RTE’NİN İKİ AŞAMALI TEHLİKELİ PLANI

İBRAHİM YÜKSEL

AKP, 3Y (Yoksulluk, Yolsuzluklar, Yasaklar) ile mücadele edeceğini söyleyerek iktidara geldi…

Önceleri Avrupa Birliği görüşmeleri, uyum yasaları, daha sonra Çözüm Süreci vb. ile de bu konuda samimi olduğuna birçoğumuzu inandırdı. Ancak, ne zaman ki sisteme tam olarak hakim oldu, bütün kurumlar denetim altına alındı, verilen sözlerin tamamı unutuldu…

Bu süreçte parti içinde, bu değişime itiraz edebilecek bütün sesler ya tasfiye edildi ya da pasifize edildi; parti içinde tamamen RTE’ye biat edenler, ikballerini O’na bağlayanlar kaldı ve bu durum O’nu mutlak hakim yaptı; artık ağzından çıkan her sözün yasa hükmünde olduğu bir kişi vardı: RTE. AKP resmiyette parti olarak görünse de, gerçekte RTE’nin emir ve isteklerini yerine getiren bir organizasyona dönüştü…

“Mutlak İktidar Bozar” kuralı, bin yılların bir gerçeğidir. RTE de bunun dışında kalamadı, fıtratları gereği de kalamazdı zaten; baskıcı, faşizan, anti-demokratik uygulamalar ülkenin “normal”i oldu. Bütün denetim kanallarının devre dışı bırakıldığı bu ortamda 3Y (Yoksulluk, Yolsuzluklar, Yasaklar) TC tarihinde görülmemiş şekilde arttı. Yasa tanımazlık, “gerektiğinde” Anayasa’yı bile devre dışı bırakmak, sıradan uygulamalar haline geldi…

Bütün bunlar, bir iktidar değişikliğinde mutlaka soruşturmaya konu olması gereken olgular…

RTE, bu gerçeği bildiğinden ve kişiliği de buna uygun olduğundan, koltuğu bırakmamak için ülkeyi bir karanlık tünelin içine çekmektedir…

Peki, en başa dönersek, nedir bu iki aşamalı plan?

RTE’nin planının birinci aşaması, kazanamıyacağına inandığı bir seçimi -kaos yaratıp, olağanüstü hali gerekçe göstererek- yaptırmamak. İkinci aşaması ise, yaptırmak zorunda kalıp kaybettiği bir seçimin sonucuna uymamak, yani koltuğu teslim etmemek…

RTE bunun altyapısını -gerek bazı sivilleri silahlandırarak, gerek resmi yeni silahlı güçler oluşturarak, gerekse de algı oluşturarak- uzun zamandan beri hazırlıyordu…

En masum, en sıradan bir hak talebi (işçi – öğrenci – kadın) eylemi acımasızca bastırılırken, iktidar yanlılarının her türlü eylemi, sonsuz bir hoşgörü ortamında, güvenlik güçlerinin korumasında gerçekleşiyor…

Örneğin, 2018 genel seçimleri, AKP’nin zaferiyle sonuçlanınca, sivil görünümlü kişiler İstanbul’da ve yurdun birçok yerinde, kamuya açık alanlarda silahlı gösteri yapmışlar ve hiçbir soruşturmaya uğramamışlardır…

Temmuz 2018’de Ankara’da, “Takviye Hazır Kuvvetler Müdürlüğü” kuruldu. Mobilize polis gücünden oluşan bu oluşumun aynısı, 21.08.2020 tarihinde İstanbul’da da kuruldu…

02.01.2020 tarihinde Ankara’da düzenlenen “Şehir ve Güvenlik Sempozyumu”nda RTE “Artık şehirlerimizin güvenliğini sadece kolluk güçleriyle koruyacak durumda değiliz; yeni fikirler geliştirilmeli” dedi ve bu “Yeni Fikirler” sonucu, AKP teşkilatlarının onayından geçen 30.000 bekçi kadroya alındı. Bu sayı, 2021 yılında 35.000’e tamamlanacak.

Bu sempozyum da zaten, bekçi alımına zemin hazırlamak için düzenlenmiştir…

Diplomasi dehası(!) olan Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu’nun İYİ PARTİ’li Ahmet Erozan’a “Ülkede seçim yok. Seçim olsa da iktidarın size verilmeyeceğini biliyorsunuz” demesi, özellikle bir dil sürçmesi gibi yansıtılmaya çalışılsa da, aslında bilinçaltının dışa vurumudur…

Tuğgeneral rütbesiyle, -görünür neden olarak kadrosuzluktan, asıl neden olarak irticai faaliyetlerden dolayı- 1996 yılında emekliye sevk edilen, sonra RTE’nin askeri konulardaki başdanışmanı olan Adnan Tanrıverdi resmi görevdeyken, başkenti İstanbul olacak “İslam Ülkeleri Federasyonu”nu savunmuş ve bunun anayasasını hazırlamış, tepkiler üzerine istifa etmiştir.

