Pontos Rum Soykırımı ve Asimilasyon (1. Bölüm)

HomeDünya

Pontos Rum Soykırımı ve Asimilasyon (1. Bölüm)

Osmanlı’nın işgali (1461) ardından başlayan İslamlaştırma politikaları bir biçimde sonuç getirmişti. Pontos özelinde batıda yaşayan Rumlar (Sinop, Samsun, Ordu, Tokat) ağırlıklı olarak Ortodoks Rum kimliklerini korumalarına rağmen Türkçe konuşuyorlardı. Doğuda ise (Trabzon, Gümüşhane, Rize) Müslümanlaştırılmış Rumlar Rumca/Pontiaka/Romeyika dilini korurken Gizli Hristiyanlık yaygın halde idi.

4,5 MİLYON İNSANIN HAYATINA MAL OLAN BÜYÜK HRİSTİYAN SOYKIRIMI 1876-1923

Abdülhamit’in tahta çıkarıldığı 1876’da (1. Meşrutiyet) Osmanlı İmparatorluğu ilk kez bir Anayasayı kabul ediyor ve parlamento açılıyordu. Çok kısa sürecek bu girişim her şeye rağmen Osmanlı feodalizminin sonlandığı anlamına geliyordu. Anayasayı rafa kaldırıp, parlamentoyu fesheden Abdülhamit 33 yıl sürecek İstibdat Dönemi’nde tüm muhaliflere ama özellikle Ermenilere yönelik katliam ve sürgün girişimlerinde bulunacaktı. 300 bin Ermeni’nin hayatını kaybedeceği bu süreç, Hristiyan uluslara yönelik sürecek olan soykırım planının başlangıcı olacaktı.
1908’de Abdülhamit’in tahttan indirilip 2. Meşrutiyet’in ilanıyla birlikte 1876’da rafa kaldırılan Anayasa tekrar yürürlüğe girdi ve parlamento açıldı. Bu girişimler Osmanlı’dan geri kalan topraklarda özellikle Hristiyan uluslar arasında heyecan yaratıp, bir arada yaşamın umutlarının doğduğu düşüncesini oluşturdu. Ne var ki daha 1909 yılında Kilikya’da Ermenilere yönelik gerçekleştirilen katliam, Hristiyan uluslara yönelik niyeti ortaya çıkardı. 1912 yılındaki Balkan savaşından yenik ayrılan Osmanlı iktidarı, 1876’da Abdülhamit’in tahta çıkarılması ile başlayan tek bir etnik ve dini kimlikli modern devlet projesi için kolları sıvadı. 1.Dünya Savaşı’na Almanların safında giren Osmanlı 1915 yılında özellikle Ermenilere yönelik 1,5 milyon insanın hayatını kaybedeceği dünyanın en büyük soykırımına imza attı. Bu süreçte 300 bine yakın Süryani ve 150 bin Pontos Rum’u da hayatını kaybetti.

19 Mayıs 1919’un tarihi karşıtlığı ise, Abdülhamit ile başlayıp İttihatçılarla devam ettirilen Ermeni, Süryani ve Rumları kapsayan Hristiyanlara yönelik imha planının, üçüncü etabının başlamasıydı. İkinci etapta katledilen 150 bin Pontoslu Rum ile birlikte 353.000 kişinin canına, 1 milyon 250 bin Rum’un Mübadeleyle (Karadeniz’den 200 bine yakın) sürgün edilmesine yol açacak Soykırıma evirilme süreciydi.

19 Mayıs bu nedenle Pontoslu Rumlar için acı, hüzün, işkence, ölüm; SOYKIRIM demektir.
Bu süreçte ayrıca Pontos ve Küçük Asya’da yaşayan 800 bin Rum kayboldu, akıbetleri öğrenilemedi. Pontos’taki kayıpların arasında 25 bine yakın çocuk da vardı. Böylelikle sürgün ve kayıplarla birlikte 1876’dan itibaren toplam 4,5 milyon Hristiyan yok edildi.

PONTOS’UN RUMLARDAN ARINDIRILMASI

 Rumların Pontos’taki varlığına son verilmesi üç aşamada gerçekleşti:
-1914-1923 Pontos Rum Soykırımı

-1923 Mübadele

-Cumhuriyet sonrası Asimilasyon

Bu makalemde ağırlıklı olarak Pontos Rum Soykırımı ve Cumhuriyet sonrası asimilasyon sürecini ortaya koyan belgeleri ele aldım.

