Pop müzik faslı

TEMEL DEMİRER

 

“Sen bizden ateş umarsın,

yanmış üfürülmüş külüz biz.”[2]

 

Hep dedim; tekrar pahasına bir kez daha yineleyeceğim: “Sakinleştirir, heyecanlandırır, hüzünlendirir ve hatta motive edebilir”[3] veya “İnsan melodilerde mutluluğu,… hüznü bulur,”[4] notu düşülen müzik çok önemlidir.

Beğenelim (kabullenelim) ya da beğenmeyelim (reddedelim) “Pop Müzik” de bunlardan birisidir.

Çok eskiden “Aranjman”; sonrasında ise “Türk Hafif Müzik” diye adlandırılırdı…

“Türk Pop Müzik”i diye yazılır, Onno Tunç, Sezen Aksu ve Nilüfer diye okunurdu…

1960 sonrası yabancı şarkıcıların ülkemizde şarkı söylemeye başlamaları ile tanıştığımız müzik türüdür. Erol Büyukburç, Ajda Pekkan ilk temsilcilerindendir.

Büyukburç’un seslendirdiği ‘Little Lucy’ ile başlayıp 70’li ve 80’li yıllarda bestelenenleri, günümüzde “klasik müzik” niyetine dinlenebilirdi.

60’larda Ayten Alpman, 70’lerde Ajda Pekkan, 80’lerde Sezen Aksu, 90’larda Tarkan ilk akla gelen(ler)di ve 2000’ler “pop” denilince çöpe dönüşen bir müzik türü ortaya çıktı.

90’larda altın çağını yaşayan, 2000’lerde bozulan, 2010’larda sadece gürültüden ibaret olan müzik türü açısından güzel şeyler de olmadı değil. Ama binlerce pop şarkıcısı geçse de bunlardan sadece 50-60’i başarılı olabildi.

Ancak 2000’li yıllardan günümüze yaratıcılık ve özgün eser verme gibi konulardaki kabızlık iyice artarken; genç kitlenin dikkatini çekebilmek için cinsellik, aşk gibi kavramları yoğun olarak kullanan müzik türü, Demet Akalın ve türevleriyle müsemmadır.

Ayrıca kimileri pop müziği bir mal, icra edeni marka, dinleyiciyi tüketici olarak algılar ki, örnek Serdar Ortaç’dır mesela!

Özetle pop müzik, “popüler müzik”in kısaltılmışıdır. “Popüler”, “people” yani insan kelimesinden türemiştir; yani herkese seslenir, insanlar arasında ayrım yapmaz, çoğulluğu kucaklar.

Aşırı basitleştirme pahasına, Louis Althusser’in “çağırma” [interpellation] kuramının oluşumu, öznelliğimizin -ya da “kendilik” olarak tarif edileni eklemleyebilmemizi sağlayan söylemlerin- pop müzik gibi “sıradan” ve “gündelik” şeyler tarafından ne ölçüde şekillendirildiğini anlama konusunda inanılmaz derecede yararlıyken; pop müzik insanı yakalayan, hayatına damga vuran, geçmiş dönemleri hatırlatandır.

En çok dinlenen müzik tarzıdır; güncel ve geniş kitlelerce sevilir.

Pop müzik, herhangi bir müzik dinleyicisin ortak noktasıdır. Her türden insanın buluştuğu, bir köy meydanıdır mesela.

Kimilerinin “Tekrar, poptur. Pop doğası gereği tekrarı, taklidi, hatta ‘gibi yapma’yı içerir… Pop nihayetinde manipülasyondur… Pop çoğulluğumuzu verir,”[5] diye tanımladığı olgu açısından her şey pop olabilir.

