Futbolda transfer dönemlerinde yaşanan heyecana, dudak uçuklatan transfer ödemelerine alışkınız. Futbolcu kameralara gülümser ve süslü birkaç cümleyle artık yeni takımı için mücadele edeceğini söyler. Futbolcu mutludur; kulüp yöneticileriyle taraftarlar da.
Aynı futbolcu, sezon sonunda daha iyi koşullarda bir transfer teklifini değerlendirip başka bir takıma geçebilir ve o süslü cümleleri burada da kurabilir. Bunu kimse yadırgamaz. Çünkü profesyonel sporun doğasında sadakat değil çıkar ön plandadır.
Ya siyaset? Siyaset böyle olabilir mi?
Bir belediye başkanının ya da milletvekilinin seçmenin oyunu cebine koyup başka bir partiye geçmesi, dün en ağır sözlerle eleştirdiklerini bugün süslü cümlelerle övmesi, mücadelesini yeni partisi için vereceğini söylemesi ve diğerini kıyasıya eleştirmesi doğal karşılanabilir mi?
Siyasetçilerin de herhangi biri gibi zamanla görüşünü değiştirmesi, dün yanlış bulduğunu bugün doğrulaması mümkündür. Onlar da toplumun yararını gözeterek yeni bir düşünceyi benimseme hakkına sahiptir. Ancak bugün geldiğimiz noktada ne tür bir ideolojik dönüşüm yaşandığına dair en ufak bir merak uyanmıyor zihinlerde, bunun yerine “Acaba haklarında hangi dosya açıldı, hangi pazarlıklar yapıldı?” sorularına yanıt aranıyor.
Seçmenin oylarıyla geldikleri makamları geçici olarak vekâlet ettikleri yerler olarak değil de kişisel kariyer ödülü olarak görmeyi alışkanlık haline getirenler, üzerine bir de aldıkları oyları kişisel sermayeleri gibi oradan oraya taşıma cüretini gösterebiliyorlar. Adil yoldan elde edemediğini kolay yoldan elde etme çabasında olan iktidar da elindeki kozları kullanıp bu transferleri istediği gibi yönetiyor.
Bu kişilerin yanlarında getirdikleri oy, makam ve sembolik güç olmasa iktidar yine aynı iştahla bu transferlerin peşine düşer miydi? Tabii ki hayır. Partisine en ağır eleştirileri yönelten, kendisine yüzde yüz karşı olduğunu bildiği omurgasız siyasetçiyi kim, ne yapsın? Ama siyasi arenayı öyle bir çöplüğe dönüştürdüler ki artık kimse yaptığından utanmıyor. Utanmanın kalmadığı yerde de amaç topluma hizmet değil, çıkarını korumak oluyor.
Umalım ki evdeki hesap çarşıya uymasın ve seçmen, kendi iradesini hiçe sayıp iktidar safına geçenlere gerekli cevabı bir sonraki seçimde versin. Yaşadığı güven kaybının hesabını sandıkta sorsun. Seçmenin iradesini yanında götürdüğünü sanan siyasetçi de kolay yoldan seçmen sahibi olmak isteyen iktidar da boyunun ölçüsünü alsın.












