SANDIRAS DAĞI YIKIMLA KARŞI KARŞIYA SES VER!

Sandıras ,Yörükler için kökleri geçmişe dayalı,efsanelere konu olmuş kutsal bir dağdır.Şaman kültürünün devamı sayılan“Eren Günü” etkinlikleri bu dağın doruklarında yapılan önemli ritüellerden biridir.

2 bin 295 metredeki kutsal alanda ,“Çiçekbaba” olarak  bilinen erenin adına, her yıl ağustos ayının üçüncü haftasında aynı ritüeller tekrarlanır.Sabahın erken saatlerinde zorlu bir yürüyüş sonucu varılan zirvede büyük ateşler yakılır, adaklar adanır,bu kutsal dağın kalbine  ve atalar ruhuna iyi dilekler gönderilir.

Yörede anlatılan rivayete göre, Horasan erenlerinden bazıları asalarını gökyüzüne fırlatarak kendilerine gidecekleri yeni bir mekan belirlemek isterler.Göğe fırlatılan asalar, farklı coğrafyalarda,farklı dağların zirvesine doğru şimşek hızıyla yol alır.Göğe savrulan bu asalardan biri de Sandıras’ın doruklarına düşerek sahibini bekler.(Kimbilir bugün dağların doruklarını aydınlatan o yalımlı şimşekler o kutsal asaların yansımasıdır.)

Tassavufi anlamda bir içsel yolculuğun sonucunda erenlerden “Çiçekbaba”, Sandıras’ın zirvesine ulaşarak fırlattığı  asasına  yeniden kavuşur ve zirveyi kendine yurt edinir, orada yaşamaya başlar.İşte her yıl ağustos ayının üçüncü haftasına denk gelen perşembe günü civar yerleşimlerden gelenler tarafından kesilen “adak-niyet  kurbanı”, kültürel bir ritüel haline gelen “Eren Günü “buluşmalarının arkasındaki toplumsal hafızayı ifade eder.

Bu ortak hafızayı, başlangıçtan günümüze şekillendiren ve söylencenin dayanaklarına bağlı olarak gelişen  farklı varyantları, bölgenin değişik yerlerinde sözlü kültürün bir ürünü olarak karşımıza çıkmakta.Bölgede halkbilimi alanında araştırmalar yapan Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi Öğretim Görevlisi Prof. Dr. Mehmet Naci Önal’ın belirttiği gibi; dağların ruhuyla atalar ruhunun buluştuğu yerdir burası.

Prof. Dr. Mehmet Naci Önal’a göre:

“Dağların ruhları ile ataların ruhları bir arada olur. Eski Türklerde Hsuing-nu ve Tabgaç ayinleri, tepesinde ‘gök gölü’ olan kutsal dağlarda yapılırdı.Sandras Dağı’nda Kartal Gölü’nün olması eski Türk inanışlarında görülen kutsal dağ ve ‘gök gölü’ anlayışıyla örtüşen bir benzerlik.”(1)

Türklerin İslam dinini kabulünden önceki inanç sistemlerinin ve dil özelliklerinin bozulmadan günümüze kadar varlığını sürdürdüğü yerdir bu görkemli coğrafya.Bu bağlamda aynı zamanda Alevilerin ve Sünnilerin birlikte ziyaret ettikleri inanç merkezlerinden biri olması açısından da önemlidir.Kardeşliğin,birliğin,sevginin kutsal mekanı olarak durur orada, göğe asılı kartalların yurdunda sisler içinde.

Çiçekbaba’nın etrafında üç kez dönülerek adeta tavaf edilmesi eski Türk inaçlarında bu sayıya bağlanan kutsallıkla ilgilidir.Eski Türklerde “gök-yer-yeraltı” birlikteliği karşımıza çıkarken yine aynı sayı “beden-can-ruh” üçlemesi şeklinde insanın vaoluşunu sembolize etmek için  kullanılmıştır.

Efsanelerin ötesinde Sandıras Dağı  nice uslanmaz deli fişek eşkiyanın yatağıdır geçmiş zamanlarda .Eşkiyalar,kulakları çamların uğultusunda,deve çanlarının yeri göğü inlettiği sarp geçitlerde,yıldız salkımlarından başları döne döne bakarlar zirvelerden Akdeniz’in sevgilisi Rodos’a.Esrik, deniz sarhoşu olarak dönerler yağmurlarla; yıkanmış mor dağlara,sessiz koyaklara arınmış olarak kulak kabartırlar.