* * * * *

“Pop”un müzik tarihimiz içindeki seyr-ü seferine gelince…

Geç sanayileşmenin başladığı 1950’li yıllara kadar yoğun bir şekilde geleneksel müzik üretimi devam etmiştir. Fakat bu yıllardan sonra köyden kente göçün başladığını ve toplumun bu tekdüze-tutucu müzik yapısıyla yetinemediğini, geleneksel müziklerin yeni üretim ilişkilerini ifade etmekte yetersiz kaldığını görürüz. 1980 yılına kadar Türkiye’de nüfus yoğunluğunun hâlâ kırsal kesimde olduğunu söylemek yanlış olmaz. Geç kapitalistleşen bir ülke olarak Türkiye’de kente göçen toplum aslında ne kentli ne de köylü olabilmiştir. Bu arada kalmışlığın sonucu da “Anadolu Rock”, “Anadolu Pop” gibi sentezlerin ortaya çıkmasını sağlamıştır. Farklı bazı sebepleri olsa da 60’ların sonunda ortaya çıkan “Arabesk” müzik için de kısmen aynı şeyi söyleyebiliriz…

Günümüze gelecek olursak; kapitalist üretim ilişkilerinin yarattığı toplumsal ahlâki yapı, üretilen müziklerin de tüketime ve rekabete odaklı bir yaklaşımla ortaya çıkmasına sebep oluyor. Müzik, genellikle yapım şirketlerinin politikaları doğrultusunda hızlıca üretilen, hızlıca satılıp tüketilen bir meta hâline dönüştü. Bu niyetle üretilen müziklerin küresel bir tek tipliliğe doğru ilerlediğini söyleyebiliriz. Bunun yanında tüketimin inanılmaz boyutlara ulaşması; yeni müzikal üretimler için erken kapitalist dönem, hatta tarım toplumlarının müzikal üretimlerinden yararlanmayı zorunlu kılıyor ve binlerce yıldır üretilen müziğin neredeyse tüketilme noktasına getirilmesine yol açıyor. Yani kapitalist üretim ilişkileri hayatın her alanında olduğu gibi müziği de yoğun bir sömürüye tabi tutuyor.

Fakat bu düzen içinde eşitlikçi bir dünya için verilen toplumsal mücadeleler esnasında üretilen edebiyatın, mizahın, müziğin bile çok daha farklı bir yapıda ve nitelikte olduğunu belirtmekte fayda var. Toplumsal mücadele dönemleri; insanların mevcut düzenin kalıplarına sığamadığı, bir değişimi istediği zamanlarda baş gösterir ve bu dönemler, tüm sanatsal alanlarda da büyük gelişmeleri beraberinde getirmiştir. Çünkü insanlar başka bir âlemi tasavvur ederler ve bu düşünce tüm sosyal ilişkilerine yansır. Türkiye’nin yakın geçmişine bakarsanız bunun birçok örneğini görebilirsiniz.

70’ler Türkiye’de toplumsal mücadelelerin yükseldiği bir dönemdi ve bugün hâlâ insanları etkilemeyi başaran müzikler bu dönemlerde üretildi. Cem Karaca, Selda Bağcan ve Edip Akbayram Türkiye’de sanayileşmeyle birlikte 60’ların sonunda ortaya çıkan Anadolu rock türünün en önemli temsilcilerindendi. Ürettikleri müziklerin 70’li yıllardaki değişimi toplumsal mücadele dönemlerinin müzik üzerindeki etkisine örnek gösterilebilir.

Dönemin halk ozanlarından Âşık Mahzuni Şerif’in ya da Ruhi Su, Zülfü Livaneli gibi kent ozanlarının müzikal üretimlerinin zenginliği toplumsal mücadelelerin yükselmesiyle doğrudan ilişkilidir.[6]

Derya Bengi’nin ifadesiyle, “Altmışlar Türkiye’deki müzikal tarzların, müzik üretim biçimlerinin birbiriyle ilk kez tanıştığı; ilişki kurduğu ve müzisyenlerin bu ortamdan yeni bir şeyler üretmeye başladıkları, denedikleri ve becerdikleri bir dönem. Bilineceği gibi altmışlı yıllarda çok büyük değişim var. Ellili yıllardan itibaren köyden kente göç başlıyor. İşsizlikten kurtulmak, ekmeğini kazanmak, çocuklarını okutmak için yapılan bir göç bu. Gecekondulaşma başlıyor, şehirlerin yapısı değişiyor. Şehirlerde ise tam tersine kırsal kesime ilgi başlıyor. Özellikle edebiyatta, sinemada ve müzikte. Türkiye coğrafyası ilk defa bir bütünlüğe ulaşmaya başlıyor belki de. O zamana kadar yalıtılmış, kendi kabuklarında kalmış olan olan kültürler bir araya geliyor. Bu dönemin simge enstrümanı ise elbette gitardı. Şehirli bir genç insan gitara sahip olduğu zaman ne yapabilir? Genellikle gitarın geldiği ülkelerin müziklerini taklit eder. Ama bizde farklı bir şey oldu, gitarlarıyla Anadolu’ya gittiler. O güne kadar yukardan bakılan bir coğrafya ve kültüre kendilerini açtılar. Bunu bir yardımseverlik ve tahakküm kurma isteğiyle değil; sadece tanımak için, ilgi duyarak yaptılar. Şehirden köye manevi bir göçtü bu. Fikret Kızılok’un Âşık Veysel’e gitmesi bunun en simgesel resmi”ydi.[7]

