Çarşamba, Ağustos 19, 2026
Son Haber
  • Yazarlar
  • Manşetler
  • Son Haber Tv
  • Künye
No Result
View All Result
  • Yazarlar
  • Manşetler
  • Son Haber Tv
  • Künye
No Result
View All Result
Son Haber
No Result
View All Result
Home Manşet Haberler

“Satın alıyorum, öyleyse varım…”

Fikret Başkaya by Fikret Başkaya
08/07/2025
in Manşet Haberler, Yazarlar
A A
0
“Satın alıyorum, öyleyse varım…”
0
SHARES
447
VIEWS
Share on FacebookShare on TwitterShare on Whatsapp Send Mail

Fransız filozof René Descartes (1596-1650), “düşünüyorum öyleyse varım” demişti…  Kapitalizmin hizaya getirdiği günümüz insanı da satın alıyorum öyleyse varım diyor. Kapitalizm dahilinde üretim etkinliğiyle ihtiyaçların tatmini arasındaki doğrudan bağ kopmuş durumdadır ki, bu insanlık ve uygarlık tarihinde bir ilktir… İlişki piyasa (pazar) aracılığıyla kuruluyor… Kapitalizm sürekli büyüme, genişleme, yayılma eğilimine ve dinamiğine sahip bir sistemdir… Sermaye büyümeden var olamaz, zira büyüme veya yok olma durumu söz konusudur…

Her kapitalist/kapitalist işletme, sermayesini büyütmeye mahkûmdur… Bana bu kadarı yeter, burada durayım diyemez… Aksi halde büyükler tarafından yutulur, yarış alanının dışına atılır… Fakat bir sorun var: Kapitalizm dahilinde üretmekle iş bitmiyor. Üretilen satılamazsa, ortada ölü bir yığın var demektir. Üretilenin satılmasına da realizasyon (gerçekleşme) deniyor… Eğer üretimle ihtiyaçların tatmini (karşılanması) arasındaki doğrudan bağ kopmamış olsaydı, birlerce, on binlerce, yüzbinlerce zararlı, değilse gereksiz şey üretilmez, satılmaz/alınmaz/ tüketilmezdi…

Sermaye sınırsız büyümek zorunda ama bu dünyanın kaynakları sınırlı… Bir zaman geliyor, şimdilerde olduğu gibi, sınırsız büyüme doğal kaynakların sınırına dayanıyor ve bir sürdürülemezlik durumun ortaya çıkıyor… Kapitalistler sadece işçi sınıfını, bir bütün olarak mülksüzleştirilmiş, üretmek ve yaşamak için gerekli araçlardan ve kayraklardan mahrum edilmiş çoğunluğu sömürmüyor, doğayı da yağmalanıyor, talan ediliyor… Velhasıl, yaşamın iki kaynağını aşındırıyor…

Bir şey üretmek de doğadan bir şeyler çekmekle mümkün… Kirletmek de kaçınılmaz… 1970-2020 aralığında doğadan çekilen kaynak ikiye katlandı… Eğer bu kör gidiş vakitlice durdurulamazsa, 2060 yılında üçe katlanacağı tahmin ediliyor… Öyle bir dünyayı tahayyül edebiliyor musunuz? Her geçen yıl doğanın bir yılda ürettiği yeni kaynaktan daha çoğu harcanıyor (tüketiliyor, telef ediliyor)… Son dönemde dünya limit aşımı günü denilen bir ölçü oluşturuldu… Doğanın bir yılda ürettiği yeni kaynağı insanların ne kadar zamanda tükettiğinin ölçüsü… Geçen yıl dünya (2024) limit aşımı günü 1 Ağustos’a gerilemişti ki, bu yılın beş ayını doğaya borçlu geçireceğiz demek… Aynı şeye ekolojik bütçe açığı da diyebiliriz… Sadece devletin bütçesi açığı yok, bir de ekolojik bütçe açığı var… Ve bu durum sürdürülebilir değil…

