Roboski Mezarlığına gömülen Adalet ve
“Roboski Mektupları”nın Hikayesi
Nurcan Aktay
29 Aralık 2011 sabahı bir katliam haberiyle sarsıldık. Bir önceki gece Şırnak’ın Uludere ilçesine bağlı Roboski köyüne yakın sınırda köylüler bombalanmış, TSK’ya ait uçaklar tarafından atılan bombalarla yarısından fazlası çocuk olmak üzere, otuz dört sivil köylünün bedenleri paramparça edilmişti.
O süreçte Mazlumder Genel Merkezi’nde Genel Koordinatör olarak çalışıyor, ayni zamanda Mazlumder Genel Yönetim Kurulu üyesi idim. Haberi alır almaz bulabildiğimiz ilk uçakla Roboski’ye gittik. Bizim dışımızda IHD, TIHV, KESK başta olmak üzere birçok hak örgütü de oradaydı. Mezarlıktaki defin surecine iştirak ettik. Bombalamanın yapıldığı alana gittik. Ardından köylülerle ve köyün muhtarıyla görüştük. Jandarma, Kaymakam, Vali, Bakan vs görüşebileceğimiz başkaca hiç kimse yoktu(devletin, katliamın üçüncü günü kaymakam düzeyinde oraya gittiğini biliyorsunuzdur). Ne yana, nereden baksanız kelimelerle ifade edilemeyecek bir acı vardı. Ayni zamanda şaşkınlık, çünkü bu işi on yıllardır devletin bilgisinde yapıyorlardı. Daha önceki seferlerde katırların vurulduğu, mayınlarla sakatlanmaları vakaları olmuştu ama ilk kez bir ölüm vakası ile karşılaşıyorlardı. Hele ki bu düzeyde! “İnsan dört uçağıyla birden düşmanını bile böyle bombalamaz!” diyordu annelerden biri..
Türkiye Cumhuriyeti tarihi ayni zamanda katliamlar tarihidir de. Bununla beraber bu katliamların failleri hiç bir zaman doğru dürüst bir bicimde yargılanmamış, dolayısıyla cezalandırılmamışlardı. Yapılan hiçbir katliam için devlet düzeyinde özür de dilenmemişti. Kimsenin bunu yaptırmaya gücü de olamamıştı. Ama bu kez farklıydı(!):
– Mesela hak örgütlerinin katliamın yapıldığı ilk saatlerden itibaren orada bulunması ve gözlemlerini raporlaştırmaları çok önemliydi. Zira bugüne kadar devletin sivilleri oldurup ölü bedenlerinin yanına silah bırakarak terörist imajı vermişliği karşılaşılmamış bir durum değil. Hak örgütlerinin ilk saatlerde orada olup gözlemlerini rapor haline getirmesiyle o ihtimal ortadan kalkmıştı.
– Teknolojinin dünyayı küçük bir köy haline getirecek düzeyde gelişmiş olması, herkesin anında her yere ulaşabilmesini mümkün kılıyordu. Nitekim sizlerin de hatırlayacağı gibi Türk medyası iki gün boyunca tek bir haber bile yapmasa da, sonuçta sosyal medyanın baskısından kaçılamadı. Bunu tüm dünyaya duyurabilir, böylece meseleyi ‘kendi içimizde’ olmaktan çıkarabilirdik.
– En önemlisi de hak örgütlerinin bu katliamın bir “sınır ötesi operasyon” olduğu tespitine raporlarında yer vermiş olmalarıydı. Bu tespit, sınır ötesi operasyon emri veren merciinin adeta adresini gösteriyordu. Sınır ötesi operasyon demek, katliam emrinin siyasi merciiler tarafından verildiği anlamını taşıyordu. Yani sorumluyu bulmak için çetrefilli bir araştırma gerekmediği anlamını taşıyordu. Yani artık, öyle üç askerin görevden alınarak üzeri örtülecek basit bir mesele değildi bu.