“1970’lerin ağır sorunları ve kriz derken her şey politize oluyordu. Anadolu Pop-Rock da buna seyirci kalmadı. Bir yandan progressive rock’u folklorumuza yedirme denemeleriyle uğraşırken, diğer yandan söylemlerini sivrileştirerek, başkaldırarak halkın sorunlarını gündeme taşıma derdine düştüler. Geçmişe göre avantajlıdırlar da, çünkü tarih boyunca ozanların ürettikleri muhalefet bireysel özellikler ve ‘yalnızlık’ içerirken, Anadolu Pop/ Rock müzisyenleri, geniş kitlelerin desteğini sürekli yanlarında hissediyordu.”[8]

Ancak 12 Eylül 1980 askeri müdahalesinin ardından Anadolu Pop/ Rock’a bir süre “fiilen” ara verildi, müzisyenlerin bir bölümü yurtdışına çıktı. Edip Akbayram, Barış Manço, Ersen, Fikret Kızılok bir süre daha çizgilerini sürdürürken ustaların izinden giden Levent Baki’den başka isim kalmadı sahnede. Onların yerine piyasayı “Özgün Müzik”, “Akdeniz Pop” gibi türevler kapladı.

90’ların başında pop Yonca Evcimik ‘Abone’ ile patladığında rock müzik kendi payına düşeni fazlasıyla aldı. Geçmişi hatırlayan, tanıyan ve formülünü bilen müzisyenler ve yapımcılar bu müziği kullanmaya başladı.[9]

* * * * *

Pop müzik, 50’lerin ortalarında İngilizce konuşulan ülkelerde ortaya çıkarken; 50’lerde rock and roll (Chuck Berry, Bo Diddley ve Little Richard) ve rockabilly (Elvis Presley ve Buddy Holly) ile tanındı sevildi. Özetle popüler olmak için yazılmış her müziğe pop deniyor aslında. İşte tam da bunun için “Pop müzik tamamıyla bir sirk gösterisidir,” diyordu Pete Townshend…

Ve “Bugünkü pop müziğin tümü, caz,[10] swing, be-pop, Elvis Presley, The Beatles, The Rolling Stones, rock’n’roll, hip-hop, vesaire, blues’dan[11] türemiştir.”[12]

Pop ses anlama sanatı ve rap[13] de söz anlama sanatıyken; günümüzde rock, elektronik dans müziği ile kuşkusuz hip hop da bu deyim içerisinde değerlendirilebilecek türlerken; popla tanışıklığımız 1960’larda yabancı müziklere yazılan Türkçe sözlerle başladı. Pop müzik, 70’lerde emekledi, 80’lerde gelişti, 90’larda “patlama” yaptı ve orada kaldı!

Bugün artık bitti mi bitmedi diye tartışması gündemde. Popun kraliçesi sayılan Hande Yener’in, popun hip hop olmak üzere diğer alternatif müzik karşısında gerilemesinden yakınarak “pop bitti” açıklaması tartışmayı alevlendirirken;[14] “Türkçe Pop” denen müziğin çeşitleri de vardı. Örneğin Türkiye’de hiçbir zaman popun tam bir ayrımı olmadı. Kral TV dönemlerinde aynı listede rock, pop, arabesk, türkü bir arada verilirdi![15]

* * * * *

Burada durup bir parantez açarak ilerlersek: Sezen Cumhur Önal’a göre, “Bugünkü Türk pop müziği Berkant’la başlamıştır.”[16]

Özellikle de 60’ları, 70’leri bilmeyenler… Ama o yılları yaşayanlar için ya da o dönemi iyi araştıranlar için ‘Samanyolu’ndan çok daha fazlasıdır Berkant…

Bir kere pek çok müzik otoritesi, bugünkü Türk pop müziğini Berkant’la başlatır. 1964’te ilk kez Türkçe sözlü hafif Batı müziği söyleyen şarkıcı kabul edilir. Ayrıca Murat Meriç’in deyişiyle “Ülkenin ilk meşhur solisti” Berkant’tır.

