Olduğu Gibi Diyaloglar-1: Kök Salma

HomeYazarlar

Olduğu Gibi Diyaloglar-1: Kök Salma

Cengiz- Mübalağıcılık Türkiye’de bir kültür…

Naim- Bence de. Hatırlıyorum, çocukluğumda arastada esnaf toplanır ve meşhur yalancıya- söylediklerinin yalan olduğunu bile bile- tekrar tekrar anlattırırlardı. Bir nevi esnafların terapisiydi bu eylem. Bu yalan ve mübalağa bizim toplumumuzdaki erkekler mahallesinde cinsellik alanında zirveye çıkar…

Cengiz- Türkiye’de evet, esnaf ve köylü kesimi aşırı abartarak anlatırlar. Olanın 10- 20 katı fazlasını abartarak anlatırlar.

Naim- O mübalağa ile anlatılanların yalan olduğunu dinleyenler bilir fakat ittifak halinde dinleyip kendilerinden geçerler.

Cengiz- Anadolu’da abartı, mübalağa kültürün bir parçası. Herkes fantastik gerçekliği Marquez’de, Latin Amerika’da arıyor da Anadolu’da da var bu fantastik gerçeklik.

Naim- Günlük yaşamın içinde var. Yazar olmaya hiç gerek yok. Siyasal alanda da görüyoruz bunu. Bunları bilince şaşırmıyor insan. Adam diyor ki; Almanya’da market rafları boş, insanlar kıtlık içinde!

Cengiz- Buna inanan da var ve çok. Sürrealist bir yalan bu, gerçek dışı, fantastik ama alıcısı var. Anadolu insanı gerçekleri anlatırken onu fantastikleştiriyor, gerçekliğinden kopartıyor.

Naim- Bunun nedeni baskı mıdır, zor mudur; Ezop Dili’ni bu yüzden mecburen kurma mıdır? Evveliyatını tam bilemiyorum ama sonraları bu dil sevilmiş ki devam ettirilmiş.

Cengiz- Fantastik bir dil kullanmak Anadolu’da bir anlatım şekli, kültürün bir parçası.

Naim- Fıkralarda da aynı durum söz konusu. Cinsellikle ilgili fıkralarsa daha beter…

Cengiz- Dünyada başka ülke var mıdır böyle, erkeklere devsel özellikler yükleyen fıkralarında? Anadolu kültüründe fantezi, abartı, sürrealizm araştırılsa çok ilginç sonuçlar çıkar ortaya.

Naim- Evet katkısı olur öyle bir çalışmanın.

***

Cengiz- Ben bu akademisyenleri anlamıyorum. Kendi toplumunu doğru dürüst araştırmayan bir akademisyen zümresi olur mu? Bunlar kendi toplumunu, argosunu, toplumun alt kültürlerini, toplumun mahalle kültürlerini bilmezler. Bu ne biçim sosyoloji, bu nasıl bir sosyologluk?

Naim- Ülkede doğru düzgün kapsamlı bir argo sözlüğü bulamıyorsun. Hulki Aktunç yaptı, eline sağlık. Mesela o sözlüğün maddelerini incelerken, çocukluğumdan beri hafızamda olan daha çeşitli argo kelimeleri, deyimleri hatırlıyorum; daha kapsamlısı olmalı.

Cengiz- Anadolu’da alt kültür kümelerinin dili argo. O alt kültüre ait olan kadınlar da argo kullanıyor…

Naim- Tabii tabii, git Adana’ya Conolar’ı bir incele bak; erkek- kadın kullanıyor argoyu orada.

Cengiz- Kendi toplumunu, insanını tanımamak olur mu? Yemeklerini, yemek yeme biçimlerini ve benzeri birçok hallerini bilmeden toplumu nasıl tanıyacaksın? Yemek kültürü ile ilgili kapsamlı araştırmalar yapmak lazım mesela.

Naim- Aslında devletin Yemek Kültürü Üniversitesi kurması gerekir. İçinde bölgelere ve yiyeceklere göre ayrılmış bölümler olması lazım. Bazı üniversitelerde gastronomi bölümleri açıldı da onlar daha çok turizm odaklı. Gün geçtikçe Anadolu halklarının yemek kültürleri unutuluyor.

