“Bireysel özgürlük ve doğruları yazan bir basın gibi şeyler askeri etkinlikle bağdaşmaz. Savaş sona erdiğinde bir demokrasinin bile gelebileceğinden aklı başında hiç kimsenin en küçük umudu yoktu. İster istemez bir diktatörlük gelecekti, üstelik bunun bir işçi sınıfı diktatörlüğü olma olasılığının kalmadığı da açıktı” diyor “Selam Olsun Katalonya’ya” kitabında George Orwell. İkinci Dünya Savaşı sırasında İspanya’da gönüllü askerlik yapan ve izlenimlerini gerçekten açık bir dille, hiçbir (oto)sansüre uğratmadan yazan Orwell, 80 yıl öncesinden bugünü görmüş gibi…
Hepimizin bildiği “1984” ve “Hayvan Çiftliği”nde de gerçekten ileri görüşlülüğüyle okuyanı şaşırtan yazar, “Selam Olsun Katalonya’ya”da da benzer bir gerçekçi öngörü içerisinde: “Bütün savaşlarda aynı şey olur; askerler savaşır, gazeteciler şamata koparır; o milliyetçi nutuklar atanların hiçbiri kısacık propaganda gezileri dışında cephedeki siperlerin yanından bile geçmez.”
Günümüz savaşları…
Bir sürü zorluk içerisinde, silahsız, teçhizatsız, mermisiz hatta giysisiz ve aç açık çamur içinde savaşan askerleri betimleyen kitabı, bugünkü teknolojinin de yardımıyla askersiz, uzaktan bombalarla sürdürülen savaşlarla bağdaştırmak çok zor. Ancak okuyunca anlıyoruz ki, gerek cephede ölümüne kurşunların altında yaşamı savunan askerlerin yaşadıkları ve insanların duyguları bugüne ışık tutabilir.
George Orwell, anlattığı Fransa, İngiltere ve Almanya üçgeninde İspanya’daki savaşı ve sonrasında da iç savaşla; dünyanın bir ucundaki bir ülkenin (ABD Başkanı Trump’un) Ortadoğu’daki (petrol çıkaran İran İslam Cumhuriyeti’ne) bir ülkeye tonlarca bomba yağdırmasının ne denli büyük ve kesinlikle yaşam durduran bir savaşı yorumlamamızı sağlıyor.
Sahi, okullar, hastaneler bombalanıyor, askeri alanlar dışında şehirler, sanayi merkezleri yok ediliyor; buna bağlı olarak da her şey, ama her şey pahalandığı için herkes, köylü, kentli, dünyanın her köşesindeki halklar yoksullaşıyor.
Belki de en önemlisi…
Kırk yıldır süregelen Kürtlerin özgürlük savaşı, en sonunda barış ışığıyla bitecek gibi görünüyor. Orwell, İkinci Dünya Savaşı’nın ardından iktidarla muhaliflerin mücadelesini, komünistlerle faşistlerin çatışmasını, muhaliflerin birbirleriyle niye, niye ve nasıl istediklerini bil(e)meden öldüresiye savaşını anlatıyor. Bu, savaş sonrası, birbirlerine düşmeleri gerçekten çok önemli. Niye, nasıl, neden ve benzeri sorular kasap çengeli örneği dolaşıyor insanın aklında… Bugün, PKK ile “Terörsüz Türkiye” görüşmeleri; silah bırakma eylemleri, yasa çıkarma ve çıkacak yasanın çerçevesinin ne olacağı ile dolu. İktidar, egemenliğinin (daha doğrusu Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın görev süresinin uzatılmasıyla) sürmesini isterken Kürtler anadilde özgürlük ve eşit yurttaşlık hakkı talebinde. Sürüncemede kalmasının nedenleri Orwell’in tanıklığında, izlenimlerinde görülebilir; tabii, istenirse.
Eşber Yağmurdereli, savaşmak kolaydır ama barışı oturtmak zordur diyordu, hayatı kavrayışından el alarak. Silahların bırakılmasından (yakılmasından) bugüne bir yılı aşkın zaman geçti. Bir olumlu adım atılmadı. Kolay olmayacağını biliyorduk, ama barışın seçim malzemesine dönüştürülmesini kabul edemiyoruz.
Orwell, kazılan siperlerin arkasından birbirine ateş edenlerin -kendisi de onlardan biri- duygularını, umutlarını, 15-16 yaşında savaşı bir oyun sanan çocukların soğuktan, sıcaktan, bitten, açlıktan, susuzluktan çektiklerini anlatıyor. Sadece onunla da kalmıyor, bir gazeteci, bir romancı, bir izlenim yazarı olarak kentlerin savaş içerisinde ne denli etkilendiğini, koşulların bakışı bile değiştirdiğini betimliyor. “Selam Olsun Katalonya’ya” için arka kapakta, çok yerinde bir tanımlama var: “20. yüzyılın seyrini değiştirmiş olsa da neredeyse tamamen unutulmuş bir savaşa ve modern siyasete dair eşi olmayan bir belge.”
Selam Olsun Katalonya’ya
George Orwell
İzlenim, anı
Çeviri: Celal Üster
Can Sanat Yayınları, Ocak 2021, 271 s.