Bu katliamın neredeyse her yanıyla orantısız ve bir o kadar da aleni yapılması, kuşkusuz Kürtler basta olmak üzere bütün hak savunucularına bir meydan okuma niteliği taşıyordu. En azından kendi adıma meseleyi başından beri böyle algılamıştım. Dolayışıyla başından beri beni motive eden iki şey vardı:
- Sözünü ettiğim devletin meydan okuma tavrı. Bu mesele aydınlanmazsa bundan sonra hiç kimseye huzur olmayacaktı(olmadı da zaten!).
2- Yukarıda sıraladığım nitelikler adalet arayışımızda büyük avantajlardı ve bu mücadeleyi kazanmak için bir engel de görünmüyordu.
Bunun üzerine Ankara’ya döner dönmez neler yapabileceğimizi düşündük. Katledilen Roboskililerin basında sürekli olarak rakamsallaştırılmalarına karşı, aklımıza onların hikâyelerini yazmak geldi. Bu süreçte Reha Ruhavioglu ile tanıştık. Böylece ben, Reha ve Enes Atila Pay hemen her gün köyden Ferhat Encu ve Veli Encu ile konferans görüşmeler yaparak katledilen kişilerin yaşları, aileleri, hayalleri vs gibi bilgilerini ediniyorduk. Reha ve Enes bunları edebi bir forma büründürerek hikayeleştiriyor, ertesi gün de bu hikayeyi yayınlıyorduk. Hikayeler 34 gün boyunca her gün yayınlandığından mesaimizi tahmin edebilirsiniz. Bütün bu yoğunluğun içerisinde köylülere baskılar oluyordu. Onlara avukat temin etmek ve karşılaştıkları zorbalıkları da anlık olarak gündemleştirmeye çalışıyorduk. İşte hikâyelerin ortaya çıkmasının hikâyesi de böyle oldu.
Bu kampanyayı MAZLUMDER, IHD ve ESHID ortaklığında yürüttük. Sonrasında Mazlumder olarak, Ankara ve Diyarbakır’da Roboski stantları açtık. 90 gün sürdürebildiğimiz stantta yüzlerce genç-yaşlı her yaştan insan çalıştı. Stantta çalışan gencecik insanlar standın ruhuna uygun davranabilmek için orada su içmekten dahi kaçınıyorlardı. Her gün katledilenler adına yazılan mektuplar gözyaşları içerisinde okunuyordu. Bu meseleyi ‘Ankara’nın Karanlık dehlizlerinde’ kaybetmemeye adeta yemin etmiştik. Çok garip bir duygu bu; bir kazanmak hedefi var ama biliyorsunuz ki, amacınıza ulaştığınızda kutlayamayacağınız bir ‘kazanmak’ olacak bu..
Sonra bir belgesel yapma fikri ortaya çıktı. Sağolsun sevgili Ümit Kıvanç bizzat köye giderek bin bir emekle “Ağlama anne, güzel yerdeyim” belgeselini çekti.
Ortaya çıkan sinerji ile beraber süreç içerisinde birçok kurum ve kişi, herkes durduğu yerden Roboski için bir şeyler yapmaya başladı. Hatta ilk günlerinde katliam “Uludere katliamı” olarak ifade edilirken, bizim çalışmalarımızda “Roboski” adında ısrar etmemiz, süreç içerisinde bir dil değişikliği yarattı. Hatta o günlerde Erdogan partinin il baskanlari ve milletvekilleri ile yaptığı bir toplantıda onlara “bundan sonra Roboski demeyeceksiniz, Uludere diyeceksiniz!” dedi.