***

Cengiz- Dünyada Türk aydını kadar kendi toplumuna Fransız olan bir aydın sınıfı yoktur.

Naim- Türk aydınının bu halde olmasının nedeni olarak benim gördüğüm iki temel muamele biçimi var: bir, aydın zümrenin devlet tarafından kişiliksizleştirilip kötürümleştirilmesi; ikincisi de baskı. Buna hapis, işkence ve öldürme dahil. Bu iki muamele Türk aydınını esas olarak şekillendirmiş, daha doğrusu kişiliksizleştirmiş. Bu meyanda her şeye rağmen bu muamelelere tav olmayan ve boyun eğmeyen aydınlar oldu elbette. Nazım 13, Kıvılcımlı 22.5 yıl hapis yattı; Sabahattin Ali vd. devlet tarafından öldürtüldü. Bunların yanı sıra devrimcilerden, sosyalistlerden hapse tıkılanlar, öldürülenler de çok tabii ama aydın zümrenin çoğunluğu devletin iki muamelesine boyun eğmiş.

Cengiz- Bu ülke yabanıl, insanı ürküten bir ülke. Yabanıl bir tarafı var bu ülkenin. İnsanı ürküten, uygarlık ile bağdaşmayan, vahşi bir tarafı var.

Naim- Çadırlar toplanmış, apartman dairelerine geçilmiş ama çoğu apartman dairesinde çadır kültürü ile yaşıyor. Tehlikeli yan o zaten. İktidarı ayakta tutan en büyük damarlardan biri de bu.

Cengiz- Aynen aynen; köylülük, kasabalılık. Adam holding sahibi olmuş; zevkleri, giyinişi aynı taşradaki, köydeki gibi hiç değişmemiş. Türkiye zor ve çok araştırılması gereken bir ülke. Sol burada niye güçsüz? Çünkü sol bunlara karşı duyarsız ve sol da düzen aydınlarından etkilenmiş, düzen aydınları solu da şekillendirmiş. Sol da çıkıp; kardeşim yanlış bu, böyle gitmez, şu yapılmamış, bu yapılması gerekir, diye araştırmamış mesela.

***

Naim- Bizim Türkiye’deki sol özellikle- hadi 60’lardan bu yana diyelim- Marksizmi-Leninizmi öğrenmeye, uygulamaya, Türkiye’ye uyarlamaya çalıştığı kadar, bunun öncesinde bu ülke nasıl bir ülke, bu halk nasıl bir halk, bu mevcut içinde biz özgün olarak ne yapabilirizi- bunun adı ille de Marksizm-Leninizm olması gerekmiyor- araştırsaydı; ben inanıyorum ki sol bugün daha iyi durumda olurdu; halktan, ülkeden bu denli kopuk olmazdı.

Hem o Marksizmi-Leninizmi anlamayı, uyarlamayı becerememiş, hem de bunu yapacağım diye halktan ve bu topraklardan kopulmuş, yabancılaşılmış.

Cengiz- Kendi halkına yabancılaşmış sol olur mu? Sol demek; kendi halkının en güzel kültürünü, yaşam biçimini, bilgeliğini, geleneklerini özümseyip, sentezleyen, güne uyarlayan, çağa adapte eden anlayış demektir. Solun özü budur. Bunlar çok eksik Türkiye’de.

Adam Merkez Komite üyesi olmuş; Anadolu tarihinde siyasi sonuçları itibariyle en devrimci ayaklanma olan Şeyh Bedreddin Ayaklanması, adam Şeyh Bedreddin Destanı’nı okumamış. Kardeşim, sen kime devrimcilik yapacaksın? Sen Şeyh Bedreddin Destanı’nı bilmiyorsun, senin, ülkenin bu büyük eyleminden haberin yok, merak etmiyor musun? Bu halkın anti-emperyalist damarının en güçlü olduğu mücadele Kurtuluş Savaşı, ulusal direniş. O direnişin destanı var, Nazım Hikmet’in yazdığı: Kuvayi Milliye Destanı. Sen bunu okumuyorsun. Merkez Komite üyesi olmuşsun; solun yazar-çizer takımı arasına girmişsin. Orhan Kemal’in fabrika işçilerini, mahallelerini, varoşlarını okumamışsın. Sen neye göre yol alacaksın?