O halde sadede gelebiliriz… Nasıl oluyor da insan yaşamı için gereksiz, değilse zararlı onca şey üretiliyor, satılıyor ve tüketiliyor? 1950 sonrasında kimyasal ve plastik üretimi 50 kat artmış… Şimdilerde mütevazı haneler bile birer çöp fabrikası… Her eve her gün onlarca plastik torba giriyor… Türkiye’de çoğu araba 31 milyon 976 bin motorlu araç var… Dünyada da 2 milyar kadar… 70-80 kilo ağırlığındaki bir insanı 2 tonluk araçla taşımak size mantıklı geliyor mu? Ortalama büyüklükte bir araba üretmek için ağırlığının iki katı kadar petrol ve 300 000 litre su gerekiyor. Ağırlığının 20 katı kadar da hammadde kullanılıyor… Elektrikli araba için daha çok kaynak gerekiyor…. Söylediklerimden ‘araba üretilmesin’ sonucunu çıkarmamak gerekir… Araba üretilsin ama kamu taşımacılığını, toplu taşımayı destekleyecek, yetersizliği giderecek kadar…  Bunca şımarıklığın, bunca saçmalığın ne alemi var!

Onca zararlı, değilse gereksiz şeyi satmak da reklamlar, moda, marka ve ‘programlanmış eksiltme’ sayesinde mümkün oluyor. Reklam stratejisinin amacı, insanları satın almaya ikna etmek ve o amaç için aldatmaktır… Reklam kimi zaman gülünç, kimi zaman “sempatik”, kimi zaman da şaşırtıcı görüntü imaj ve dille tehlikeli bir iş yapıyor. Zira, sürekli yenilenen bıktırıcı imalar ve görüntüler, sözler, sesler, vb. insanları alıklaştırıp yaşamın anlamını silikleştiriyor… İnsanların düşünme yeteneğini köreltiyor, iyi-kötü, doğru-yanlış, güzel-çirkin ayrımı yapmasını zorlaştırıyor… Sağımız-solumuz, önümüz-arkamız, dağ-taş reklam… Bir insanın günde kaç reklama maruz kaldığını hiç düşündünüz mü? Reklam, ürünün gerçek niteliği, kalitesi, nasıl ve ne pahasına üretildiği, onu üretmek için insanların hangi koşullarda, nasıl çalıştığı, üretilenin sosyal ve ekolojik maliyetini görünmez kılıyor… Reklamlar, ‘tüketim ideolojisini’ doğrudan veya dolaylı olarak insanların kafasına enjekte ediyor. Reklamlar aşırı üretim ve tüketim aymazlığını sürdürerek hem insanî ve hem de ekolojik sorunları azdırıyor…

Moda, modalar ve esas itibariyle giysi modası, bir dönemin, bir bölgenin zevkine göre giysiyi tasarlamak, dizayn etmek demek. Moda söz konusu olduğunda “estetik kaygılar” akla gelse de modanın asıl işlevi daha çok satmak, daha çok kâr etmektir… Aslında moda, “süratle yok olmak üzere üretilendir”…  Bir moda doğduğu anda ölüyor. Devam etmesin diye üretiliyor. Bunu “moda demode olmak içindir” şeklinde de ifade edebiliriz… Bir sonraki bir öncekini yok ediyor. Öyle bir “yenilik saçmalığı” ki, yenilik ortaya çıkar-çıkmaz silikleşiyor… Velhasıl tam bir israf ve yok etme aracı… Eskiden moda sezonu ilkbahar-yaz, sonbahar-kış olmak üzere yılda iki kere arz-i endam ediyordu, şimdilerde hızlı moda (fast fachion) 52 haftaya yayılmış durumda… Bir fikir vermek için İngiltere’de 2013 yılında ortalama bir kadının gardırobuna 200 giysi giriyordu, bir kısmı hiç giyilmeden, geri kalanı da çok az giyilerek çöpe atılıyordu…

Marka kaliteyi sorun olmaktan çıkarıyor. Zira marka, kalitenin ve zerâfetin timsali-garantisi sayılıyor… İnsanlar ‘tutkunu oldukları’ marka malları gözü kapalı satın alıyor. Böylece her istediğini satmak olanaklı hale geliyor… Büyük şirketler bir ürün tasarlamadan önce, bir marka yaratmaya yöneliyorlar…