Katliama ilişkin başkaca filmler yapıldı, şiirler, şarkılar, kitaplar yazıldı. Selim Yıldız gibi sanatçı dostlar, Hülya Tarman gibi yazarlar köyde çalışma atölyeleri açtılar. Selim Yıldız ayrıca “Bira Mi Tetin” adında bir belgesel yaptı. Hülya Tarman iki kitap çıkardı. O süreçte yapılanlar ve yapanların isimleri buraya sığmaz elbette. Çok fazla insan canını dişine takarak gecesini gündüzüne katarak çalıştı. Tabii ki bu çalışmalar kolay yapılmadı. Devlet, Roboski üzerine yapılan en küçük bir çalışmanın dahi bedelini bir şekilde ödetti. Mesela o süreçte Mazlumder’in Türkiye’nin batısındaki şubelerinin üzerimizde çok büyük baskıları oldu. Eğer ki o dönemin genel başkanı Ahmet Faruk Ünsal o süreçte bu baskıları göğüslemeseydi ve dik durmasaydı muhtemelen biz iki basın açıklaması dışında dernek adına hiçbir şey yapmamış olacaktık. (Baskılara boyun eğmedik ama gün gelip Kürtlerin dernekten tasfiye edilmesinde de bu sürecin temel neden teşkil ettiğine hiçbir kuşkum yok. Atanan kayyımların öncülüğünde yapılan genel kurulla, Kurdistan şubelerinin hepsi kapatıldı.) .
2013 yılına kadar Roboski Türkiye gündeminin birinci sırasında yerini hep korudu. Öyle ki Erdoğan, bu durumdan muzdaripligini “yatip kalkip Uludere diyorsunuz!” diyerek dile getirmek zorunda kaldı. Biz de pankartımıza “Yatıp kalkıp Uludere diyeceğiz!” seklinde yazdırıp mücadelemize devam ettik.
Katliamın birinci yılı dolmuştu. Bu sure içerisinde köylülere yapılan- edilenlerle ilgili ikinci bir rapor ihtiyacı vardı. Bunun üzerine köye gittim. Köylülerle görüşmeler yaptım. Çok çarpıcı bilgiler verdiler. Bunlardan en çarpıcı olanı kimyasal kullanıldığı iddiası idi. Yakınlarının cesetlerine temas ettikten sonra aniden cildinin yandığını ve sonrasında Diyarbakır Devlet Hastanesi’nde ameliyat olup yattığını belirten biri vardı. Tedavisinin hastane kayıtlarına geçmediğini, (talebine rağmen) kendisine yazılı bir şey verilmediğini ileri sürüyordu. Hatta doktorun kendisine, bunu yaparsa başının belaya gireceğini söylediğini aktarmıştı. Hatırladığım kadarıyla olaydan sağ kurtulanlardan birinin daha tedavi gördüğü Şırnak Devlet Hastanesinde kaydı yoktu(en azından kendisine yazılı bir belge verilmediğini söylemişti.)Şüphesiz bu iddiaları bugün ispatlamam mümkün değil. O görüşmeleri yaptığım esnada aldığım ses kayıtları Mazlumder”in arşivinde kaldı. Onun da hala muhafaza edildiğini sanmıyorum.
Eğer tamamlama sansımız olsaydı, kanaatimce ilk rapor kadar gündem olabilecek bir rapor olacaktı. Fakat ne yazık ki tamamlayamadık. Zira “Cozum Sureci” ilan edildi! Bu süreçle beraber Roboski gündemde ilk sıradayken peyderpey gündemden düşmeye başladı. Artık daha az anılmaya başlandı. Bundan sonraki süreçte diyelim ki, Erdoğan’ı zor durumda bırakabilecek herhangi bir olay vuku bulacak, bir bakıyorsunuz hooop, HDP devrede!. Mesela Erdoğan’ın da katılacağı Şırnak Şerafettin Elçi Havaalanı’nın açılış iftarına davet edilen Roboskili aileler, kesin bir dille sosyal medya üzerinden iftara katılmayacaklarını söylerken son gün bir bakıyorsunuz iftardalar. Sonra öğreniyorsunuz ki, son gün Demirtaş tarafından aranıp iftara katılmaları için kendilerine “rica” edilmiş(aslında o süreçte neredeyse her konuda HDP’nin hastalıklı bir yaklaşımı var ama gündem Roboski olduğu için oradan devam edelim).