 1914-1923 PONTOS RUM SOYKIRIMI

Bennet

1911’de ilk tehcir (sürgün) ise Rumlara yönelik gerçekleştirilir. Ermeni Soykırımı öncesi yaşanan bu tehcir, ittihatçılar açısından önemli bir deneyim, tecrübe ve provadır. İskân-ı Aşair ve Muhacirin Müdüriyeti adıyla Ermeni soykırımında koordinasyonu üstlenen kurumun başkanı, daha önce Türk-Yunan nüfus değişiminde görev almış olan Şükrü̈ Kaya’dır.

  1. Dünya Savaşı öncesinde “dâhili düşmanlardan” kurtulmak ve kıyı şeridini daha güvenli hale getirebilmek için başlatılan bu sürgün, Yunanistan ve Bulgaristan’dan Balkan savaşı nedeniyle göç etmek zorunda kalan Müslüman ahalinin yaşadığı zorlukların bilinçli biçimde abartılıp, manipüle edilmesiyle tam bir vahşete dönüştürülür.

1916 yılından itibaren ise iki yıl sürecek “Rumların Tehciri” ile bu süreç devam eder; bu süreçte ölen Rum sayısı da 150 bin civarında olacaktır. Pontoslu Rumlara yönelik asıl soykırım uygulamaları ise 1919 yılından sonra gündeme gelir.

19 Mayıs 1919 günü Samsun limanına yanaşan Bandırma gemisi 19 Osmanlı subayını taşıyordu. 19 Osmanlı subayının da ceplerinde İngiliz vizesi vardı.
Vizeyi kendilerine İstanbul’daki İngiliz Karargahı’nda istihbarat subayı olarak görevli Yüzbaşı Bennett kendi elleriyle vermişti.
Oysa 100 yıldır okuduğumuz tarih kitapları, Mustafa Kemal ve arkadaşlarının İngilizlerden, saltanattan ve İstanbul hükümetinden gizlice, yıkık dökük bir gemiyle Samsun’a doğru çıktıklarını yazıyordu.
Ama Mustafa Kemal’in cebinde sadece İngiliz vizesi yoktu. Onun cebinde 6 Mayıs 1919 tarihinde Meclis-i Vükela[1]  tarafından onaylanmış 9. Ordu (12 Haziran 1919’dan başlayarak bu unvan 3.Ordu olarak değiştirilmiştir) Müfettişliğine atanmasıyla ilgili bir yönetmelik de vardı.
Yani Mustafa Kemal’in Nutuk’u ile birlikte yazılan yeni resmi tarihe göre’’vatan haini’’ ilan edilmiş İstanbul’daki mecliste alınmış bir karardır, Mustafa Kemal’in Samsun’a gidişi. Üstelik de bu onayla Mustafa Kemal’e verilen yetki, askeri yönden’’başkomutanlık’’, mülki idare yönünden “Genel Vali” yetkisidir.

 KİMLERDEN KURTULUŞ SAVAŞI?
19 Mayıs 1919’da ’Kurtuluş Savaşı’nı başlatacak olan bu tarihin daha ilk sayfalarında karşımıza çıkan bu denli gerçeklere uymayan anlatımın sebebi ne idi?
Bunun sebebi elbette ki 19 Mayıs 1919’dan sonra Karadeniz’de (Pontos) yaşanacak olanlardı.
Yürütüldüğü iddia edilen savaş ‘yedi düvele’ karşı verilmiş bir savaş değildir. Zira ne İngilizlerle ne Fransızlarla ne de İtalyanlarla bir çatışma yaşanmıştır.
Yunanlılarla yaşanan iki cephe çatışması dışında asıl savaş Pontoslu Rumlara yönelik yapılmış ve memleket işgalcilerden değil, binlerce yıldır o topraklarda doğup büyüyen Rumlardan kurtarılmıştır (!)

Rumlara öyle bir tütsü vereceğim ki…
Mustafa Kemal ve arkadaşları Samsun’a varmalarıyla birlikte ilk önce başta Topal Osman olmak üzere çete liderleriyle görüşmeler yapacak ve Pontos’taki (Karadeniz) Rumların imhası için talimatlar vereceklerdi. Hasan İzzettin Dinamo anlatıyor:
’’Topal Osman’la bizzat görüşüp, ona, ‘Bundan sonra el ele çalışacağız’ diyerek şöyle devam eder: ‘Madem ki Türk halkı tamamen seni destekliyor; hiç durma teşkilatını yap. Git, belediye reisliği makamına otur. Sen kaçıp dağa çekileceğine, Pontosçular ve Rumlar kaçsın. Kanunsuz yola adım atar göründüler mi onları temizleriz.’ Bunun üzerine Topal Osman, şu cevabı verir: ‘Sen hiç merak etme Paşam! Bu Pontos Rumlarına öyle bir tütsü vereceğim ki, hepsi mağaralarda eşek arısı gibi boğulup gidecek’’[2]