Yukarıda bahsettiğimiz namlı eşkiyalardan biri de Köyceğiz’de yaşamış Rum İspiro’dur.İspiro ayağı çabuk,Torosları bir şimşek hızıyla devriyelerin önünden görünmez bir bulut gibi geçiveren, kadınların yakışığı sarışın bir sevgilidir kimine göre.Kimine göre katli vacip,kesik başı bir sırığın ucunda, davul zurnayla şehrin sokaklarında gezdirilen soyu kurutulmak istenen uslanmaz bir asidir.

Dünya döndükçe yanacaktır çobanların tepelerde tutuşturduğu şeytan ateşi olarak da bilinen harlı ateşler.Bu ateşleri sonsuzluğa kavuşturmak için hiç durmadan  üfleyecektir keçi ayaklı,geniş göğüslü Pan.Ateşle rüzgarın ezgisi,kekik kokusuyla,pürenlerle karışarak dolanacaktır karlı dağları,eşkıya yataklarını.

ÇED SÜRECİYLE BAŞLAYAN YIKIM HAMLESİ

Sandras dağındaki en önemli su kaynakalarından biri de Gökçeova göletinin olduğu alandadır. Gölet, deniz seviyesinden 1750 metre yükseklikte bugünkü maden işletme sahasının çok yakınında bulunmakta.

Bölge,endemik bitki çeşitliliği ve hayvan türleri açısından  son yıllarda araştırmacıların ilgisini çekmekte.Gezginler,araştırmacılar ışığın peşinden yollara düşüyorlar, dünyanın her yerinden dinginliğin sesinde soluklanmak için.Büyülenip kalıyorlar, doğanın şimdiye kadar sakladığı büyülü bir güzellikle karşılaştıkları zaman.

2014 yılında burada dünyanın farklı yerlerinden gelen katılımcıların buluştuğu etkinlikler düzenlenmişti. “Ayata” adıyla  düzenlenen bu festivalde Şamanizm ve Tangrizim inancını taşıyanlar bir araya gelmiş.

Ayata ve Günana’ın ruhunun dolaştığına inanılan bu  atmosferde  madencilik faaliyetlerinin yoğunlaştığı günler yaşıyoruz. Sandıras’ta 12 maden şirketinin faaliyetleri hiç hız kesmeksizin yenileri de eklenerek devam etmekte.

Ülkenin bütün dağları,ormanları, madencilik faaliyetlerine  fütürsuzca açılarak yıkıma ve talana kapı aralanmakta.Sandras Dağı’nda 150 civarında endemik tür bulunmakta ve bunların 30′ a yakını da “nokta endemiği”  olarak adlandırılan sadece buraya özgü nadir bitkiler. 27 Ocak’ta AA’nın  basına servis ettiği habere göre:” Ege, Gazi ve Abant İzzet Baysal üniversitelerinden üç öğretim üyesi, Muğla’nın Köyceğiz ilçesindeki Sandıras Dağı’nda “Muğla sümbülü” (muscari muglaensis ) adını verdikleri yeni bir sümbül türünü keşfetti.”(2)

Bilim dünyasına sunulan bu yeni keşfin dışında bölge, araştırmacıların bitki türlerinin biyo-çeşitliliği anlamında yeni saha araştırmalarının sürdürüldüğü başka endemik türlerin olası keşfinin yapılabileceği bir alandır.Hayvan çeşitliliği bakımından da basında sık sık yer aldığı şekliyle vaşak gibi soyu azalan türlerin son yıllarda foto kapanlara yakalanması sonucu umut verici şekilde sayılarının çoğaldığı gözlemlenmekte.

Yıllar önce yaptığım derleme çalışmaları sırasında bölgede “Kedimen” lakıbıyla anılan Hasan Şahin’in anlatımlarına göre; 1950’li yıllara kadar bu dağlarda bol miktarda kaplan,ayı yaşıyormuş.Kaplanların dokuz yılda bir yavruladığı ve derisi için avlanması yüzünden fazla çoğalamadığını ,zamanla ortadan kaybolduğunu ,söylemişti.

Sonradan Ula’da bir kasabın duvarında rastladığım kaplanla çektirilen fotoğraf bu savı destekler nitelikteydi.Avcılar vurdukları kaplanın önünde  köpekleriyle birlikte gururla objektife gülüseyerek bakıyordu.Fotoğraf, Gardiyan Mustafa lakabıyla tanınan bölgenin tanınmış avcılarından birine ait olup kasap tarafından o günün anısı olarak dükkanın duvarına asılmıştı.

Doğal yaşam alanları,su kaynakları vahşi kapitalizmin yoğun saldırısı altında.Eski maden sahalarına ek olarak yeni işletme ruhsatları verilerek ülke ekonomisine katkı sağlayacağı savıyla alanlar genişletiliyor.Yıkımın yayılımı genişledikçe suyumuz, havamız kısacası yaşam alanlarımız gittikçe daralıyor.