Aşırı üretim ve tüketime endeksli kapitalist sistem, akıl almaz bir israf ve yok etmeyle yol alıyor… Sistemin mantığının ve işleyişinin bir gereği olarak, satılan malların ve hizmetlerin sürekli yenilenmesi ve yenilenme hızının da sürekli artması gerekiyor… Aksi halde sistemin işlerliği mümkün olmazdı! Satın alınan onca şeyin “normal ömrünü” doldurmadan çöpe atılması mümkün olmazdı. İşte daha çok satmanın, daha çok kâr etmenin yöntemlerinden biri de “Programlanmış eskitme” denilen… Bir ürünün ne kadar zamanda kullanılamaz hale geleceği daha tasarım aşamasında üretici şirket tarafından belirleniyor, bir “ömür biçiliyor!” İngilizcede “planned obsolescence”, Fransızcada “obsolescence programmé” denilene bizde “programlanmış eskitme” demek mümkün… Özetle programlanmış eskitme, bir şirketin bir ürünün kullanım ömrünü taşarım aşamasında istediği gibi belirlemesi demek. Başka türlü ifade edersek, programlanmış eskitme, bir malın, bir ürünün kullanım ömrünü kısaltarak, yenilenme katsayısını büyütmek demek… Bir araba 40 yıl, bir çamaşır makinası 50 yıl, televizyon 30 yıl, cep telefonu 20 yıl yerine, sırasıyla 15 yıl, 12 yıl 10 yıl, 8 yıl kullanılacak şekilde tasarlanıp-üretildiğinde, satışlar da aynı oranda artacak demektir…

Satın alma eylemiyle ihtiyaçlar arasındaki bağ sadece reklamlar, moda, marka, programlanmış eskitme sayesinde kopmuyor. “Özel günler” yüzünden de işte nişanlanma-evlenme, çocuk doğduğunda, yaş günlerinde, karne, diploma alındığında, sevgililer, Anneler, babalar günlerinde, bayramlarda… satın alma otomatiğe bağlanıyor… Hediye vermek borçlandırmaktır… Bir yanlış anlamaya da meydan vermemek gerekiyor. Kapitalist toplumda bir kutupta zenginlik üretmek, karşı kutupta yoksulluk ve sefalet üretmeden mümkün değildir… Bir taraftaki satın alma çılgınlığına, karşı tarafta temel ihtiyaçlarını karşılayamayan çoğunluk eşlik ediyor… Velhasıl, neden söz ettiğini bilmek önemlidir denecektir…

 

 

Tags: Fikret Başkaya
Previous Post

Zeydan Karalar ve Abdurrahman Tutdere adliyeye sevk edildi

Next Post

Haziran ayında en az 164 işçi hayatını kaybetti

Fikret Başkaya

Fikret Başkaya

Lise eğitimini İzmir Atatürk Lisesi'nde yaptı. Daha sonra Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi iktisat ve maliye bölümlerini bitirdi. Paris ve Poitiers üniversitelerinde doktora öğrenimini tamamladı. Yurt dışında bulunduğu süre boyunca; azgelişmişlik, emperyalizm ve kapitalizmden sosyalizme geçiş sorunları üzerine birçok araştırma yaptı. Bir süre Sosyal Hizmetler Akademisi'nde iktisat dersleri verdi. Abant Izzet Baysal Üniversitesi iktisat bölümü öğretim üyesi iken Paradigmanın İflası adlı kitabından ötürü Terörle Mücadele Yasası'na muhalefetten 20 ay hapis cezasına çarptırıldı. Haymana Kapalı Cezaevi'nde cezasını çekti. 2004'te, 1994 yılında Gündem gazetesinde yayımlanan ve hiçbir adli işleme konu olmayan makalelerine "Akıntıya Karşı Yazılar" adlı kitabında yer veren Doç. Dr. Fikret Başkaya'nın, "devletin manevi şahsiyetine hakaret ettiği" gerekçesiyle 3 yıl hapsi istendi. Ankara 2. Asliye Ceza Mahkemesi'nde görülen davada Başkaya'nın 'eleştiri sınırları içinde kaldığı'na hükmedilerek hakkında beraat kararı verildi (2005). 2006 yılında Kültür ve Turizm Bakanlığı, Başkaya'nın 'Paradigmanın İflası' adlı kitabına sesli kitap projesinde yer verdi. Fikret Başkaya 2007 yılı itibarıyla Özgür Üniversite'nin başkanlığı görevini sürdürmekte ve bu kuruluşta gönüllü olarak ders vermektedir.