Kendisi de söyleşilerinde “Eğer bugün Türkçe sözlü hafif müzik varsa bu ‘Samanyolu’ parçasının rotasıyla olmuştur,” diye anlatıyordu.

Murat Meriç’in, “Berkant’ın esas önemi ilk olmasıdır. Bu ülkenin ilk meşhur solistlerindendir. Türkiye’de ‘aranjman devri’ denilen dönemi başlatan kişidir,” diye betimlediği O; “İlkokuldayken, memleketin yüzde 90’ında radyo bile yokken, mızıka ve akordeon çalmayı kimden öğrenmişti? Henüz 14 yaşındayken, Frank Sinatra, Dean Martin, Nat King Cole şarkılarından oluşan repertuvara nasıl sahip olabilmişti? 1938’de köyde dünyaya gelen çocuk… 18 yaşındayken orkestra kurmayı, hangi vizyonla akıl etmişti? Saksafon çalmayı? Babası Hasan Akgürgen’in Köy Enstitüleri’ndeki görevi nedeniyle Ankara’nın Hasanoğlan Köyü’nde dünyaya gelmiş, ilkokula Hasanoğlan Köy Enstitüsü’nde başlamış, babasının tayini gereği, Bilecik’e Denizli’ye gitmiş ama, ailesi tarafından hep “köy enstitüsü ruhu”yla büyütülmüştü. Berkant’ın temel eğitimini aldığı Hasanoğlan Köy Enstitüsü’nde… Tarih derslerini Ordinaryüs Profesör Enver Ziya Karal, zooteknik derslerini Profesör Selahattin Batu, ekonomi derslerini Profesör Muhlis Ete, kültür-edebiyat derslerini Sabahattin Eyüboğlu, ziraat derslerini Profesör Kazım Köylü, coğrafya derslerini Profesör Ferruh Sanır veriyordu. Peki ya müzik derslerini? Âşık Veysel ve Ruhi Su!”[17] cümleleriyle özetlenebilecek bir kişisel tarihle biçimlenmişti…

Bugün, “popülist” anlayışın merkezine, zorla yerleştirilen “Türkçe sözlü hafif müzik”; 1950’li ve 1960’lı yıllarda kendisini kabul ettirmeye başlarken, “popülist”, şimdiki kadar geçer akçe değilken ve ipler henüz “popüler”in elindeyken, “popüler”le arasına mesafe koyarak ilerlemesini bilmişti O…

Mesafesini, elde ettiği saygınlığını zedelememek için kapatmayan bu müziğin mimarlarından Berkant Akgürgen ile Sezen Cumhur Önal, Teoman Alpay, Yurdaer Doğulu ve Akgürgen’in isminin önüne geçen “Samanyolu”nun bestecisi Metin Bükey’in bulunduğu kuşak, müziği nesneleştirmemeye özellikle dikkat etmiş isimlerdir.

Belirli bir zümre, keyiften keyif devşirsin diye değil, Türkiye’de yaşayan herkes, sevinç yanında hüznün de tadına “gerçek” anlamda varabilsin diye ezgilerine can veren bu kuşak için müzik, “tesadüfen bir araya gelen cümlelerin portreye ithal edilmesi” olarak değil, “kültürel birikimin ve içtenlikle hissetmenin doğal uzantısı” olarak tanımlanmıştı.[18]

Bu nedenle unutulmazlardandı; tıpkı “Türk Pop Müziği’nin Kurucusu”[19] ya da “Pop Müziğin Devrimcisi”[20] diye anılan Erol Büyükburç gibi…

* * * * *

‘Türk Pop Müziği’, ‘Türk Popüler Müziği’, ‘Türkçe Hafif Müzik’, ‘Hafif Türk Müziği’, ‘Türk Hafif Müziği’, ‘Türkçe Sözlü Müzik’, ‘Türk Popu’, ‘Türkçe Sözlü Hafif Batı Müziği’, ‘Türkçe Sözlü Hafif Müzik’ veya ‘Anadolu Pop’… Özetle nasıl adlandırırsanız adlandırın…

Hayatın orta yerindedir ve yerli yerine oturtulmayı beklemektedir…

 

5 Temmuz 2020 16:23:12, İstanbul.

 

N O T L A R

[1] Ümüş Eylül Dergisi, Yıl:10, No:39, Nisan Mayıs Haziran 2021…

[2] Pir Sultan Abdal.

