Korkut Akın
“Şimdi” hiç yok belki de
“Balıkların kuş, kuşların balık olduğunu; suyun hava, havanın su olduğunu; ışığın karanlık, karanlığın ışık olduğunu; ölümün yaşam, yaşamın ölüm olduğunu” kabul ettiğiniz anda, rüzgâr geri getirir her şeyi. Her şey geçmiş olur. “Biz, durmadan yol alan bir arabanın ön koltuğunda otururuz sanki ve zaman; nesneler, olaylar, ne varsa yüzümüze çarpar. Çarpar çarpmaz da geçmiş zaman olur” ve “şimdi” silinir.
Mehmet Zaman Saçlıoğlu, kısa ve özlü cümlelerle okuru çarpacak denli anlamca yoğun öyküleriyle (nehir söyleşiden romana, şiire kadar) tanınan ödüllü bir yazar. Sıradan, yok, sıradan demek yanlış, klasik öykü anlayışından uzak, elinize aldığınızda kitabı bıraktırmayacak denli ilgi çekici…
İş Bankası Kültür Yayınları arasından birkaç kez çıkan “Rüzgâr Geri Getirirse”, bu kez Yapı Kredi Yayınları arasından çıktı. Daha önce de çok okunmuş, yine de çok okunacaktır…
Sahipsizlik eskitir
Eskiyle yeninin, geçmişle geleceğin, “an” ile şimdinin arasındaki bağı kurmaya çalışan yazar, okurunu da sürüklüyor kendi akışında. Öykülerin anlam bütünlüğü içerisinde okurun kendi yorumu da belirleyici. Yazar öyle yazar, ama okur böyle anlar. Okurun beklediği yazarın sunduğuyla uyuşmadığında (aslına bakarsanız uyumun o kendine has estetik yanı bizi susturuyor, uykuya daldırıyor ve “gelişim”i kesintiye uğratıyor) yeni anlamlar doğuyor, yeni yorumlar. Belki de bu öyküler o nedenle sürükleyici, ilgiyi odaklar nitelikte.
Zaman Saçlıoğlu, öykü içinde öykü anlatıyor. Bu çok yönlü ve çok katmanlı anlatımın muhakkak ki geçmişle -zaten başında vurguladık, biliyorsunuz- bağlantısı var. Yazarın, anlatıcının hatasını yüzüne vurmasının arkasından gelen keçi öykücüğü yeni bir yol açıyor; öykü içindeki öykü, gereklilikten yeterliliğe, güvenilirlikten amaca ulaşmaya kadar taşıyor. Gerisi okurun düş(ünce) gücünde.
Düşler yazınca gerçek mi olur?
Evet, kesinlikle gerçekliğin temelinde düş yatar; değil mi ki, düş, düşüncenin hem ilk hecesidir. Zaten asıl olan başlamak değil midir, gerisi çorap söküğü gibi gelir. Yazar da, göl ile gölgeyi buluşturuyor öyküsünde. Geçmişle gelecek, düşle düşünce, göl ve gölge biz okurlara yeni pencereler açıyor, yeni yaşama hazırlıyor. İstenilen kıvama geldiğinde hepsi bir bedende buluşuyor, yani insanda.
İnsanın içinde serpilip gelişen bu “yeni yaşam”, artık sizindir. Daha bir meraklı, daha bir ilgili, daha bir bilgili ve muhakkak ki daha bir sorgulayıcısınızdır artık. Tanrıları koruyan dağlar, dağları koruyan kapılardan geçmek için izne gereksiniminiz yoktur en tam da; isteyen sizseniz istediğinizi alırsınız. Bitek toprakları anlatmak için çubuğu diksen yeşerir deyimi sizin için de geçerlidir bundan böyle. Ama unutmayın ki, geçmiş de en az gelecek kadar yanınızdadır hep.
Taşın canı…
Yerde gördüğünüz sıradan bir taş doğanın bir üyesidir, pek anlam taşımaz; ancak onu alır, işlerseniz, sadece boyasanız bile “farklılığı”nı çıkarsınız. O zaman sanat olur işte. Bir anlam katmaktır sanat. Yeni ufuklar açmaktır. “Yumurtaya can veren Allah” denir ya, anlaması zor olan bir şeyi anlatırken; taşı yontan heykeltıraş da o taşın içinden yeni bir “can” çıkarır. Sizin için heykeldir belki alabildiğine estetik; bir başkası için duygudur, ömür boyu sürdürdüğü; diğeri için anlamıdır yaşamın. Bir ortak yanı var hepsinin. İçine hiçbir şey koyamazsınız dışarıdan.
Rüzgâr Geri Getirirse,
Mehmet Zaman Saçlıoğlu
Öykü
Yapı Kredi Yayınları, Temmuz 2023, 102 s.












Çok güzel yorumlamışsın sevgili Korkut. Alıp okumak da bana düşüyor.
Korkut, her zamanki gibi kitabı (öykü) öyle bir tanıtmışsın ki, oku beni diye bağırıyor (sanki).