Ortaçgil : Dünyayı değiştirmekten vazgeçtim

Her dönem söylendi şarkıları, sahneye çıktığında sadece çaldı ve söyledi. Sessizliği, naifliği ve müziğiyle bilindi sadece. 40-50 yılı aşkındır sadece sevdiği şarkıları söyledi ve bir külliyat oluşturdu. Onun şarkıları zamansız aslında, hiçbir zamana sığmıyor… Küçük bir tını duysak hemen söyleyiveriyoruz: Bülent Ortaçgil.

Ama o bugünlerde şarkı ve müziklerinin ötesine geçti. “Kim merak edecek benim hayatımı” diyerek başlayan serüveni bir kitaba dönüştü ve şarkısıyla aynı adı taşıyor: Bu Su Hiç Durmaz… Mahmut Çınar’ın kaleme aldığı kitap Ortaçgil’in hayatına inceden dokunuyor, müziği, şarkıları, şarkıların hikâyesi… Ve yaşamın kıyıları…

Bülent Ortaçgil’le bir araya geldik. Hem kitabını, hem de müzikal yolculuğunu konuştuk.

-Bu Su Hiç Durmaz kitabınız yayımlandı. Yıllarca şarkılarınızla büyüyen bir kuşak şimdi hayatınızı da okuyacak, nasıl bir duygu?

Açıkçası bu kitap işi gelince “hayatımı niye merak etsinler ki” diye düşündüm. Evet, şarkılarım var, hala dinleniyor, belli bir kitle takip ediyor. Ama Mahmut’un teklifi üzerine düşününce açıkçası biraz soğuk davrandım. İlk tanıştığım insanlara karşı duvarlarım olur. Hemen duvarlarımı örerim. Ama sonra yanıma gelen insanlar sıcaklığımı anlarlar. Eğer ciddi bir iş yapmak istiyorlarsa ki Mahmut’un ciddiyetini anladım orada, o zaman hiçbir sansürüm kalmıyor. Gönüllü olmasam da Mahmut’u tanıdıkça daha gönüllü oldum. Bu bir süreçti, birkaç seans sonra ancak açıldım…

-Zorlu bir süreç miydi?

Mahmut, müzikal hayatımın her şeyine vakıf oldu. Bu da beni rahatlattı. Şarkılar üzerine gelişmiş sohbet beni daha iyi anlatır dedim… Ama bir süre sonra otosansür de kalktı. İlk başta soğuk davrandığım, sonrasında da oldukça açıktım. Akıcı ve merak uyandırıcı sohbet olduğunu söylüyorlar okuyanlar. Ve elbette ki benim şarkılarımı bilen biriyle sohbet etmek çok daha başka…

-Zaten hep müziğinizle ön plandaydınız…

Özel hayatımı kimse merak etmediği için bu durum böyle süregeldi. Niye merak etsinler ki? Ben şarkılarımla bilineyim, yüzüm tanınmasın ortalıkta daha rahat dolaşabileyim, kendime bir yaşam alanım olsun diye bir çaba gösteren bir adamım.

YAZAMAZSAM HOŞÇA KAL DERİM

-Soğuk bir adamım diyorsunuz ama gülen bir portreyle karşılaştı okuyucu…

Ben kahkaha atmasıyla ünlü bir adamım, inanın yani. Ben kahkaha atmaktan yataktan düşmüş bir adamım. Ama sonra kahkahalarım azaldı. Fotoğraf çekileceğim zaman inanılmaz yabancılık hissediyorum. Hayatımda hiç sahne profesyonelliği gösteremedim. İyi bir sahne adamı değilim. İyi fotoğraf da çektiremem. “Gül” dedikleri zaman gülemem. Ama iyi kahkaha atarım. İnsanları şarkımla etkilemek istiyorum. Eskiden televizyona çıktığımda 1 hafta evden dışarı çıkamazdım. Kimse beni görmesin, tanımasın, bilmesin diye.

-Şarkılarınız kuşaklar boyunca bu zamana kadar geldi. Hiç değişmediniz… Popüler olma kaygısı da gütmediniz… Öyle değil mi?

