Pandemi bahane Marketing şahane ! Konuk yazar ;Tuncay Özdemir

HomeYaşam

Pandemi bahane Marketing şahane ! Konuk yazar ;Tuncay Özdemir

Çağımızın en büyük felaketini yaşıyor olabiliriz. Son yüzyılda yaşanan iki büyük emperyalist paylaşım savaşını ve “11 Eylül” ile fitili ateşlenen Ortadoğu ve Kuzey Afrika’daki vekâlet savaşlarını bir tarafa koyarsak, doğa kaynaklı–sanal ortamda aksi yönde ipuçları taşıyan çok fazla veri dolaşıyor olsa da- bir kriz hali olarak küresel görünüm arz edenCoronavirus (Covid-19) salgını, yaklaşık yüzyıl önce meydana gelen İspanyol Gribinden sonra İnsanlığın yaşadığı en büyük afet olarak rahatlıkla kayıtlara geçirilebilir. Coronavirus salgınının neden ve sonuçları noktasında gerek siyasal, gerek toplumsal çıktılarının orta ve uzun vadede neler olacağı üzerine çok sayıda araştırma- inceleme ve yorum yapılıyor. Rejimlerin totaliterleşeceğinden tutun, Avrupa Birliği’nin dağılacağına, oradan Çin ile ABD arasında patlak verecek savaşa gerekçe olacağından, küreselleşmenin sonu olacağına dair yorumlara kadar geniş bir yelpaze söz konusu.

Benim ise bu yazıda kısaca değinmek istediğim husus; salgının orta-uzun vadede etkileyeceği siyasal sistemlerden ziyade bu sistemlerin alt yapı kurumu olan ekonomisi bağlamında emperyalist kapitalist “makinenin” andaki somut görünümü ve hatırdan asla çıkarılmaması gereken gerçekliği üzerine bir vurgu ile sınırlı.

Bu bağlamda elbette başlığımız “kapitalizm ve kriz” olmalı. Zira temasım tam da buraya olacaktır. Bilindiği gibi kapitalizm hâlâ çoğu Marksist tarafından üretim anarşisi olarak tarif edilir. Her ne kadar son 30 yılda kapitalist sermaye rejimleri üretim süreçlerini büyük oranda planlı – kendi talebini yaratan- hale getirdilerse de halen kapitalizmin mantığının rekabete dayandığını dolayısıyla azami kâr uğruna büyük riskler alan bir aşırılıkla hareket ettiğini düşünenlerdenim. Kapitalizm esas olarak “Herkesin herkesle savaşı” olmaya devam ediyor. Bu nedenledir ki kriz kapitalizm için kaçınılmazdır.  Aynı zamanda kapitalizmin yapısal bir içkinliği olarak kriz istisna değil kuraldır. Bunu çok evvel anlayan sistem teorisyenleri artık krizleri büyük felaketler olarak değil tersine kaçınılmaz nimetler olarak görmeye başladılar. Genellikle kendi yarattığı veya neden olduğu krizler kapitalizm için belirli bir oranda riski her zaman bağrında taşıyacak olsa da esasta tek bir şey için işlevli kılınıyor ya araçsallaştırılıyor; sistem açıklarını görme ve yeniden yapılanma- revize fırsatı. Bir yanıyla kapitalist “makine” buna mecburdur da, çünkü işleyişinin yapısı gereği koşullar ne olursa olsun sermayesini büyütmek, genişlemek zorundadır. Sözün kısası kâr etmek zorundadır. Buna mecburdur, çünkü makine bir kez duracak olursa onu yeniden çalıştırmak mümkün olmayabilir.

 

Gelelim somut olarak güncel pandemik krizin bu meyanda hangi görünümleri verdiğine. Haftalardır süren kriz ortamı süresinde tüm dünya devletlerinin “salgınla mücadele” kapsamında yaptığı en öncelikli ve kuvvetli uygulama evde kalma çağrısı oldu. Hepsi sokağa çıkma yasağı altında olmasa bile gönüllü ve zaruri karantinada bulunan yüz milyonlarca insanın evlerinde, hastanelerde izolasyon altında olduğunu söyleyebiliriz. Bu genel manzara, her ne kadar anlık bir görünüm verse ve en çok birkaç aya kadar son bulacağı tahmin edilse de, emperyalist kapitalizmin doğayı dizginsizce talanı, endüstriyel tarım sonucu bağışıklığı düşen insanlık ve devletlerin başkaca biyo-iktidar ve savaş politikaları sonucunda önümüzdeki yılların dünyamızı giderek distopik bir geleceğe taşıyacağından artık şüphe duymuyoruz.

 

Bu aynı zamanda üretim süreçlerinden tutun da tüketimin alacağı yeni hale kadar aslında toplam olarak yeni bir konseptin şimdiden oluşmaya başlayacağını anlatıyor bizlere. Bu konseptin en görünür yanı ise pazarlama yani marketingtir. Türk kanallarında kısa bir gezinti yaparak epeyce veriye sahip olabiliriz. Çoğunluğu ulus aşırı olan şirketler Türkiye pazarı için hiç bir gecikmeye mahal vermeden durumdan vazife çıkarmış görünüyorlar. İnsanların,  pardon “müşterilerin” sosyal izolasyonda olma, büyük bir panik ve stres altında bulunmalarından doğan durumu “fırsata” çevirerek buna uygun satış ve pazarlama yöntemlerini hayata geçirmeye başladılar bile.Gerçekte asla umurlarında olmadığını bildiğimiz sosyal duyarlılık spotları eşliğinde yani büyük bir riyakarlıkla başta temizlik ve hijyen ürünlerinden, yatağa, oradan elektrik süpürgesine, online tv-sinema platformlarından, yemek sipariş sitelerine, oradan  banka kredilerine kadar hepsi vaziyet almış görünüyor. İnsanların gerçek sorunları orta yerde dururken onlara her zamanki gibi aslında ihtiyaçları olmayan şeyleri satmaya çalışan -her zamanki-  azami kâra dayalı insanlık dışı kapitalist ticari mantık, yeni marketing sloganlarıyla hızlıca tedavüle girmekte tereddüt etmiyor.

 

Sözü hızlıca toparlayacak olursam; kapitalist sermaye ve onun egemenlik aracı olan devletler salgın, deprem veya diğer türlü felaketleri ister kendi yaratmış isterse doğrudan iradesi dışında gerçekleşmiş olsun fark etmez, fırsata çevirmek, oradan dâhi nemalanmak zorundadır. İnsan dediğimiz olgu onun için sadece dinamik anlamda üretici/tüketici bir güç ve kaynaktır. İnsan, önünde sonunda istatistiksel bir veri ve önünde sonunda bir metadır onun için.

 

Büyük insanlık ailesi adına virüsten daha tehlikeli, saldırgan ve ölümcül olan kapitalizmden asla bizim anladığımız anlamda bir “İnsancıllık”  beklememek gerekiyor. Beklememek, bilmek ve asla hatırdan çıkarmamak gerekiyor ki teşhirimizi onu ıslah etme yönlü imkânsızlığa değilyıkıp paramparça etme hedefiyle kuralım.

 

 

04/04/2020

Tuncay ÖZDEMİR

Sosyolog

*Bu makale yazarın görüşlerini yansıtır. Sonhaber’in yayın politikası ve editoryal bakış açısı ile her zaman uyumlu olmak zorunda değildir.

guest
1 Yorum
Oldest
Newest Most Voted
Inline Feedbacks
View all comments
Sevda

Önemli NOKTALARIN VURGULANDIĞI açık anlaşılır bir makale.
Teşekkür ederiz.