Şair Mustafa Işık ile şiir, resim, müzik üzerine söyleşi

Resim yaparken kendimi şiire, şiir çalışırken de resme hazırlarım.

Bilinen bir şeydir ama tekrarlayayım yine de; müzik, şiir ve resim sevgilidir ve birbirlerini besler ve doğururlar, diyen Şair Mustafa Işık ile söyleştik.

 

Mustafa ışık kimdir biraz sizi kendinizden dinleyelim?

 Sevgili kardeş, Mustafa Işık kimdir, diye soruyorsun. Yanıt vermek o kadar zor ki! Aklıma ilk gelen yanıt bir yolcu olduğum. Kendini, yaşadığı dünyayı anlamaya, acıları ve sevinçleri ile hemhal olup insanın insanlaşma sürecine halince katkıda bulunmaya çalışan bir yolcu, diyeyim. Elbette işe kendinden başlayan bir yolcu.

Başka ne diyebilirim; evet, sanırım ben, yerinde duramayan, sınırlara sığmayan bir hareket haylim. Anlayacağın, anam beni ayakta değil koşarken doğurmuş! Oturduğum yerde bile koşan biriyim. Durmadan bir şeyler yapan, yapmaya çalışan, bu yüzden düşlerinde bile beyni zonklayan bir hareket haliyim kısacası.

Bu hâl sürekli bir sancıyı da beraber getiriyor kuşkusuz; hep bir şeyler yapamamanın, eksik bırakmanın, yetişememenin sancısı.

Kendimi tanımlarken şunu da söylemek mümkün; ben durmadan yeniden başlayan, yeniden başlamaktan korkmayan, kısacası hayatın karşımıza çıkarttığı ve birçok insanı pes ettiren sonlardan çekinmeyen biriyim galiba. En çok da bu yönümü alkışlıyorum, desem abartmış olmam.

 

Şiir, resim, organik tarım, bir dönem öğretmenlik, elinizde bağlama ile türkü söylemek gibi birçok yeteneğiniz var. Kendinizi hangi alanla daha çok tanımlarsınız?

 Kendimi hangi alanda tanımladığımı soruyorsun. Öğretmenlik, biliyorsun kendi seçimim değil koşulların belirlediği mesleğimdi. Yoksul çocuklardık, yatılı öğretmen okulunu kazandık ve oraya gittik. Neyse.

Kendimi en çok şiir çocuk edebiyatıyla tanımlarım. Son yıllarda resim de varlığımın bir parçası oldu. Haydi, onu da dâhil edeyim. Saz, türkü vs. hayatımın çeşnileri sadece.

Şiir ve resim vazgeçilmeziniz, resimle şiir arasında nasıl bir ilişki var sizce?

Evet, şiir ve resim vazgeçilmezlerim. Benim açımdan aralarındaki ilişki birbirlerini tamamlama, birbirlerine el verme ilişkisidir. İkisi de birbirini besleyen, birbirlerine kapı aralayan, birbirlerine “esin perileri” uçuran alanlar. İkisi de beni arındıran, bana kendimi bağışlatan sevgilidir. Resim yaparken kendimi şiire, şiir çalışırken de resme hazırlarım.

Bilinen bir şeydir ama tekrarlayayım yine de; müzik, şiir ve resim sevgilidir ve birbirlerini besler ve doğururlar.

 

Çocuk öyküleri de yazıyorsunuz, bu konuda “çocuk, ağaç, öykü ve hayat” diye beş kavram söylesek, bu kavramlarla bize ve çocuklara ne derdiniz?

 Çocuk öyküleri, romanları ve şiirleri de yazıyorum, doğru. Çocuk, ağaç, öykü ve hayat kavramlarıyla ne mi derim?

Bir ulu ağaca yaslan, derim. Kulak ver onun anılarına, tanıklıklarına. Çocuklarına anlatacağın o kadar çok öykü bulacaksın ki şaşıp kalacaksın.

Haa! Bir de sarılın ağaçlara, derim herkese. Onlara çok özür borcumuz var. Sarılın ve özür dileyin.

Katılın, derim dallarda ötüşen ve sevişen kuşların şarkılarına. Set olun o şarkıları kesmeye yeltenen gözü dönmüşlerin önüne. Ah kardeş, daha neler derim neler de bu söyleşinin içine sığmaz.

 

Şiir ve tabii kitabın toplumda okunmak ve karşılık bulmak noktasında neler söylemek isterdiniz?

 Şiirin, dikkat et şiirden söz ediyorum, toplumda karşılık bulması şiirin, deyim yerindeyse militanca savunulmasına bağlı bence. Biliyorsun. Kapitalizm kitabı, şiiri. Romanı… Metalaştırıp Pazar ekonomisine dâhil etti. Bunu yaparken doğal olarak kendi meşrebine uygun bir şiir ve elbette “şair” de yarattı. Bunları pazarlıyor ve çarkına dâhil olmayan şairi ve şiirini ablukaya alıp yok sayıyor. Ne yazık ki başarılı da oluyor. Bu durum yüzü insana dönük, insanın derdini dert edinen şiirin önüne bir settir elbette. Hem de ne set! Eh bu seti aşmak da anadan doğma muhalif, insanın ve doğanın sorunlarını ıskalamayan, yüzü geleceğe dönük şairlerin, okuyucuların, yayıncıların militanca çabalarıyla başarılacaktır. Yeter ki sistemin cilvesine kapılmayalım.

 

Son söz olarak kendinize bir soru sormak isteseydiniz, ne sorardınız?

Son söz olarak kendime bir soru sormak isteseydim şunu sorardım: Bu kadar tembellik yetmez mi?

Mustafa Işık:

 Şair ve ressam. 1955, Doğanşehir / Malatya doğumlu. İlk ve ortaokulu Doğanşehir’de okudu. Yatılı olarak girdiği Sivas İlk Öğretmen Okulu’nu 1974’te bitirdi. 12 Mart döneminde birkaç yıl Mardin ve Diyarbakır’da öğretmenlik yaptıktan sonra mesleğine yirmi yıl ara verdi. 12 Eylül döneminde bir süre cezaevinde yattı. 90’lı yılların başında İstanbul’a yerleşti. Şairliği yanı sıra resim çalışmalarına da devam etti. 1979’da bıraktığı öğretmenliğe 1999’da geri döndü. Öğretmenlik görevinden 2020 yılında emekli oldu, Çanakkale’de doğa ile iç içe bir yaşam sürdürüyor. Ürünleri Eski, Sanat ve Hayat, Şiir Ülkesi, İnsancıl, Güzel Yazılar, Berfin Bahar vd. dergilerde yer aldı.

Eserlerinden bazıları

Elimde Ay Kırıkları (1991)

Ellerin Kuş Sürüsü (2001)

Dalıma Şiir Kondu (çocuk şiiri, 2003)

Bak Bu Senin Şiirin (çocuk şiiri, 2003)

Yakanıza Yapışan (2005)

Barışçılık Oyunu (çocuk öyküsü, 2004)

Arkadaşlık Şarkısı (çocuk öyküsü, 2004)

 

 

guest
0 Yorum
Inline Feedbacks
View all comments
0
Would love your thoughts, please comment.x
()
x