Bu zamana kadar gördüğümü, düşündüğümüz estetik kaygıyla yapmaya çalıştım. Benim 40- 50 yılım böyle geçti. Mesela Müslüm Gürses şarkımı söylemeseydi şu tanındığımın yarısı kadar tanınmazdım ama bu yaptıklarımın değerini ne alçaltır ne de yüceltirdi. Popüler olmak başka bir dünyanın hesabı benim için.

YAŞLANDIKÇA DAHA ÇOK ÇALMAYA BAŞLADIM

-2011 yılından bu yana söz ve beste yapmadınız, neden?

Yazmadım evet… İnsan bir şey yazdığında dünyayı değiştirmek istiyor. Dünyayı değiştirmek istemezsen bir şey yazmıyorsun. Ben artık bir şey değiştirmek istemiyorum. Hiçbir şeye de şaşırmıyorum. Korkunç bir şey, şarkı yazmayı hissetmemeye başladım. Türkiye bana fazla basıyor… Birincisi yaşlandığımı hissediyorum, olanı kabul etmeye çalışıyorum. Şarkı yazma hissi o yüzden oluşmadı. Yıllarca bir şey yazamadığım dönmeler oldu. Yeni bir şey yaptığıma inanmadıkça bu külliyatı bozmam. Yazarsam yazarım yazamasam da hoşça kal derim.

-Sizin bir kitleniz var ve sizi kahramanlaştırıyor. Sizce neden?

İnsanlar kahramanlardan hoşlanıyorlar. Ben hiç kahraman değilim, tam anti kahraman örneğiyim.

-Takip ettiğiniz, beğendiğiniz yeni kuşak sanatçılar var mı?

Kimseyi takip etmiyorum. Var tabii iyi şeyler. Bu Su Hiç Durmaz gibi şarkı yazmakta durmayacak. Kalıcı olanlar uzun süre devam edecek, moda kökenli olanlar daha az bize hitap edecek… Özel bir şeyim yok. Mesela arabada müzik dinlemem. Müzik benim için özel bir eylem. Ama Teoman’ı sevip sevmediğimi soruyorsan, Teoman ı seviyorum…

-Peki, şimdi kendinizi nerde görüyorsunuz?

Yaşlandıkça daha çok çalmaya başladım. Şimdi daha çok konser veriyorum. Sırf müzikle hayatını kazanıyor olanlar için hoş bir şey. Ben memnunum. Yoruluyorum belki… Türkiye’nin her yerinde çalıyorum ve bu beni memnun ediyor.

-Şarkılarınız hep dinlendirici ifadesi kullanıldı, sizce?

“Şarkılarınız ne kadar dinlendirici” denmesinden rahatsız oluyorum tabii. Bir şeyi yumuşak söylüyor olmak dinlendirici olduğu anlamına gelmemeli. Tabii, söyleme biçimiyle, konu bütünü bir anlamda bağdaşık. Ben öyle bir söylüyorumdur ki; onu hiç ciddiye almıyor olabilirler. Yani insanlar bu şarkıları dinlerken, sanki ben kuşlardan, aşklardan bahsediyorum gibi de olabiliyordur. Sonuç olarak bu algı direkt olarak benden de kaynaklı olabilir.

ESKİDEN YAPTIĞIM MÜZİK PARA ETMİYORDU

-Aslında sizi hep kentli şarkıcı olarak bildik. Yüzünüz hep batıya dönüktü; bir nedeni var mı?

O dönemki müzikal tercihim biraz benim altyapımdan ileri geliyor salında. İşte yabancı okullarda okumak, kentte yaşıyor olmak. Göç yapmamak, İstanbul gibi Türkiye’nin Paris’inde oturmak gibi… Dolayısıyla bunlar benim yerelle direkt olarak bağımı engellemiş durumlar. Mesela Erkan Oğur yerelde okumuş biri olduğu için o damardan beslenmiş durumda. Ben daha fazla batıya dönük, daha fazla batıdan etkilendim. 68 gibi dönemin sosyal olaylarını birebir yaşadım ya da Sartre gibi varoluşçu akımın içinden geçmiş biri olduğum için o akımlara dahil olmadım diyebilirim.