Bu tutumun nedenini çok sonraları İmralı tutanaklarından öğreniyoruz. Roboski’ye ilişkin Öcalan şunu diyor:”
Tabii onlarin durumu dramatiktir. Ama sunu da yapabilseniz iyi olur: Madem biz bir barışmadan söz ediyoruz, bu genel barışın bir prototipi olarak Roboskili aileler ile AKP’yi bir araya getirerek bir uzlaşma sağlayabilirsiniz. Anladığım kadarıyla Roboski meselesi AKP’yi cok zorluyor. Bunun diğer faili meçhuller, kirli olaylarla anılması daha doğru olur.”(İmralı Notları S. 40)
Öcalan’nın bu konuşmasından benim anladığım, Roboski’nin Ak Parti’yi rahatsız edecek düzeyde güncelleşmesine izin verilmemesi. Başından beri bu sürecin başlamasında Roboski’nin etkisi olduğuna inananlardanım. Az ya da çok, her neyse.. Ama Öcalan’ın ifadelerinden sonra buna dair kanaatim artık net(zaten sorun bu değil. Elbette ki bu doğaldır. Hiçbir devlet durduk yere muhatabına gel barışalım demez. Temel sorunun ne olduğunu sonraki süreçlerde görecektik, nitekim gördük de!)
Hak örgütlerinin ve aktivistlerin çabalarıyla bir noktaya getirilen bu mücadele artık hukuki boyutuyla devam edecekti. Aslında süreci az çok tahmin edebiliyorduk. Konu askeri mahkemeye intikal ettirilecek, sonra AYM red edecek, derken Türkiye’den adil bir karar çıkmayacak. Türk yargısından adil bir karar çıkmasının hiçbir olanağı yoktu. Geçmişteki tecrübelerle beraber bu katliamın bir sınır ötesi operasyonla gerçekleştirilmiş olması, dolayısıyla siyasi erklerin verebileceği bir kararla işlenmiş olması bunu adeta imkânsız kılıyordu.
Bu koşullarda Türkiye’deki iç hukuk yolları tüketilip AIHM’e başvurulacak ve beklediğimiz sonuç ancak oradan çıkabilecekti.
Bölgede 16 baro olmasına rağmen Roboskililer katliamın ilk gününden bu yana hukuki desteğin olmayışından muzdariptiler. .Nitekim siz de biliyorsunuz; köyde çok sık gözaltılar oluyor, köylülere davalar açılıyordu. Maalesef köylüler bu durumlarda genelde yalnız kalıyorlardı. Birkaç vakaya Mazlumder’in aynı zamanda avukat olan Şırnak temsilcileri müdahil oldu. Şırnak Barosu baştan beri bu işe karşı ziyadesiyle mesafeli duruyordu. Baronun bu duyarsızlığını dönemin Diyarbakır Barosu Başkanı Mehmet Emin Aktar’la paylaştığımızı, bunun üzerine Aktar’ın Nuşirevan Elçi’yle görüştüğünü hatırlıyorum.
Sonuç itibariyle HDP adına Meral Beştaş’ın öncülüğünde, Şırnak Barosu Başkanı Nuşirevan Elçi de yasal temsilci yapılarak AYM başvurusu yapıldı. Önce AYM, sonrasında da başvuru yapılan AIHM, Roboskılılerı yasal olarak temsil eden Nuşirevan Elçi’nin yaptığı usul hataları nedeniyle davayı reddettiler.
17 Mayıs 2018’de açıkladığı kararında AIHM, evrakların eksik verilmesi ve bu eksikliğin yasal sürede tamamlanmamış olmasını, Türkiye’de iç Hukuk yollarının tüketilmediği şeklinde yorumladı. Böylece Roboski davası ‘yeni bir delil bulunana ya da hükümet yeni bir soruşturma başlatana kadar kapandı!.. Böylece ‘Ankara’nın karanlık dehlizlerinde’ kaybedilmesin diye verilen onca emek, onca mücadele, partinin ve baronun elbirliğiyle ve Roboskililerin tabiriyle ‘Roboski mezarlığına gömüldü’..
