Sansür genelgesinin gölgesinde 3 Mayıs Basın Özgürlüğü Günü

Gazeteciler, 3 Mayıs Basın Özgürlüğü Günü’ne kolluk güçlerine kazandırılan yeni düzenlemenin gölgesi altında giriyor. Düzenlemeye tepkiler artıyor.

Emniyet Genel Müdürlüğü, 27 Nisan’da yayımladığı genelge ile kolluk personelinden kamusal alanda görevlerini yaparken ses ve görüntü kaydı alanların engellenmesini istedi. Emniyet Genel Müdürü Mehmet Aktaş’ın imzasıyla yayımlanan genelgede, polisleri kaydeden kişilerin engellenmesi ses ve görüntü kaydı alınmasının engellenmesi istenildi. Genelge yayımlanır yayımlanmaz da 1 Mayıs eylemlerini görüntüleyen gazeteciler, polis tarafından engellendi. Emniyetin yayımladığı genelge gerekçe olarak gösterildi. Polisler, gazetecilerin telefonlarını yere atarak görüntüleri silmeye çalıştı.

İçişleri Bakanı Süleyman Soylu 2 gün sonra açıklama yapabildi. “Emniyet genelgesi Anayasa’ya aykırı değil” diyen İçişleri Bakanı Süleyman Soylu katıldığı CNN Türk canlı yayınında “Genelge İçişleri Bakanlığının değil, Emniyet Genel Müdürlüğünün genelgesidir. Bu basın özgürlüğünü engellemez. Basın çekme özgürlüğüne sahiptir ve çeker” açıklaması yapsa da 1 Mayıs’ta gazetecilerin engellenmesine dair bir yorum yapmadı.

Emniyetin genelgesine büyük tepki yağdı. Evrensel’den Eylem Nazlıer’in haberine göre, basın ve meslek örgütlerinden, siyasi partilere kadar pek çok kurum ve kuruluş açıklama yayınlayarak, tam da 3 Mayıs Dünya Basın Özgürlüğü Günü’ne denk düşen bu genelgenin basın ve ifade özgürlüğüne engel olacağını ifade ettiler. Genelgenin sansür kılıfı kullanılarak, kolluk güçlerinin işkenceden tacize kadar pek kötü muameleyi gizleme amacı taşıdığına işaret edilen Açıklamalarda Anayasa’ya aykırı olan bu genelgenin geri çekilmesi istenildi ve bunun için mücadele çağrısı yapıldı.

Bu hukuksuz genelgeyi gazeteciler tanımayacak

Türkiye Gazeteciler Cemiyeti:  Emniyet Genel Müdürlüğünün genelgesiyle 1 Mayıs’ta polisleri kaydeden kişilerin engellenmesi ve haklarında adli işlem yapılmasına karar verilmiştir. Bu kapsamda 1 Mayıs eylemlerini takip eden gazetecilerin görüntü alması polis tarafından engellenmeye çalışılmış, meslektaşlarımızın zorla telefonlarına, kameralarına el konulup görüntüler sildirilmiştir. Bu genelge Anayasa’ya aykırıdır. Anayasal bir hak olan basın özgürlüğü yine engellenmiştir.

Basın Konseyi: Hukuka aykırı bu talimatların hiçbir geçerliliği yoktur. Tam aksine, bu talimatı yerine getirmek üzere yurttaşlara karşı zorlamaya başvurmak hukuka aykırıdır ve çoğu adli suç oluşturacaktır. Anayasa’mızın 137/2 maddesine göre ise “Konusu suç teşkil eden emir, hiçbir surette yerine getirilmez: yerine getiren kimse sorumluluktan kurtulamaz.”1 Mayıs günü yaşananlarda olduğu gibi, gazetecilerin yasalara dayanan çalışma haklarını engelleyen, demokratik ülkelere hiç de yakışmayan örnekleri hatırlatarak, yetkilileri bu talihsiz genelgeyi geri çekmeye, hukuka aykırı talimatlarını ortadan kaldırmaya davet ediyoruz. Ayrıca vatandaşların, kamu görevlilerinin eylem ve davranışlarını tespit etmeye çalışmalarını önlemek, temel hak ve özgürlüklere aykırı davranışların tespit edilmesini ve delillendirilmesini önlemek anlamına gelir. Kamuya açık alandaki hukuka aykırı eylem ve işlemlerin kayda alınıp tespitinin sağlanmasının, yasak olmanın dışında, bir hak olduğunu, dünya çapındaki örnekleri ile hatırlatmayı görev biliyoruz.