-Müzik üzerine ısrarınız hep devam etti… Bu ısrarın altında yatanı merak ediyorum?

Müzik üzerine ısrar etmenin bedeli çok ağır… Hayatınla eş değer bir şey. Böyle bir tercihte belki sizin nesil burada cayabilir; ben caymadım, ısrar ettim. Benimle neslimde de çok cayan var ama ben caymadım. Müzik yapmayı çok ciddiye aldım, tek fark orada. Yoksa bu durumun özetinde hani benim çok özel biri olmam da yatmıyor. Hayattan etkilendim, değiştim, dönüştüm o ayrı mesele ama büyük kulvar değişikliği yapmadım. Hangi şarkıdan hoşlandıysam, hangi tür sözü söylemek istiyorsam o söze benzer bir şeyler söyledim. Eskiden yaptığım müzik hiç para etmiyordu, şimdi biraz para ediyor.

Kitaptan bölümler:

TEOMAN’A ŞARKI VERMEDİM

Teoman’ın ilk albümü için bir şarkı istenmiş ve vermemişsiniz diye biliyorum.

Olabilir, hatırlamıyorum öyle bir şey. O zamanlar Teoman’ı tanımıyordum, belki ondandır. Tanımadığım insanlarla bu tür ilişkiden hoşlanmıyorum çünkü pek güvenmiyorum insanlara böyle durumlarda. Ama Teoman’ı daha sonra dinlediğimde, genç neslin iyi bir şarkı yazarı olarak filan gördüm. Dolayısıyla Teoman ile yaptığımız projenin de öyle bir esprisi var benim açımdan. İki ayrı nesil şarkıcılarının bir araya gelmesi…

MÜSLÜM GÜRSES İYİ BİR ŞARKICI

Müslüm Gürses meselesi de var.

Müslüm Gürses aslında birazcık başka türlü. Çünkü Ezel Akay’la “Bu Şarkılar Adam Olmaz” zamanından kalma bir ahbaplığımız var. Boğaziçi Üniversitesi’nden ahbaplığımız var. “Bu şarkını kullanmak istiyorum senin,” dediği zaman al kullan dedim ve sormadım da kim söylüyor diye. Ama karşıma hoş bir sürprizle Müslüm Gürses çıktı.

Müslüm Gürses’in çok ayrı bir yeri var tabii.

Yani kabul edelim, Müslüm Gürses çok iyi bir şarkıcı.

MÜSLÜM GÜRSES KENDİSİ NEYSE ONU YAPIYOR

Onun da başka bir dönemiydi tabii o. Benim hiç orijinal bulmadığım, Müslüm’ü başka bir kitleye tanıtan, ama ortaya pek de özgün bir şeyin çıkmadığı bir dönemi…

O hataydı onun için. Yani Bob Dylan şarkısı mı neydi onu Türkçe sözlerle filan söylemeye kalktı. Benim için hata o. Çünkü neyi temsil etti? Bu insanlar samimi insanlar bunu ben biliyorum. Yani Müslüm Gürses, kendisi neyse onu yapıyor, dünyası neyse onu yansıtıyor zaten. Yalan söylemiyor. Tatlıses de öyle. Şimdi sen ona tutup da iyi şarkıcı diye, ne bileyim ben, devrimci bir şarkıyı söyletince komik kaçıyor. Ya da Bob Dylan’ın, Beatles’ın… Öyle bir proje fazlasıyla ticaret kokar. Ticaret kokmasında öyle büyük bir sakınca olmayabilir bir yere kadar ama kokar yani. Nitekim Müslüm Gürses projesi ticaret koktu bence. O çünkü başka türlü bir şarkıcı ve başka türlü şarkılar söylüyor, bir sürü insana göre de muhteşem söylüyor onları filan. Beni etkilemiyor ama “Sensiz Olmaz”ı güzel söyledi, bu kadar basit.

Röportaj : Gülsen İşeri

Haber Etiketleri
Yazıyı Paylaş
Yazılmış yorum yok

Yorum Bırakınız