Siyasallı iki güzel insana
Ülkede vatan, millet, Sakarya edebiyatıyla iktidarı ele geçirenlerin kendilerine inandırdıkları gençleri solcuların üzerine sürdüğü yılların sonrasında görüldü ki o cenah o şiarlarının maskesi ardında ülkeye ve halka ihanet ediyorlardı.
Sosyalistler de kendilerine göre bir ihanet çizgisini rehber edinmişlerdi. Evet, sosyalistler de; sınıflarının kendilerine sağladığı konfora, okudukları üniversitelerden alacakları diplomaların kamuda ve özel sektörde sağlayacağı avantajlara, lay lay lom hayatlara ihanet ederek mazlumun, mağdurun, madunun yanında canları pahasına yer alarak, ellerinin tersiyle ittikleri tüm bu ayrıcalıklara ihanet ettiler!
Karşı tarafın peşinde koşanların kıblesi kendi ikballeri iken, sosyalist gençlerin rotası bağımsız bir Türkiye ve mutlu bir halktı.
***
İşte, tasvir ettiğim o zamanlarda iki güzel insan tanıdım. İkisi de sosyalistti, ikisi de Siyasallıydı.
Kadın, ’80 öncesi fakülte yıllarında okulun dersleriyle birlikte, dahil olduğu politik hareketin militanlığını yaparken entelektüel bir ailenin kızı olarak da genç yaşında öyküler yazardı.
Yine aynı politik hareketin militanı, entelektüeli olan adam ise birçoğunun girmek için takla attığı fakülteyi bırakıp bizim fakültede öğrenci olmuştu. Bu transferin sebebi taşrada söylendiği gibi Siyasal’ın Gominizmin Merkezi olması mıdır sadece yoksa başka bir sebebi var mıydı, fikir yürütmeyeyim…
Adam, o aydınlık yüzlü, tatlı sohbetli, öykücü kızı hep içinden, derinden sevdi.
Toplumsal sıcak mücadele 12 Eylül darbesiyle ülkede tatil edildi ve cuntanın marifetleriyle devrimciler öldürüldü, asıldı, sakat bırakıldı veya delirtildi. O zamanlar psikoloji-psikiyatri kelimeleri bu kadar yaygın değildi solcular arasında bile.
12 Eylül darbesiyle operasyonlar, kaçışlar, hapisler ve beraberinde kesintiye uğrayan hayatların sonrasında, yeniden yarım yamalak da olsa kurulmaya çalışılan yeni hayatların mücadelesini verdi insanlar.
O süreçte kadın da adam da ayrı düştüler. Başkalarıyla evlenip daha sonraları ayrıldılar eşlerinden.
Devrimci gençlik darbeli gençlik olmuştu. O kadın arkadaşın rahatsızlığı tedricen artmaya başladı. Ankara Sıhhiye’deki bir mitingin sonlarına doğru Sema’yla kalabalığı yararak yakındaki Hacettepe’nin psikiyatri servisine yatırılan kadın arkadaşımızı odasında ziyarete gittik. Annesiyle karşılıklı yüzlerimizden akan acıyla bakışırken arkadaşımız, bitmek üzere olan mitingden gelip pencereden içeri giren sloganları engellemek için çabucak pencereyi sıkı sıkıya kapatırken bize sordu:
-Operasyon mu var?
12 Eylül fiilen bitmiş olsa da onun 12 Eylül’ü hiç bitmeyecekti. Şizofreni beyni, hafızayı öldürüyordu ama hasta yaşamaya devam ediyordu. Şizofreni öldürücü bir hastalık değildi.
***
O günlerde, Siyasallı olan ve Siyasallı arkadaşını ezelden, derin ve içten seven adam bir gün kadının annesinin evine gitti hasta arkadaşını ziyarete. Baş başa kaldıkları bir anda annesine niyetini açıkladı:
-Kızınızla evlenmek istiyorum!
Anne şaşırdı ve:
-Oğlum, kızımın hâlini biliyorsun, nasıl olacak bu?
diye sorunca, adam yanıtladı:
-O’nun ölüsü bile yeter bana!
Annesinin gözleri doldu, yazan-çizen entelektüel kocası bile kendisi için fırtınalı evliliklerinde böyle bir cümle kurmamıştı. Gözyaşlarının bir kısmını bu nedenle içine akıtırken, diğer kısmını kızının bu hâlinde bile böyle sevilmesine ve adamın bu derece sevmesi için de sevinç gözyaşlarını dışına akıttı.
Adamın yaşadığı aşk değildi. Aşk, hormon kampanyasıdır! Onunki sevgiydi, ilelebet olanından.
***
İkisi evlenip yaşadığımız şehire geldiler. Devrimciler, kültürümüzdeki bağnaz ve yanlış gelenek ve göreneklerle mücadele ederler ama hayatın içindeki insani ritüellere de ayak uydururlar. Biz de eşimle öyle yaptık. İkisine bir oda hazırladık, evimizi düzenleyip, pijamalarımızı ve diş fırçalarımızı alıp bir arkadaşımızın evine gittik o gece yatıya. Onların geciken mutluluğu bizi de mutlu etti.
Bir süre sonra kadın arkadaşımızın tesadüfen son evresinde çağın illetine yakalandığı haberi geldi. Şizofreni öldürmedi ama kanser genç yaşında öykücü kızı aramızdan ve ilelebet sevgilisinin yanından aldı. O adam dışarıdan bakanlara göre tek kalmış görünse de, bence hiçbir zaman tek adam olmadı o. O’nun ölüsü bile yeter bana, cümlesini kuran biri için ölüm yoktur. Onun sevgisi mezara kadar değil, mezardan da öteydi.
Dün de o ilelebet sevgili olan adamın ölüm haberini aldık. Üzüldük tabii ama isterseniz teselli deyin; iki sevgilinin kavuştuğunu düşünüyorum. Bu da benim metafiziğim olsun. Bu kadarcık metafizikten zarar gelmez!
Görsel: Van Gogh’un İki Âşık tablosu.