TGS Genel Başkanı Gökhan Durmuş:  Genelgenin içerisinde gazetecilerin görüntü ya da ses kaydı almasının engellenmesi diye açık bir ifade olmasa da 1 Mayıs da yaşanan olaylarda gördük ki tamamen gazetecilik faaliyetini engellemeye yönelik bir genelge.  Özellikle toplumsal olaylarda polisin orantısız uyguladığı şiddetin belgelenmesini engellemeye yönelik bir genelgedir bu. Bu kez de Emniyet Genel Müdürlüğü gazeteciler için Anayasa’yı çiğneyerek bir çerçeve çizmeye çalışmıştır. Gazetecilik faaliyetini bir fanusun içinde yapmamızı istiyorlar ama genelgelerle gazetecilik faaliyetini engelleyemezler. Bugüne bir çok düzenleme ile bunu yapmaya çalıştılar ama başaramadılar yine başaramayacaklar. Bu hukuksuz genelgeyi gazeteciler tanımayacak. Sendika olarak bu genelgenin geri çekilmesi için gerekli girişimleri yapacağımızı tüm meslektaşlarımızın bilmesini isteriz.

DİSK Basın İş Başkanı Faruk Eren: İktidara itiraz eden, hak, adalet talep eden herkese baskı uygulanıyor. Bu baskı, İstanbul Sözleşmesi’ni savunan kadınların ve Boğaziçi öğrencilerinin direnişinin ardından daha da artmaya başladı. Baskıdan gazeteciler de nasibini almaya başladı.

Bir eylemde kolluk gücüne verilen “Basını süpürün” talimatı iktidarın gazetecilere ve basın özgürlüğüne nasıl baktığının göstergesidir.  Tabii genelge bir başka niyeti de gösteriyor. Kolluk gücünün bundan sonra sokaktan gelen itirazları daha da şiddetli bastırma niyetini ortaya seriyor. 1 Mayıs’ta genelgenin ilk uygulamalarını gördük. Polis gazetecinin telefonunu yere atıp üstünde tepinebildi, birçok yerde gazetecilerin görüntü alması engellenmek istendi. Bundan sonra sahada görev yapan meslektaşlarımızı çok daha zor günler bekliyor. Genelge, Anayasa’ya ve birçok yasaya aykırı. Genelgeye rağmen gazeteciler işlerini yapmaya devam edecek. Engellemek istediklerinden biri de “yurttaş gazeteciliği”. Örneğin İkizdere’deki doğa talanının da görülmesini engellemeye, oradaki talanın yurttaşlar tarafından çekilip yayılmasına engel olmaya çalışıyorlar. Ama beceremeyecekler.

RSF Temsilcisi ve Bianet sitesi medya özgürlüğü raportörü Erol Önderoğlu: Son bir yılda Türkiye bağımsız medyası, keyfi davalar, RTÜK cezaları, Basın İlan Kurumu yaptırımlarıyla yoğun bir taciz yaşadı. Bu yetmezmiş gibi şimdi de Emniyet Genel Müdürlüğü’nün genelgesi, idarenin basın kartı vermediği için zaten mağdur olmuş medya temsilcilerine toplum eylemleri görüntülemelerine de yasak getiriyor. Son dönemde Anayasa Mahkemesi, Danıştay ve Yargıtay’ın basın kartları, OHAL’de medya kapatmaları ve haberciye şiddet konusunda yapılan başvurularda verdiği kararlar, gazetecilik kuruluşlarının ve hak savunucularının mücadelesinin ne denli anlamlı olduğunu gösteriyor. Hepimizi bekleyen görev, otoriter pratiğe ve hukuk devletinin hiçe sayılmasına karşı durmaktır.

CHP İnsan Haklarından Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Denizli Milletvekili Gülizar Biçer Karaca: Ses ve görüntü kaydı alınmasının engellenmesi, kişi hak ve özgürlüklerine genelgeler üzerinden doğrudan saldırıdır; gerçeğin gizlenmesi, haber alma hakkının yok sayılması, işkence ve kötü muamelede bulunan kolluk kuvvetini Anayasa’ya aykırı şekilde korumak için bir sansür kılıfıdır. Tek kişilik Saray iktidarının ülkemizi içine sürüklediği durum ve demokratik, laik bir hukuk devletinde bu yaşananlar keyfiyetin, hukuk tanımazlığın, şahsım devletinin açık tezahürüdür; İnsan Hakları Eylem Planı’nın bir masal olduğunun kanıtıdır.