Gökçeova’da bulunan Altınsivri’de  Alfa Olivin Şirketi’ne 4 yıl önce maden arama ruhsatı verilmiş.Şirket ilk adımda   yüzyıllık  ağaçları keserek binlerce dinatimiti patlatarak işe koyulmuş.Ağır tonajlı kamyonların hareketliliği göletin suyunun kesilmesine yol açmış bir süre.Yine aynı şirket tamamen keserek tıraşladığı Altınsivri tepesine verdiğ tahribat yetmezmiş gibi  kullandığı maden sahasını genişletme derdine düşmüş.

Alfa Olivin Şirketi 2,5 hektar olan mevcut üretim sahasını 25 hektara çıkartmak için Orman Bölge Müdürlüğü’ne başvuru yapmış.Sonraki günlerde başvurusunu  revize eden şirket, Gökçeova göletindeki ilave maden sahasını genişletme isteğinden vazgeçmiş.Bu sefer daha farklı bir yol izleyerek Ağla Mahallesi’nde bulunan  ruhsat alanındaki işletme sahasını değiştirmek için yeni sahaları talep ederek başvurusunu yenilemiş.Eğer şirketin isteği doğrultusunda karar alnırsa yaklaşık 35 bin karaçam ağacı kesim motorlarıyla adeta katledilecek.Dinamitlerle ormanın ekosistemi bir daha geri gelmemek üzere yok edilecek.

Şirketin ÇED yönetmeliğinin 9. maddesi uyarınca yöre halkıyla yapmak istediği ilk toplantı,  STK’lerin ve Muğla Çevre Platformu’nun tepkisi üzerinde ileri bir tarihe atılmıştı. 19 Ocak’ta yapılmak istenen ikinci ÇED toplantısı da yine  aynı tepkiler sonucu tekrar ertelenmek zorunda kaldı.

Kuraklığın kapıda olduğu şu günlerde su kaynakları yaşamsal bir öneme sahip.Hal böyleyken memlektin su kaynaklarının yönetimine Katar’ı ortak eden bir devlet aklı var karşımızda.Enerji için,madencilik faaliyetleri için dağını, taşını, toprağını doğrudan teşvik verdiği şirketler aracılığıyla yağmalanmasına,talanına göz yuman kör çağdışı bir akıl bu.

Sandras Dağı, Muğla ve Denizli’nin su ihtiyacını karşılayan yüzyıllık ağaçların,endemik bitkilerin soyu tükenmek üzere olan vaşakların ve keskin kanatlı kartalların yurdudur.

Bu yurdun sisli göğünde kış günleri geceleri şimşekler çakar ,atalar ruhunu,yüzümüzü aydınlatır.Akdeniz’e doğru bir yıldız kayar hızla yarpuz kokar, derinlere saklanan yemyeşil koyaklar.Eşkiyalar silah çatar yıldızlara,diz vurur keskin kayalara zeybekler.

İspiro, bir top ateş olur atlar geçer, devriyelerin tuttuğu geçitlerden.Bir ağızdan haykırırız  yağmacıların suratına tükürcesine tokat gibi düşer sesimiz çavlanlara.

Kapitalizm öldürüyor,yok ediyor,doğamızı suyumuzu kirletiyor.Halk bu durumda kendi yaşam alanlarını tüm demokratik araçları kullanarak savunmak hakkına sahiptir.Üç beş şirket sahibi, karına kar katacak diye, insanların geçmişleri ve geleceği karartılamaz.

Bu karalılıkla AKFEN Yuvarlaçay’dan nasıl kovulduysa Olivin de Sandırastan kovulacaktır.

“Sandıras’ta madene izin verme,Çiçekbaba’yı incitme!

 

 

 

 

Kaynakça:

(1) http://www.postseyyah.com/sandras-dagi-2/

(2)https://www.ntv.com.tr/teknoloji/muglada-yeni-bir-sumbul-turu-kesfedildi,gYr02KHwS0iTRYW1cK75kA

(3) https://mucep.org/5407-2/

guest
1 Yorum
Oldest
Newest Most Voted
Inline Feedbacks
View all comments
Kemal Çetiner

Talan edilmedik yer kalmadı yurtta. Umarım ki Sandıras bunlardan biri olmaz.
Dikkat çekildiği gibi hep birlikte karşı koyarsak ancak bu yağmayı durdurabiliriz.

1
0
Would love your thoughts, please comment.x
()
x