Postmodern Felsefe: Postmodernizm Nedir? (1)

HomeSanat

Postmodern Felsefe: Postmodernizm Nedir? (1)

Yazar Ahmet Özkaya

Toplumun ayakları altında sağlam bir zemin yok. Bundan böyle hiçbir şey açık değil… Belli demokrasilerde görülen kaosun, sürekli akış ve istikrarsızlığın kaynağı bu. Burada birdenbire ortaya çıkan, düzensiz, duraksamalı ve insanı tüketen kasırgalara maruz bir varoluşla karşılaşıyoruz. Emile Durkheim

Sık sık karşılaştığımız ancak bir türlü ne olduğunu tam olarak belirleyemediğimiz postmodernizmi bu yazıda belirli söylemlerden yola çıkarak ve açık bir anlatımla anlatmaya çalışacağız. Amacımız postmodernizmi eleştirmek ya da olumlamak değil, onun ne olduğunu daha anlaşılır bir perspektiften anlatarak, internette ne olduğuyla ilgili karmaşanın bir ölçüde giderilmesi olacaktır. Bu yapılırken, postmodernizme getirilen eleştirilere ve postmodernizmin getirdiği eleştirilere yer verilecektir. Postmodernizm çok geniş kapsamlı bir teori anlayışı olduğu için bu kısa yazıda onu tüm yönleriyle anlatmak mümkün olmayacaktır. Sadece temel söylemler ve küçük bir kısmı örnekler verilerek anlatılacaktır.

1. Postmodern Tarihinin Karmaşası ve Bazı Eleştiriler

Postmodernizmin tarihini net bir şekilde ortaya koymak, postmodernizmin yapısı gereği şimdilik mümkün değildir. Mutlak gerçekliği reddeden postmodernizm, yapısı gereği tarihinin mutlak anlamda belirlenmesini de mümkün kılmamaktadır. Çünkü; kesin sınırlar, mutlak gerçekler, evrensel anlatılara olan kuşkuları doğal olarak tarihini ve ne olduğunu da belirlemeyi muğlaklaştırmaktadır. Amerikalı teorisyen Ihab Hassan, postmodernizmin karmaşık yapısı ile ilgili şunları söylemektedir:

Günümüzde postmodernizm hakkında, otuz yıl önce [1971], bu konuda yazmaya başladığımdan daha az şey biliyorum. Postmodernizmin gerçekte ne anlama geldiğine dair hiçbir fikir birliği yoktur.

Agnes Heller ve Ference Feher, postmodernizmi şu şekilde eleştirmektedir;

Postmodernite, ne bir tarihsel dönem, ne de iyi tanımlanmış karekteristik özellikleri olan politik ya da kültürel bir eğilimdir. Tersine postmodernite; dış çizgilerini, moderniteyle ve moderniteye havale edilmiş sorunlarla problemi olanların, moderniteyi suçlamak isteyenlerin ve gerek modernitenin başarılarının gerekse çözümsüz açmazlarının bir dökümünü çıkaranların çizdiği, modernitenin daha geniş kapsamlı zaman ve mekânı içerisindeki bir özel kolektif zaman ve mekân olarak anlaşılabilir.

Klasik tanımlamalarda postmodernizmin modernizme karşı olarak ortaya çıktığı belirtilir. 20. yüzyıla damgasını vuran bu felsefi ekol bazı düşünürlere göre modernizmin devamıyken bazı düşünürlere göre ondan sonrasını kapsamaktadır. Postmodernizmin görünür olduğu zaman dilimi, II. Dünya Savaşı sonrasına tekabül etmektedir. Postmodernizmin düşünce tarihini Friedrich Nietzsche’ye kadar götürenler de vardır.

 

Postmodernizm terimini en belirgin anlamda kullanan kişi İngiliz tarihçi Arnold Toynbee’dir. A Study of History (Bir Tarih Çalışması) kitabında, artık I. Dünya Savaşı’nın sona erdiğini ve bu dönemden sonra postmodern döneme girildiğini iddia etmiştir. Tabii 6 ciltlik Toynbee’nin bu çalışmasını tek bir ciltte toplayan D.C. Somerwell, postmodern terimini bu ciltte kullanmış ardından Toynbee bunu benimseyerek A Study of History eserinin VIII. Ve IX. cildinde kullanmıştır. Arnold Toynbee, 1957 yılında yazdığı kitabında şunları belirtir:

Son yirmi yılın belirsiz bir noktasında Modern Çağ’dan pek farkına varmaksızın çıkıp yeni ama henüz adı konulmamış bir çağa doğru hamle yaptık.