Emek Partisi Genel Başkanı Ercüment Akdeniz: Genelge halkın haber alma özgürlüğüne  darbedir. İşkence zulüm ve haksız gözaltılara çekilen perdedir. Basın Özgürlüğü Günü’nü kutlarken gazetecilerin hedefe konmasıdır. İşçileri hak mücadelesinde habersiz bırakmaktır. Dolayısıyla asla kabul edilemez. Kaldı ki EGM genelgeleri ne Anayasa’dan ne de demokratik haklardan üstündür. Bu düpedüz üstünlerin hukukudur yani tek adam yönetiminin dayatma hukukudur. Derhal iptal edilmelidir.

Anayasaya aykırı bir genelge

Demokrasi İçin Hukukçular’dan Av. Kamil Tekil Sürek: Genelgelerin yasaya dayanması lazım. ‘Özel hayatın gizliliği’ deniliyor. Eylemlerde alınan ses ve görüntünün polisin özel hayatıyla nasıl bir ilgisi var? Bu gerekçe de gerçeği yansıtmıyor, polisin orada kullandığı yasa dışı gücü, göstericilere saldırması, darp etmesini gizlenmeye çalışıyor. Sosyal medyada polisin kullandığı güç paylaşılıyor. Bu yasa dışı davranışları kamuoyu tarafından öğreniliyor. Mecburen soruşturma açmak zorunda kalıyorlar. Bunu engellemeye çalışıyorlar. Bu Danıştaya dava açıldığında iptal edilir. Gazeteciler açısından, basın özgürlüğü açısından çok sıkıntılı. Gazetecinin görevidir bu. Vakti zamanında polislerin kasklarına numaralar konularak yasaya aykırı, insanlara kötü muamele eden polisler tespit edilebilir, davalar açılabilirdi. Soruşturma açılmaması için böyle bir uygulama yapıldı.  Şimdi tam tersi bir uygulama yapılıyor.”

ÖHD Eş Genel Başkanı Avukat Ayşe Acinikli: Öncelikle  çıkarılan normlar hiyerarşisine göre genelgeler  en altta yer alan bir tanesidir. Yasaya Anayasa’ya aykırı olamazlar. Burada Anayasa’ya aykırı bir genelge söz konusu. Kamu görevi yürütülen alan özel hayat değildir. Kamuya ait bir alanda kamu görevi yürütülürken yapılan  şeylerdir. Bunların normalde hukuk devleti olan yerlerde hem şeffaf hem denetlenebilir olması gerekir. Burada özellikle son dönemde prestij açısından Türkiye’de kolluğun uluslararası alanda da prestiji yerlerde. Uluslararası basına da yansıyan, kolluğun dayak, işkence, taciz boyutlarına ulaşan eylemleri var. Bunun önünü keserek hem bir imaj düzeltme hem de işlenen suçlarda delilleri yok etmeye yönelik bir çalışma söz konusu.

Çağdaş Hukukçular Derneği ( ÇHD) İstanbul Şube Başkanı Avukat Gökmen Yeşil: Şimdi burada yapılan şey şu değil bir vatandaş ya da bir gazeteci herhangi bir  kamu görevlisinin arkadaşıyla eşiyle dostuyla kişisel sohbetini kayda almıyor fotoğraflamıyor. Rutin bir kamusal görevini kayda almıyor.  Dolasıyla iki kriterimiz var. Birincisi şahsi  hayatına dair yaşamsal bir faaliyetten söz etmiyoruz. İkincisi  tüm kamuyu ilgilendiren suç teşkil edebilecek bir eylemden söz edebiliyoruz. Burada vatandaş da gazeteci de görüntü kaydı yapabilir,  fotoğraflayabilir, görüntü kaydı alabilir ve yayımlayabilir. Gazetecilikle ilgili bir sınırlandırma olamaz.

guest
0 Yorum
Inline Feedbacks
View all comments
0
Would love your thoughts, please comment.x
()
x