Naim- Birçoğu başlamadan önce şipşak Marks-Engels-Lenin’e geçip belli başlı çevrilmiş klasikleri okuyup ülkeyi tanımak istemiş, projeksiyonu o klasiklerden yaptığı alıntılarla yapmaya çalışmış. Tamam, yap da, önce ayak bastığın yeri bir incele, orada yaşayanların özelliklerini öğren…

Cengiz- Zamanında da bu toplum tanınmadan; Mihri Belli ve Kaypakkaya Türkiye’yi Çin’e, KSD Vietnam’a, Mahir Çayan Küba’ya, TKP’liler devrim zamanındaki Rusya’ya benzetmişler. Kafalarda bu şemalar olduğu için onları Türkiye’ye uyarlamak değil, tam tersine Türkiye’yi o şablonlara uyarlamaya kalkmışlar. Rusya diyenler: ayaklanma, Küba diyenler: Öncü Savaşı, Vietnam diyenler: Halk Savaşı demişler. Hep bir benzetme içinde olmuşlar; Mao, Kurtarılmış Bölge demiş, hemen Kaypakkaya; Tunceli ve o taraflarda Kurtarılmış Bölge kurmaya kalkmış.

Bu kadar şablonculuk, aktarmacılıkla sosyalistlik olur mu? Kendi gerçeğini kendin analiz etsene! Senin gerçekliğin başka kardeşim! Burası ne Vietnam, ne Küba, ne Çin, ne Rusya! Buranın bir orijinalitesi var. Buranın gerçekliği, buranın kültürel şekillenişi, sosyo-politik şekillenişi, sosyo-ekonomik, tarihsel şekillenişi farklı. Bu ülkede, burada bir farklılık var. Sen bu farklılığı bul! Farklıysa neresi, nasıl farklı; senin işin bu. Evrenselden farklı olanı ortaya çıkarmak da senin işin. Orijinaliteyi yakalamak bu zaten. O farklılık orijinalite.

Naim- Mesela, Küba’nın bu yerellik-evrensellik içinde çok başarılı olduğunu düşünüyorum. Küba’da da tiyatro temsilleri vermiş başarılı genç bir arkadaşım Küba’yı anlatırken bana dedi ki; Abi, onlar Marksist-Leninist değil ki, onlar kendilerine bir yol tutturmuşlar, onu sürdürüyorlar ve başarılı da olmuşlar.

Bizim kuşakta şöyle bir algı oluşmuştu; başarılı olmak için ya Maocu ya Stalinist ya Sovyetçi ya Arnavutçu olacaksın! Bunlara hiç gerek yoktu ki biraz önce konuştuğumuz gibi; üzerine bastığımız zemini, birlikte yaşadığımız halkı öncelikle tanımak yönünde çalışmalar yapsaydık doğru yolu daha kolay bulurduk. Ama öyle olmadı; yerel baştan reddedildi ve hepsi Kübacı, Vietnamcı, Çinci, Sovyetçi, Arnavutçu olmayı enternasyonalistlik diye cilalayıp sahaya çıktılar. Bunlar yapılınca maç baştan kaybedilmişti. Yanlış oyun düzeni ile maç zaten kaybedilmişti. Hakemin taraf tutmasına, karşı tarafın gol atmasına bile gerek kalmamıştı!

Cengiz- 40 yıl geçti, hâlâ bu gerçekleri fark etmeyenler var. Hâlâ eski kafayı devam ettirenler var…

Naim- Onlar sanıyor ki; 1980’de biz yenildik, çünkü devlet çok güçlüydü, proletaryanın güçlü bir Öncü- Müfreze Partisini kurarsak, örgütlenmelerimizi güçlü yaparsak… Böylece hâlâ sanıyorlar ki örgütlenmelerinde yeterince güçlü olmadıkları için yenildiler… Bence öyle değil; çok güçlü Müfreze Parti kursan da halkın ve ülkenin içine kök salamazsan, bu sefer daha güçlüyken yenilirsin! Olay sadece güç meselesiyle sınırlı değil…

Cengiz- Olay; kök salma, derinlere inme meselesi.

9 Nisan 2022

Çanakkale-İstanbul

guest
0 Yorum
Inline Feedbacks
View all comments