Roboskili aileler yaptıkları açıklamalarda bu sonuçtan partiyi ve Nuşirevan Elçi’yi sorumlu tuttular. Elçi, kendisinin sorumluluğu olmadığını, asıl sorumlunun parti olduğunu ifade etti. Buna rağmen Parti,bırakın bir özeleştiri yapmayı, AYM’nin reddinden, AİHM’nin reddinin sonrasında da gerçekleşen Şırnak Barosu seçimlerinde toplamda iki(veya üç) kez, Elçi’yi destekleyerek, onu başkan seçtirerek adeta ödüllendirmiş oldular.. Kendilerine bu minvalde yönelen eleştirilerin baskısından olsa gerek, bir komisyon kurarak bu konuda bir rapor yayınlayacaklarını açıkladılar ama aradan 6 yıl gibi bir zaman geçti ve ortada ne bir komisyon var, ne de bir rapor!
Dosyanın AİHM’den dönmesinin ardından olur da birinin vicdanına değer, katliam emriyle alakalı dönemin bir siyasetçisi, bürokratı bir şey söyler, bu da dosyanın tekrar açılabilmesine imkan verir düşüncesiyle Reha Ruhavioğlu ile konuşup vaktiyle kampanya dahilinde yazılan mektupları yayınlatma kararı aldık. Buna ek olarak da Roboski’ye ilişkin sağda solda dağınık duran bilgileri içeren bir kronoloji ekledik. Avesta Yayınları’nın sahibi Abdullah Keskin’le konuştuk. Kendisi son derece duyarlı davranarak basımını memnuniyetle kabul etti ve kitap 2018 yılında ‘Roboski Mektupları’ adıyla Avesta Yayınları tarafından yayınlandı. Burada çokça özetlediğim meselenin 2018 yılına kadar olan sürecinin detaylarını bu kitapta bulabilirsiniz. AYM’nin ve AİHM’nin ‘eksik belge’ diye özetledikleri sorunun basit bir hata olmayıp, kasıt olarak niteleyebileceğimiz adeta ısrarla yapılan bir ‘hatalar’ zinciri olduğunu görebilirsiniz.
Bu yazıyı okuyup partiyi koruma refleksine girenler olacaktır. Said-i Kurdi’nin deyimiyle, ‘Hakkın hatırı alidir, hiçbir hatıra feda edilmez.’ Dolayısıyla parti zarar görecek vs gerekçeleri bir tarafa bırakmaları için onları vicdana davet ediyor, onlarla beraber Roboski’ye karşı duyarlı olan herkese bu kitabı okumalarını öneriyorum.
Partinin ise kimsenin savunuculuğuna ihtiyacı yoktur. Zira yukarıda belirttiğim gibi, kendileri bu konuda son derece rahatlar. 28 Aralık’ta köye gider, rutin bir açıklama yaparlar ve mesele bir sonraki seneye kadar kapanır. Hatta bir sonraki sene kimse bir şey yazmaz, söylemezse onu bile yapacaklarını sanmıyorum.
Çok fazla uzattığımın farkındayım. Son olarak şu bilgiyi aktarayım: Roboski dosyasıyla insan hakları camiasından tanıdığımız sevgili Kerem Altıparmak ilgileniyor. AYM’ye bir başvuru yapıldı ve karar bekleniyor. Umarım güzel bir sürpriz olur.
Veli Encu bir açıklamasında “Roboski’nin beklediği adaleti Roboski mezarlığına gömdüler, buna izin vermeyeceğiz!” demişti.
Bugün olmasa dahi bir gün mutlaka bu katliamı yapanlar ve üzerini örtenlerin hepsinin hesap vereceğine ve adaletin yerini bulacağına bütün kalbimle inanıyorum.. O gün gelene kadar da unutmayacağız.
Unutursak kalbimiz kurusun!