[3] Metin Kan, Duygusal Zekâ ve Mutluluk, Mavi Çatı Yay., 2019.

[4] Fyodor Mihayloviç Dostoyevski, Beyaz Geceler, Can Yay., 2019, s.86.

[5] Roll, No:5, Mart 1997.

[6] Lütfücan Kapucu, “Müzik Nereye Gidiyor?”, 24 Mayıs 2020… https://www.sosyalistgundem.com/muzik-nereye-gidiyor-lutfucan-kapucu/

[7] Gökhan Akçura, “Derya Bengi: İki Darbe Arası Müzik Tarihi”, Radikal, 17 Eylül 2012, s.28-29.

[8] Cumhur Canbazoğlu, Kentin Türküsü: Anadolu Pop-Rock, Pan Yay., 2009.

[9] Cumhur Canbazoğlu, “Müziksiz Hayat da Onu Okumamak da Hata”, Cumhuriyet Kitap, No:1016, 6 Ağustos 2009, s.16-17.

[10] Cazın temelini Afrika’dan Kuzey Amerika’ya çalıştırılmak üzere götürülen Afrikalıların halk müziği oluşturur. Afrikalıların karmaşık ritimlerden oluşan halk müziği, zaman içinde çok sesli Avrupa müziğinden etkilenmiş. Böylece ortaya diğer birçok müzik türünün kurallarına uymayan, özgün bir müzik türü çıkmış. Başlangıçta caz müzisyenlerinin önem verdiği konular Amerika’ya götürülen Afrikalıların yaşadıkları sıkıntılarmış. Caz bir dünya müziği olmaya başladıkça işlediği konular da değişmiş.

[11] “Blues yaşam için yalvaran bir müziktir.” (Pam Munoz Ryan, Yankı, çev:Zarife Biliz, Büyülü Fener Yay., 2016.) Blues, Amerika’ya götürülen Afrikalıların tarlalarda çalışırken söyledikleri halk müziğinden doğmuştur. Genellikle halkın umutlarını ve yaşadığı hüznü anlatır. Bu türün en önemli özelliklerinden biri ses kaydırmalarıyla elde edilen ve mavi notalar olarak bilinen ara notaların kullanılmasıdır. Buddy Bolden ve Joe Oliver bu türün ünlü temsilcilerindendir.

[12] Kurt Vonnegut, Ülkesiz Bir Adam, çev: Algan Sezgintüredi, April Yay., 2020, s.64.

[13] “Rap harekettir ve de politiktir…” (Barış Akpolat, “Rap Politiktir”, Birgün, 8 Eylül 2019, s.15.)

[14] Mustafa Kemal Erdemol, “Türk Popu Yeniden Öldü”, Cumhuriyet, 13 Aralık 2019, s.13.

[15] Ceren Çıplak, “Derya Köroğlu: Döneme Tanıklık Eden Sözler Bulamıyoruz”, Cumhuriyet, 22 Ekim 2017, s.16.

[16] “Bir ‘Samanyolu’sun Sen…”, Radikal, 2 Ekim 2012, s.36.

[17] Yılmaz Özdil, “Samanyolu”, Hürriyet, 3 Ekim 2012, s.3.

[18] Mehmet Akif Ertaş, “… ‘Türkçe Sözlü Hafif Müzik’in Bir Mimarının Ardından…”, Evrensel, 9 Ekim 2012, s.10.

[19] Hıncal Uluç, “Türk Pop Müziği’nin Kurucusu! Güle Güle…”, Sabah, 14 Mart 2015, s.23.

[20] “Pop Müziğin Devrimcisi Öldü”, Cumhuriyet, 13 Mart 2015, s.12.

 

Haber Etiketleri
guest
0 Yorum
Inline Feedbacks
View all comments
0
Would love your thoughts, please comment.x
()
x