Soykırımın itirafı…

4 Mayıs 1920 – 13 Aralık 1920 tarihlerinde TBMM Maarif Vekili (Milli Eğitim Bakanı), 24 Aralık 1921 – 27 Ekim 1923 tarihlerinde Sağlık Bakanlığı yapmış olan Dr. Rıza Nur’un Topal Osman ile yaptığı aşağıdaki konuşma ise soykırımın itirafı:

“Ağa, Pontus’u iyi temizle!” dedim.
“Temizliyorum” dedi.
“Rum köylerinde taş taş üstünde bırakma” dedim.
“Öyle yapıyorum ama kiliseleri ve iyi binaları lazım olur diye saklıyorum” dedi.
“Onları da yok et, hatta taşlarını uzaklara yolla, dağıt. Ne olur ne olmaz, bir daha burada kilise vardı diyemesinler” dedim.
“Sahi öyle yapayım. Bu kadar akıl edemedim” dedi.[3]

1921 yılına kadar çeteler aracılığıyla sürdürülen bu imha planı 1921’de kurulan Merkez Ordusu ile Nurettin Paşa’nın komutasında; çeteler de orduya dahil edilerek, 1922 yılında ise lağvedilen Merkez Ordusu’nun yerini alacak 10. Fırka yönetiminde 1923 yılında Lozan’da imzalanacak Mübadele Anlaşması’na kadar sürecekti.

MERKEZ ORDUSU

Mustafa Kemal ve arkadaşlarının 19 Mayıs 1919 tarihinden itibaren Topal Osman, Kel Hasan, Halil Tapanoğlu, Said Tapanoğlu, Mehmet Tataloğlu, Kara Mehmet, Larçınzade Hakkı Bey, Mehmet Tirali, İpsiz Recep gibi çetecilerle görüşüp Pontos Rumlarına yönelik başlattıkları saldırılarda binlerce Rum katledilir. Katledilenlerin çoğunluğu sivil halktır. Çeteler aracılığıyla sürdürülen bu saldırılar Pontos partizan örgütlenmesini zayıflatmadığı gibi tam tersine güçlenmesine sebep olur. Partizanların 1920 yılının aralık ayındaki sayısı resmî tarih kaynaklarına göre 25 bin civarındadır. Ve tüm köy, kasaba ve ilçelerde Rum halkı partizanlara destek vermektedir.

Yüzyıllardır Osmanlı’nın zulmü̈ ile açlık ve yoksullukla boğuşan Rumlar birçok katliama uğrayıp dili, dini ve kültürü̈ yok edilmek istenmişti. 19. yüzyılın ikinci yarısından itibaren ise bu saldırılar daha da yoğunlaşmış, 20.yüzyılın başlarında ise imha ile karşı karşıya kalmışlardı. Can güvenliği kalmayan Rumların tek çaresi ise örgütlenmek ve direnmekti. Bu tarihlerde, bağımsız Pontos fikri de dâhil olmak üzere farklı kurtuluş önerilerini içeren siyasi yapılar ortaya çıkar.

Merkez Ordusu Kuruluyor

İşte Merkez Ordusu tamamen bu özgürlük hareketini yok etmek amacıyla kurulur. Osmanlı’nın 1. Emperyalist Dünya Savaşı sonucu yenilenlerin cephesinde yer almasından dolayı imzalanan Mondros Mütarekesi kararları doğrultusunda orduları dağıtılmıştır.

Bunun üzerine silahlarını teslim etmeyen 3. Kolordu ve çetelerden oluşacak yeni bir askerî örgütlenmeye gidilir. Ne ilginçtir ki, savaşın galip tarafları silahlarını teslim etmeyen ne 3. Kolorduya ne de oluşturulan yeni orduya itiraz ederler. Tarih sahnesinde oynanacak oyunun senaryosu ve ilk etabı İttihatçılarca 1915 Ermeni Soykırımı ile oynanmış, sıra ikinci etaba gelmiştir. İkinci etabın adı ise;

Pontos Rum Soykırımı ve Türkiye Cumhuriyeti’nin ilan edilmesidir. Birinci etabın yönetmeni Almanlar iken, ikinci etapta yönetmenlik İngilizlerce üstlenmiş, sahneye ise Talat, Cemal ve Enver Paşa’nın yerine Mustafa Kemal çıkmıştır.

