1 Eylül, 1957 yılından beri Birinci ve İkinci Dünya Savaşlarının dehşetini savaşın, şiddetin ve faşizmin korkunç sonuçlarını hatırlatıyor. O tarihten bu yana her 1 Eylül’de, DGB (Alman Sendikalar Konfederasyonu) ve bağlı sendikalar açıkça şunu ifade ediyor: Alman sendikaları barış, demokrasi ve özgürlükten yanadır. “Bir daha asla savaş, bir daha asla faşizm!”
Dünyada yaşanan bu savaşlarda, yüz milyonlarca insan katledildi. Milyonlarca yaralı ve sakat kaldı geriye. Sayısız kadın ve çocuk, babasız büyüdü; sevgisiz, aşsız, yetim kaldı. Halkların kalbine tarifsiz bir acı kazındı. Tarif edilemez acılar, ölçülemez yıkımlar, sürgünler, baskılar ve insanların haklarından mahrum edilmesine yol açtı. Bu acıların tekrarlanmaması için 1957’de “Bir daha asla savaş!” çağrısıyla başlayan savaş karşıtı mücadele, günümüze kadar her Eylül ayının birinde işçiler tarafından sokaklarda, iş yerlerinde savaş karşıtı etkinlikler ve anmalar yaparak devam etti.
1966 yılında IG Metall, ÖTV’nin (kamu hizmeti, ulaşım, trafik sendikası – günümüzde verdi) güçlü desteğiyle 7. Olağan DGB Federal Kongresi’ne başvurdu. Bu başvuru sonucunda, 1 Eylül’den itibaren DGB ve bağlı sendikalar tarafından barış ve savaşa karşı taahhüt günü olarak kutlanmaya başlandı.
DGB’nin 1 Eylül’de düzenli anma ve etkinlikler yapma kararı, 1966’daki 7. Olağan Federal Kongre’de kabul edildi. Federal Kongre, DGB’nin federal yönetim kurulu ve tüm bağlı sendikalardan oluşmaktadır. O tarihten bu yana 1 Eylül, savaşa, silahsızlanmaya ve faşizme karşı onurlu bir şekilde her yıl savaş karşıtı insanlar tarafından kutlanmaktadır.
1980 yılında ise DGB, savaş karşıtı gün için ilk merkezi çağrısını yaptı: “Tek Şans – Gerilimsizlik, Silahsızlanma, Dünya Çapında Barış”. Bu çağrı DGB ve bağlı sendikalar, bazı kiliseler ile Sivil Toplum Örgütleri tarafından desteklendi
DGB’nin öncülüğünde 1 Eylül 1957’de, Alman silahlı kuvvetlerinin 1939’da Polonya’ya saldırısının yıldönümünde, İkinci Dünya Savaşı’nın başlangıcının anıldığı savaş karşıtı gün ilk kez icra edildi.
Önemle belirtmek gerekir ki, 1 Eylül pasif bir barış günü değildir; Birleşmiş Milletler ya da başka sermaye kurumlarının günü olarak algılanamaz. 1 Eylül bir Barış Günü değil, Savaş Karşıtı Gündür.
Tarih olarak 1 Eylül’ün başladığı gün 1800’lere kadar uzansa da, bugünkü anlamıyla 1 Eylül, Almanya işçi sınıfının ve savaş karşıtı insanların tepkisi ve mücadelesiyle şekillenmiştir.
Bugün özellikle daha aktif olmamız gerekiyor. Çünkü bölgesel savaşlar, şiddet, zorunlu göçler ve işgaller her gün devam ediyor. NATO zirvesinde kabul edilen yeni askeri harcama hedefi, gayri safi yurtiçi hasılanın %5’ine ulaşarak silahlanma harcamalarının akıl almaz şekilde artmasına yol açıyor.
Ülkeler giderek militarize oluyor; sivil kurumlar bile savaş hazırlığına dönüştürülmek isteniyor. Zorunlu askerlik olmayan ülkelerde yeniden zorunlu hale getiriliyor. Zorunlu askerlik yanında paralı özel asker grupları kuruluyor. Emperyalizm hukuk ve sınır tanımadan saldırıyor. Savaş suçları olağanlaştırılıyor.
Peki, kimse barış istemiyor mu?
Esas sorun, belki de barışı talep edenlerin sesinin yeterince güçlü çıkmaması. Toplumdaki bireyler savaşların kötü olduğunu söylese de, savaşları sona erdirecek adımlar atılmıyor. Güç odakları, ekonomik çıkarlar ve politik ideolojiler ve ırkçılık barışın önündeki en büyük engellerin başında geliyor.
Ülkemizi ve dünyayı daha güvenli kılan tek yol, silahsızlanma ve silahlanmanın kontrolü için müzakerelerin yapılmasıdır.
Askeri bütçelerin büyümesi, iklim politikası, sağlık, eğitim, sosyal hizmetler ve altyapıya yapılması gereken acil yatırımları engelliyor.
Barışın sağlanabilmesi için, mağdurlara adaletin tesis edilmesi şarttır. Savaş suçları mutlaka cezalandırılmalıdır. Tüm dünyada savaşa karşı yükselen sesin, dayanışma içinde güçlenmesi ve berraklaşması hayati önemdedir.












