkı öğrencilerine suya düşen damla sesine benzeterek açıkladığı söylenir.  Tezenenin tele düşmesiyle, parmağın tele düşmesi arasındaki fark; damlanın betona düşerken çıkardığı sesle, damlanın suya düşerken çıkardığı sesin birbirinden ayrıldığını anlatır. Yine Anadolu`yu popülist yaklaşımlarla anlamanın mümkün olmadığını, Türkiye ve dünyada gelişen tüm toplumsal değişimler kültürel hayatımızda değişmelere neden olduğunu bilmemiz ve gözlemlememiz gerektiğinden söz eder. Sanat üretimi için ise şunları dile getirir: “Dünü tanımak, bugünü yaşamak, yarını düşünmek lazım. Yetmiş yıllık birikimime bakınca öğrencilerimin beni aşması gerekiyor. Aldığını bozmadan ama onun gibi de olmadan devam ettirmek gerekiyor.”

Söylenilmeye çalışıldığı gibi, halk müziği sanatsal bir etkinlikten çok toplumsal işlevlerle koşullanmış bir alandır. Bugün açısından da halk ezgileri toplumun çekim merkezi olmaya devam etmektedir. Toplumun kimlik yenilemesi ya da değiştirmesi nedeniyle halk müziğinde de kimi değişikliklere rastlamak kaçınılmazdır. Gelinen aşamada halk müziğinin hem icracısı hem de dinleyicisinin çoğalmasında Arif Sağ gibi sanat insanlarının katkısı oldukça fazladır, sanatıyla topluma ayna tutabilen  ve okyanusa  düşen damlaların  çoğalması dileğiyle…

 

Özden Çiçek

02.02.2021 / Hannover

 

KAYNAKÇA

-Bağlama Metodu, Bağlama Düzeni, Arif Sağ, Erdal Erzincan, Pan Yayıncılık, 2009

-Bir Bağlama Efsanesi: Arif Sağ, Söyleşi: Murat Meriç, Hürriyet Gazetesi, 29.03.2018  

*Muhalif Bağlama, “Arif Sağ Kitabı”, Söyleşi: Şenay Kalkan, İş Bankası Kültür Yayınları, 2004

-Müzik İlişkisi Bağlamında  Kısa Saplı Bağlamanın Serencamı, Ulaş Özdemir,   Müzik Ve Politika Sempozyum Bildiri Kitabı, 2018

-Siyaset Meydanı, “Türküler Programı”, Ali Kırca, ATV, 1998  

guest
0 Yorum
Inline Feedbacks
View all comments