Sait Oral Uyan’ın yazıp çizdikleri üzerine

Yazmak, çizmek, yaratmak eyleminin insanın gönlünde ve aklında ayrı bir önemi vardır. İnsanın düşünmeye ve yorumlamaya başlamasıyla bir tutkuya dönüşen sanat ve yaratma eylemi tanrısal erdemin diğer disiplinlerle beslenmesi sonucu çok uzun bir yürüyüşten sonra bugün ki halini almıştır. Görsel ve yazınsal hafızaya işitsel duyular da eklenince günümüz sanat disiplinleri ortaya çıkmıştır. Taklitle başlayan bu eylem insanlığın yaratıcı ve yorumsal orijinalliğini katmasıyla bir üst boyuta taşınarak gündemin önemli bir kısmını kapsayıp yolculuğuna devam ederken iz bırakmaya, yılları aşarak ölümsüzleşmeye başlar. M. Oruçoğlu’nun bu alandaki ustalığını ayrı tutacak olursam; uzun soluklu yazın ve ressamlığıyla sevgili Sait Oral Uyan’ın bu alanda ilgi çekici eserlere imza atması, bu yazının kaleme alınmasının başlıca nedenidir. Bir de Serdar Can’ı yazın dünyasına kazandırdığı “Nenemin Masalları” nı es geçmek olmaz. Anı roman ve biyografileri ayrı tutarak yorumlamam gerekirse; Sait Oral ve Serdar Can bu anlamda benim açımdan yetkin kurmaca eserler kazandırmıştır yazın dünyasına.
Kendisini tanımadan okumuştum “Rahman’ın Kavalı”nı (Sancı Yayınları). Kurgusundaki derinlik, birçok insan hikayesini; fonuna devrimci mücadeleyi alarak, farklı uluslardan insan öykülerini lirik ve şiirsel bir dille ortaya koyması çok etkilemişti beni. İçindeki keyifli çocuksu duyarlılık, ustaca kurgulanmış göç insanlarının hikayelerinin bir kavşakta buluşması çok dikkatimi çekmişti. Kendisini tanıyınca da içindeki çocuğa çok iyi baktığı, arazlarını tiye alacak denli özgüveni, yetkinlikleri ile birlikte, sıcaklığı sağlam bir dostluğun habercisiydi adeta. “Su Damlasına Sığdırılan Yaşam”la o zaman tanıştım. Şiiri ve resimleri zorlu bir dönemin tanıklığı açısından çok kıymetliydi benim için. Usta bir ressam vardı karşımda aynı zamanda. Yaşamı zorlu süreçlerin tanıklığı ve öznesi olan insanlardan biri Sait. Çok zengin bir siyasal deneyime sahip olması ayrıca kıymetli bir özellik. Dost yüzlü ve dost gülüşlü bir haylaz vardı karşımda. Bir o kadar olgun ve dokunaklı bir hikayenin kahramanlarından biri. Neyse, konumuz yaşam öyküsü değil. Yeni kitabının çıktığını öğrenince merak içinde, edinip bir an önce okumalı ve kendimce paylar çıkarmalıydım. Öyle de yaptım. “Ilgın” (Dorlion Yayınları); beş serilik bir dizinin, “Yitip Gidenim Olma” alt başlığıyla kaleme alınan ilk kitabı. Hemen sıraya alıp okudum bir solukta. Fonunda yine iki ayrı ulustan devrimci dosttan birinin; Teo’nun Ilgın kokan sevda hikayesi var. Sait Oral’ın kendine özgü duyarlıkları, çocuksu sevinçleri, hayatla barışıklığı bu uzun öyküde yine buram buram hissediliyor. Dil ve olay örgüsü tüm çıplaklığı ile okuyanı sarmaya başlıyor hemen. Karakter analizindeki derinlik iyi bir romancı ve anlatıcı kazandığımızı hemen hissettirmeye başlıyor.
Dramaturjideki etkileyiciliği ise romanın bir diğer zengin özelliği. Görsel tasavvur açısından da her iki roman da oldukça yetkin bir duyarlılığa sahip. Bu yorumları taraf tutarak yapmadığımı en azından beni tanıyan dostlar bilir inancıyla uzun soluklu yazın dünyasının iyi bir edebiyatçı kazandığını içim rahat bir şekilde söyleyebilirim. En acılı hikayelerin bile sevimli taraflarını çocuksu bir duyarlılıkla ortaya çıkarmak ustalık işi bir çalışma ve disiplin gerektirir. Hele ki fiziki açıdan yaşanan bir sürü zorluğu göz önünde bulundurunca, bu iş çok daha kıymetli bir hal alıyor. “Ilgın” la bir yolculuğa çıkarıyor bizi Sait Oral. Bu yolculuğun buluşacağı bir kavşak mutlaka olacak. Konsept açısından oldukça güven verici bir pratiği var sevgili Oral’ın. Fazla ipucu vermeden hem “Rahman’ın Kavalı”nı hem de “Ilgın”ı bir an önce iyi kumaşa sahip yeni bir edebiyatçıyla tanışmanız açısından ısrarla öneririm. Resimleriyle de umarım ilerde tanışma fırsatı bulursunuz. Ve umarım ki bir sinemacı ve kısa soluklu yazar ve şiir meraklısı olarak bu romanlardan en azından birini filme çekme şansım olur. Özellikle de bütçeli bir iş olmasına karşın “Rahman’ın Kavalı”nı. Yolun açık ve aydınlık olsun sevgili Sait Oral Uyan. Kalemine ve fırçana bir de içindeki haylaz çocuğa taş değmesin…
Levent Kaçar Temmuz 2021

Yazar Profili

Levent Kaçar
Levent Kaçar
Sivas’ın Zara’sında Bağlama isimli, 48 yaşına kadar hiç bilmediğim bir köyde doğurmuş anam beni.
Küçük yaşlarda ve erken büyüdüm İstanbul’da. İçeri düşene değin, çoğu derneklerde geçti çocukluğumun. Oralarda aldım ilk eğitimimi diyebilirim. Hapse düştüğümde de çocuktum hala. On altı, on yediye değmemişti daha. Yarım kalan lise eğitimini, hapisten sonra dışardan tamamladım. Sonrası sinema, ille de sinema. Marmara Güzel Sanatlar Fakültesi SinemaTV Bölümü’nü bitirdim (1995-1999) birincilikle (inek bir öğrenciydim anlayacağınız). Sonrası, yüksek lisans(2003-2005) ve aynı bölümde öğretmenlik (2003-2006). Üç beş kısa film, üç beş klip, bir uzun metraj (Şellale) film, piyasa dönemi epey bir reklam filminde asistanlık, en son Onur Barış’ın yönettiği Benden Hikayesi isimli Sait Faik Belgesel ’inde senaryo danışmanlığı.
Yazılar, çiziler, projeler, değişik dergilerde yayınlanan çalışmalar halen devam eden olgun eğitim dönemi. Bir de Simurg News var (ilk düzenli yazarlık ve yazı kurulu deneyimi). Bir bitmiş film senaryosu; “AlGözüm Seyreyle” Yılmaz Güney kurmaca belgesel proje, kaynak aranıyor. Bir film projesi (Görülmüştür Kimlikli Çocuklar) yazıldı, hazırlıklar ve görüşmeler devam ediyor. Sinema ile ilgili akademik çalışma (Sinema ve Gelecek Toplum Tasarımı ve PPT sunumu, iki adet sosyal sorumluluk projesi (Çocuk Oyunları Festivali ve Çerçi).
guest
0 Yorum
Inline Feedbacks
View all comments
0
Would love your thoughts, please comment.x
()
x