Yazarın Diğer Yazıları

Bugünkü dersimizin konusu ‘kapitalizm’…
Manşet Haberler

Bugünkü dersimizin konusu ‘kapitalizm’…

28/07/2026
Aracı da rotayı da değiştirme zamanı…
Manşet Haberler

Aracı da rotayı da değiştirme zamanı…

03/07/2026
Fikret Başkaya: “Şeylerin gerçeğiyle yüzleşme zamanı…”
Manşet Haberler

Fikret Başkaya: “Şeylerin gerçeğiyle yüzleşme zamanı…”

21/06/2026
Politik İslamcı son hamle…
Manşet Haberler

Politik İslamcı son hamle…

02/06/2026
“Terazi Bozuk”
Manşet Haberler

“Terazi Bozuk”

09/05/2026
Sadece sürücüyü değil, aracı da değiştirmek gerekiyor
Manşet Haberler

Sadece sürücüyü değil, aracı da değiştirmek gerekiyor

30/04/2026
Next Post
Haziran ayında en az 164 işçi hayatını kaybetti

Haziran ayında en az 164 işçi hayatını kaybetti

Bir yanıt yazın Yanıtı iptal et

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

İlginizi Çekebilir

Cezalandırılan Kadın Bedeni, Cezasızlık ve Kadınların Hafızası

Cezalandırılan Kadın Bedeni, Cezasızlık ve Kadınların Hafızası

by Rabia Baldemir
18/08/2026
0

Paula Maier’in anlattığı cinsel saldırıyı yalnızca gözaltında gerçekleşmiş bireysel bir saldırı olarak ele almak, yaşananın politik niteliğini eksiltir. Burada bir...

ABD-İran hattında ateşkes çıkmazı: Tahran’dan “tam saldırı” tehdidi

ABD-İran hattında ateşkes çıkmazı: Tahran’dan “tam saldırı” tehdidi

by Sonhaber
18/08/2026
0

ABD ile İran arasında haziran ayında varılan geçici mutabakatın 60 günlük müzakere süresi, kapsamlı bir anlaşmaya ulaşılamadan sona erdi. Washington...

İzmir’de taşeron işçiler yeniden eylemde: İş bırakma gündemde

İzmir’de taşeron işçiler yeniden eylemde: İş bırakma gündemde

by Sonhaber
18/08/2026
0

İzmir Büyükşehir Belediyesine bağlı modüler tuvalet ve bebek bakım alanlarında çalışan taşeron işçiler, çalışma düzenlerinin değiştirilmesi talebiyle Kültürpark’taki belediye holleri...

Asgari ücret mutfağa yetmiyor: Açlık sınırı 49 bin 556 lira

Asgari ücret mutfağa yetmiyor: Açlık sınırı 49 bin 556 lira

by Sonhaber
18/08/2026
0

Büro Emekçileri Sendikası Araştırma Merkezi’nin ağustos ayına ilişkin çalışması, ücretlerle temel yaşam giderleri arasındaki makasın büyüdüğünü ortaya koydu. BES-AR’ın gıda...

Arşivler

  • Yazarlar
  • Hakkımızda
  • Künye
  • Reklam
  • Gizlilik Politikası
  • İletişim
  • Söyleşi / Podcast
  • Kitap Önerileri
  • Öykü
  • Manşetler
  • Dosyalar
  • Arşiv

© 2026 Sonhaber / Bağımsız, doğru , gerçek habercilik

No Result
View All Result
  • ANA SAYFA
  • İSVİÇRE
  • TÜRKİYE
  • DÜNYA
    • AVRUPA
    • ORTADOĞU
    • ASYA
    • AMERİKA
    • AFRİKA
  • YAZARLAR
  • POLİTİKA
  • EKONOMİ
  • SÖYLEŞİ
  • YAŞAM
    • EĞİTİM
    • SAĞLIK
    • KADIN
    • LGBT
    • EMEK DÜNYASI
    • Podcast / Röportaj
  • SANAT
  • BİLİM
  • EKOLOJİ
  • FORUM
  • Languages

© 2026 Sonhaber / Bağımsız, doğru , gerçek habercilik