Bu zat, 2004-2009 yılları arasında “Adaleti Savunanlar Derneği” (ASDER)’in Genel Başkanlığı görevini üstlenmiştir. ASDER başkanı olarak, Müslüman Ülke silahlı kuvvetlerinin organizasyonu ve stratejik kullanımına danışmanlık, son kullanıcıdan eğitici seviyesi kadar özel konularda eğitim ve harp silah ve araçlarının temini, bakım ve onarımı hizmetlerinde görev yapmak üzere SADAT Uluslararası Savunma Danışmanlık İnşaat San. Tic. A. Ş.’yi 28.02.2012 tarihinde; İslam Ülkeleri’nin bir irade etrafında birleşmesinin teknik esaslarını inceleme ve İsla Birliği temelinin atılması için uygun koşulları oluşturma hizmetleri için “Adaleti Savunanlar Stratejik Araştırmalar Merkezi Derneği” (ASSAM)’ı 24.05.2013 tarihinde; SADAT A. Ş. bünyesinde hizmet verecek emekli askeri personelin kondisyonlarını muhafaza etme ve geliştirme hizmetlerinin yürütülmesi için “Yunus Uluslararası Doğa Sporları Derneği ve Deniz Sporları Kulübü” (YUSDER)’i 19.01.2013 tarihinde kurmuştur.

Halen ASDER Onursal Başkanlığı, ASSAM Adaleti Savunanlar Stratejik Araştırmalar Merkezi ve YUSDER Yönetim Kurulu Başkanlıklarını aktif olarak yürütmektedir…

Adı geçen bu zatın yönetimindeki şirket ve dernekler, Ülkü Ocakları’nın geçmişteki “Komando Kampları” benzeri kamplar aracılığıyla, devletin bilgisi dahilinde askeri eğitim vermektedir.

Bu eğitimi alanlar kimler acaba ve ne amaçla bu eğitimi almaktadırlar???

TBMM’den 06.01.2021 tarihinde geçirilen bir yasayla, Türk Silahlı Kuvvetleri’ne ait silah ve araçların (ağır silahlar dahil) bakan onayıyla MİT ve Emniyet Teşkilatı tarafından kullanılmasının önü açıldı!…

Buna neden gerek görüldü?

Şunun şurasında, zamanında yapılacak seçime kabaca iki yıl kalmasına ve her an erken seçim kararı alınabilecek olmasına karşın, hiç seçim olmayacakmış veya seçim olsa bile, kaybetme olasılığı yokmuş gibi, neredeyse boş bulduğu her arsaya saray yaptırma isteği nasıl bir düşüncenin tezahürü?

Boğaziçi Üniversitesi öğrencilerine uygulanan baskı, Kanal İstanbul’u “inadına yapacağız” demesi, hep halkın sinir uçlarına dokunma, halkı sokağa dökme çabalarıdır. Bu gerçekleştiği takdirde, Olağanüstü Hal’i bahane ederek, seçimleri yaptırmama yoluna gidebilecek!…

Ne zaman ve nerede okuduğumu tam hatırlayamadığım bir yazıda RTE’nin ağzından şöyle bir cümle vardı: “Ben oraya (iktidara) bir çıkayım, beni oradan zor indirirler” diye…

Yine, bunu destekleyen bir başka şey, gazeteci Levent Gültekin’in 1,5 – 2 yıl kadar önce Halk Tv’de Ayşenur Arslan’ın programında anlattığı, insanın kanını donduracak olaydır; Gültekin’in tanıdığı üst düzey bir bürokrat emekliye ayrılınca, vedalaşmak için RTE’ye gidiyor. Görüşme esnasında RTE, gelecekle ilgili tasarılarından söz ediyor. Ziyarete giden bürokrat da “bunları yaparsanız iç savaş çıkar” diyor. RTE’nin cevabı korkunç; “çıkarsa çıksın, ezer geçeriz”…

Bütün bu gelişmeler boşuna yaşanmadı; bunlar, bir arka planın, RTE’nin seçimi yaptırmama, eğer bunu başaramazsa, kaybettiği bir seçimde koltuğu bırakmama üzerine kurulu planının hazırlıkları!… Bunun için de bahanesi hazır; devletin bekası için…

Bunları başarabilir mi?

Elbette ki bugünden bilinmez. Bu biraz da muhalefet güçlerinin (parlamento içi – parlamento dışı) kendi aralarındaki ayrılıkları değil, aynılıkları öne çıkarmasına, güç birliğini daha da pekiştirmesine ve dik durmasına bağlı…

Haber Etiketleri
guest
0 Yorum
Inline Feedbacks
View all comments
0
Would love your thoughts, please comment.x
()
x