“…dâhilî isyanları bastırmak, Yunan taarruzunu tevkif etmekten elbette daha mühimdir.”[4]

“Anadolu merkezindeki asayiş meselesini halle memur kuvvetlerimizi büyük bir kumanda altında tevhit etmekte fayda tasavvur ettiğimizden 9 Kânunuevvel 1920’de Sivas’taki Üçüncü̈ Kolorduyu lağvederek onun vazifesini yeni teşkil ettiğimiz Merkez Ordusu’na tevdi ettik. Bu orduya da Nurettin Paşa’yı kumandan yaptık.”[5]

9 Aralık 1920’de, 407 sayılı kararname ile 3. Kolordu lağvedilip Merkez Ordusu kurulur. Ordunun kuruluşu, TBMM Başkanı Mustafa Kemal imzasıyla yayınlanan bir bildiriyle duyurulur:

“1) 3. Kolordu lağvedilmiş ve 5. ve 15. Fırkalarla Sivas’ta derdest teşkil 6. Atlı Piyade Fırkalarından mürekkep olarak, Merkez Ordusu teşkil ve ihdas olunmuştur.

2) Merkez Ordusu Kumandanlığına seferde Ordu Kumandanı salahiyeti ile Mirliva Nurettin Paşa Hazretleri tayin olunmuştur.

3) Merkez Ordusu Kumandanlığı mıntıkası, Sivas vilayeti ile Canik, Sinop, Amasya, Tokat, Çorum, Yozgat müstakil livalarını içermektedir.

4) Merkez Ordusu Karargâhı, 3. Kolordu Karargahı’ndan istifade edilmek suretiyle teşkil olunacaktır.

5) Merkez Ordusu Kumandanlığı harekât, asayiş bakımından Erkan- ı Harbiye-i Umumiye ’ye ve hususat-ı saire için Müdafaa-i Milliye’ye bağlıdır.

6) Bütün vekâletlerle Garp ve El cezire Cepheleri, 2. ve 3. Kolordu, Kastamonu ve Bolu Havalisi Kumandanlığı vasıtası ile Nurettin Paşa Hazretlerine ve 4. Kolordu Kumandanlığına yazılmıştır.”[6]

Ordu karargâhı olarak Amasya’nın seçilmesinin sebebi Karadeniz’e (Pontos direnişine karşı) hâkim olabilme düşüncesidir. Nitekim bu ordu lağvedilene kadar da karargâh Amasya olarak kalacaktır.

Sadece Koçgiri katliamı sırasında, Nurettin Paşa komutayı Ümraniye’den yürütecektir. Yeni kurulan ordunun karşılaştığı ilk sorunlardan biri, Ordu Sancağı olur. TBMM’nin 12 Aralık 1920’de aldığı bir kararla Ordu Sancağı kurulmuştur. Ordu Sancağının 15. Kolordu mu yoksa Merkez Ordusu’na mı dâhil olacağı ise belirsizdir. 24 Aralık’ta EHU (Erkan-ı Harbiye-i Umumiye/Genel Kurmay Başkanlığı) Ordu Sancağının Merkez Ordusu’na dahil edildiğini

açıklar ve böylelikle Merkez Ordusu’nun yetki alanları biraz daha arttırılır. Bu son kararla birlikte batıdan doğuya tüm Pontos yerleşim birimleri Merkez Ordusu’nun çalışma alanı olarak belirlenmiş olur.

Konuk Yazar : Tamer Çilingir

 

Dipnotlar*

[1] Meclis-i Vükela Osmanlı Devleti’nde Sadrazamın başkanlığındaki Şeyhülislamla diğer bakanlardan meydana gelen meclisin adı; vekiller meclisi. Bu meclis, devletin iç ve dış siyasetiyle ilgili önemli konularda kararlar alırdı. Buna “Meclis-i Has” “Meclis-i Hass-ı Vükelâ” da denirdi ki Kabine, yani Bakanlar Kurulu demektir.

[2] Hasan İzzettin Dinamo, ”Kutsal İsyan, Cilt 2”, İstanbul 1990, Sayfa 132

[3] Dr. Rıza Nur, Hayat ve Hatıratım Sayfa 793

[4] Nutuk, 1927, Mustafa Kemal, s. 456.

[5] Nutuk, Cilt II, 1920-1927, Mustafa Kemal, s. 612

[6] T.C. Genelkurmay Başkanlığı Askerî Tarih ve Stratejik Etüd Başkanlığı Arşivi,

Klasör No: 727, Dosya 1A, Fihrist 2

guest
0 Yorum
Inline Feedbacks
View all comments