1959’da Wright Mills, The Sociological Imagination (Sosyolojik Hayal Gücü) çalışmasında Toynbee gibi yeni bir çağa girildiğini iddia eder:

Tıpkı Antikçağ’dan sonra Batılıların bölgesel olarak Karanlık Çağlar dediği birkaç yüzyıl boyunca Doğu’nun yükselişe geçmesi gibi, şimdi de bir Postmodern Çağ, Modern Çağ’ın ardından gelmektedir.

Mills’e göre bu dönemin özelliği, modernizm ile belirginleşen rasyonel düşünce ile hakikate ulaşılabileceği düşüncesinden postmodernizmle ortaya çıkan karmaşıklık ve gerçekliğin nihai olarak bilinemeyeceği görüşünün baskın olduğunu söylemiştir.

 

John Watkins Chapman 1870 yılında Fransa’da resim çiziminin modernist ve avangard (yenilikçi) olduğunu ve önceki sanat akımından ayırmak için “postmodern resim”den bahseder. 1917 yılında Rudolf Pannowits, Die Krisis Der Europaischen Kultur (Avrupa Kültürünün Krizi) çalışmasında, Avrupa’nın içinde bulunduğu kültürün nihilist bir yöne ve bu yüzden değerlerin, anlamların amaçsızlığa doğru seyrini belirtmek için bu terimi kullanmıştır. Michel Foucault, 1967 yılında verdiği bir röportajda modernizmin bitişiyle ilgili şunları söyler:

Tekilliği içerisinde modern çağı ancak bir yandan on yedinci yüzyılla, öbür yandan bizim içinde bulunduğumuz çağ ile karşıtlık içerisinde tanımlayabilirim; bundan dolayı, bu ayrımı sürekli oluşturabilmek için bizi onlardan ayıran farklılığın cümlelerimizin her birinden koparıp taşımasını sağlamak zorunlu. Daha sonra modern çağ… 1780-1810 civarında başlar ve 1950 civarına dek sürer.

Postmodernizmin dayanaklarının olduğu başlıca isimler; Martin Heidegger, Soren Kierkegaard, Max Stirner, Friedrich Nietzsche, Jacques Lacan, Edmund Husserl, Ludwig Wittgenstein gibi filozof ve düşünürlerdir. Postmodernizme katkı sağlayan düşünürler ise; Michel Foucault, Jacques Derrida, Thomas S. Kuhn, Slavoj Zizek, Paul Feyerabend, Jean-François Lyotard, Gilles Deleuze, Jean Baudrillard vd. düşünürlerdir. Fakat bu düşünürler kendilerini postmodern olarak tanımlamaz. Buradaki düşünürlerin bir kısmı, örneğin Ludwig Wittgenstein’ın kendisi postmodern değildir; ancak dil ile ilgili çalışmaları, postmodernistler tarafından kullanılmıştır. Bu örnek Michel Foucault içinde verilebilir. Foucault verdiği bir röportajda şöyle söyler:

Gerçekten, biz neye postmodern demekteyiz? Güncel olayları pek takip edemiyorum da… Postmodern ya da postyapısalcı dediğimiz insanların ne türden bir ortak sorunu olduğunu anlamıyorum.

 

Postmodernizme birçok düşünür tarafından sert eleştirilerde getirilmiştir. Dilbilimci ve filozof Noam Chomsky, postmodernizmin getirdiklerinin anlamsız olduğunu savunur. Postmodernizm, analitik veya ampirik (deneysel) bilgiye hiçbir şey katmadığı gibi onu yıkmaya çalıştığını savunmuştur. Hristiyan din felsefecisi William Lane Craig, sert biçimde eleştirmiştir:

Postmodern bir kültürde yaşadığımız fikri bir efsanedir. Aslında, postmodern bir kültür imkansızdır; bu tamamen yaşanmaz olacaktır. Bilim, teknoloji ve mühendislik konularında insanlar göreli değildir; daha ziyade din ve ahlak konularında göreli ve çoğulcudur. Ama elbette bu postmodernizm değil, modernizm!

guest
0 Yorum
Inline Feedbacks
View all comments