POSTACI’NIN BEYAZ GECELERİ, Mustafa Kumanova yazdı

Andrey Konchalovskiy, Venedik Film Festivalinde Gümüş Aslan(En İyi Yönetmen) ödülünü alan 2014 yılı yapımı Postacı’nın Beyaz Geceleri adlı filminde kırsal kesimdeki basit Rus insanının hayatını bize sadece anlatmakla kalmaz; içinde özgürlüğün ve ekonomik eşitliğin- sadece hukuki değil ekonomik demokrasinin- olmadığı bütün sistemlerde istediğiniz kadar gözlerden ırak ve izole bir hayatın içinde yaşayın, yine de paranın solunduğu hava içerisinde en basit hayatların bile mutlu yaşanamayacağını da gösterir.

Sadece nehir yoluyla ulaşılabilen ve yolu olmayan bir köyde dahi, tek mutlulukları votka içebilmek olan insanlar mutlu değillerdir ve geçim derdindelerdir.

Kapitalizm dünyanın en ücra köşelerinde dahi insan yaşamını zehirliyor; basitlik mutluluk getirmiyor, çünkü sömürülmeden ve ezilmeden her insan payına düşeni fazlasıyla alıyor.

Artık basit yaşayamayız. Çünkü insanlar kirlendiler bir kere. İşte o yüzden ufak ve basit köyde dahi, köyle dış dünya arasındaki tek bağlantı olan Postacı Lyokha’nın motoru çalınabiliyor.

Ve Andrey Konchalovskiy bize, basit yaşamaya çalışan insanların basitlik içinde aslında nasıl kaybolduklarını, belki de geçmişin özlemleri içinde, profesyonel olmayan yöre insanı oyuncular eşliğinde çok basit bir anlatımla, çarpıcı bir dille gösterir.

Artık hiçbir şey basit olamaz.

Artık her şey ve herkes her yerde değişti.

Sadece yeni nesil değil, o günleri, o basit hayatları yaşayan eski nesiller de değişti.

Artık onlar da basit değiller!

Çünkü insanlığın teknolojik dünya savaşlarının gazabına uğramasından sonra tüm dünyadaki insanlara alternatif bir dünya sunuldu. Tüm insanlar da bu dünyaya hazır hale getirildiler. Daha olumlu ve işbirlikçi, daha kültürel ve “demokratik” yönelimli bir dünya. Zenginlik, “özgürlük”, serbestlik ve fırsatların gürül gürül aktığı ve herkesin zengin olabileceği ve sınıf atlayabileceği algısının yaratıldığı teknolojik bir rüyalar alemi yaratıldı. Her şeyin sınırsız üretilebildiği, her şeyin sınırsız tüketilebildiği bir sanal dünya… Oysa tüketilen sadece insanlığın ve doğanın kendisiydi.

Soluksuz tüketimci açgözlülük ve doğanın uluorta gasp edilmesi binlerce yıldır oluşan tüm erdemlerin ve ahlaki kodların çiğnenmesinin işareti iken bilgelik olmadan yaşayan zayıf ve cahil için yaşamak değil de parayı ele geçirmek hayatta kalmanın erdemi haline geldi.

Dünyanın bugün bu hale gelmesinin nedenlerini sorguluyoruz. Aslında dönüp bakmamız gereken Maslak’taki ya da Wall Street’teki finans holdinglerinde ya da devasa bankalarda çalışan bordrolu vurguncu amelelerin dünyayı ne hale getirdikleridir. Çocukluklarında ontolojik tüm değerler kendilerinden çalınan, kafaları para sayma makinesine çevrilen ve her türlü toplumsal ilişkiyi bir ticari işlem olarak gören ya da her türlü şiirselliği dahi pazar tezgâhı üzerinde fiyatlandırarak doğanın ruhunu satılığa çıkartıp öldürenler dönüp bakmamız gerekenler. Dönüp bakmamız gereken, bu emperyalist kan emicilerin dünyanın en zengin ülkelerinde dahi insana “bu kadar zengin ülkelerde nasıl bu kadar çok aç, evsiz ve sokak çocuğu olabilir ve daha ne kadar kötüye gidebilir?” dedirtecek kadar vampirleşmeleridir.

Aslında dönüp bakmamız gereken zehirli ideolojik görüntüler yoluyla bu dünyanın havasını, nehirlerini, denizlerini ve ormanlarını zehirleyen ve “yaşamın uysallığını ölümün sertliğine”, doğuştan insanın hakkı olan özgürlüğü korku ve kabusa, kin ve nefrete, zulüm ve gazaba dönüştürerek doğanın tüm şiirselliğini katleden ve çocukluklarında doğanın tüm bu şiirselliği kendilerinden ve kendi yüreklerinden söküp alındığı için kendi karınlarını parayla doldurarak kendilerini “göbekli paraya” dönüştüren en zengin %1 ve onun siyasi uşaklarıdır.

Ve artık hayat basit olamaz…

İnsanlar değişti…

Peki ama ne uğruna?

 

Mustafa Kumanova

 

guest
0 Yorum
Inline Feedbacks
View all comments
0
Would love your thoughts, please comment.x
()
x