Ülkede seçim zamanı yaklaştıkça bu yol üzerindeki sisin yoğunluğu azalmakta. Sisin azaldığı pencereden bakıldığında şu manzarayı görmek mümkündür: Ülkedeki bu seçim sadece ülkeyi ve toplumu ilgilendiren bir seçim olmayacaktır!
Son NATO toplantısının yüzeyindeki imajı kazıyıp biraz da geriye doğru baktığımızda manzaranın netleştiğini görebiliriz. Bu manzarayı dolduran ana öğeler; Çin’in yükselişi karşısında baş emperyalist ABD ve yancılarının asıl yöneldiği istikâmet Asya Pasifik hattıdır. Ana hedef o hat olduğundan güç eksiltici gördükleri alanlarda, örneğin Ortadoğu’da daha önce kötü muamelelere maruz bıraktıkları eski partnerlerine göstermelik de olsa ihtimam göstermeleri caiz hâle gelmiştir. Bu nedenle, ülke içindeki iktidar mücadelesi salt içteki aktörlerin ve yapıların mücadele alanı olmaktan çıkıyor.
Bir ülkede iktidar kendi ülkesinde başarısız ve hatta olası bir seçimde halkın kendisine desteğini sağlayamayacak hâle gelmiş olabilir. Ancak, baş emperyalist partnerin bu iktidara ilgisi devam edip de bundan iyisini bulamam, diyorsa o emperyalist odağın kesenin ağzını açıp, şapkadan tavşan çıkarmak için tüm yöntemlere başvurması ve bunların pozitif getirilerini yereldeki partnerine pas edip, gözdesinin kazanması için elinden geleni yapacağı aşikârdır.
Zaten bu istikâmette epeydir devlet imkânları kullanılarak hukuk tatile çıkarılmış ve muhalefet çok parçalı hâle getirilmiştir.
***
Seçime giden yolun sisinin yoğunluğu azaldıkça görüleni doğrulayan bir gelişme daha var: Yirmi dört yılın sonunda ülkenin ve toplumun getirildiği hâl ortada iken bundan mahcubiyet duyulup telâfi yollarına yönelmek yerine, sanki ülke gülistan olmuş gibi daha şimdiden üç yeni adaydan hangisi olsun diye kamuoyu adeta test edilmişti. Bir süre önce ve son zamanlarda bundan vazgeçilmiş olunmalı ki yine eskisiyle yürüme kararı alındığı anlaşılıyor. Aslında gerçekler ortada. Dolaşımda olan seçim anketlerine rağmen hâlâ ümitvar olmalarının bir mesnedi olmalı diye düşünüyor insan doğal olarak. Sihirli bir anahtar!
Nâzım’ın söylediği gibi bizler için nasıl ki antenler, rotatifler yalan söylüyorsa, onlar için de ortalıkta dolaşan seçim anketleri yalan söylüyor veya o kadar güvendikleri yerler var ki anketlere hiç aldırmıyorlar, kendilerinden o kadar eminler ki anlayana aşkolsun!
***
Bir ülkede muhalefet çeşitli yöntemlerle çok parçalı hâle getirilmiş, baskı ve hukuk yoluyla muhalefetin adayı oyun dışı bırakılmış, yer alınan kapitalist sistem içinde başı çeken devletlerin desteğini almış, muhalefete göre açık ara imkânlarla donanmış bir iktidar karşısında enseyi karatmak kader midir?
Şu dönemde seçim anketlerinin gösterdiklerinden başka umut yok gibi görünse de muhalefetin elinde, tarih öyle söylemiyor.
12 Eylül 1980 darbesinin askeri faşist cuntası 6 Kasım 1983’te seçim kararı almıştı. Konseyciler, emekli olan asker arkadaşları Turgut Sunalp’e MDP’yi kurdurtup seçime hazırladılar. 12 Eylül darbesi sonrası tüm partiler kapatılmış, TRT, devlet, bürokrasi MDP’nin arkasındaydı. Cuntanın şefi Evren televizyonda, oyunuzu MDP’ye verin, dedi. Oy pusulasında ANAP’ın ve Halkçı Parti’nin logoları küçültüldü.
Seçim sonucunda ANAP %45 ile kazandı. MDP %23 aldı.
Yine seçim tarihimizde 1950 seçimlerinde 27 yıllık tek parti yönetimi sonucunda CHP de MDP gibi imkânlara sahip olarak seçime girdi ve seçim sonunda DP %53 ile kazandı. CHP ilk kez muhalefete düştü. Yani bu iki örnekte de iktidar her şeye rağmen kaybetti.
Bu tür örnekler dünyanın diğer ülkelerinde de mevcut:
-Meksika’da 2000’deki seçimde PRI’nın 71 yıllık iktidarı bitti.
-Sırbistan’da 2000 yılında Miloseviç kaybetti.
-Malezya’da 2018 yılında Najib kaybetti.
-Yakın zamanda da Macaristan’da Orban kaybetti.
Bu örneklerdeki iktidarların kaybediş nedenleri hemen hemen ortaktı: ekonomik kriz, yolsuzluk, işsizlik ve inada bindirme’ydi.
***
Ülke ve dünya örneklerinde bu tespitten sonra halkın hatırlamasının 45 gün vadeli olduğu rivayeti var irdelememiz gereken. Bu rivayet tamamen itibar edilmeyecek bir söz değil, ancak çoğumuzun bilip gördüğü, en azından nüfusun yaklaşık yüzde onluk bir kesimi dışında herkesin enflasyon gazisi olduğu yadsınamaz.
Halk, iktidar tarafından gelirine yapılan zammı kalıcı olarak hissetmezse, halk kendisine sunulduğu iddia edilen imkânlara ulaşamazsa, muhalefet bu meyanda iktidarın ipliğini pazara çıkarıp halkı aydınlatmaya devam ederse, işte o zaman kış geçse de kurt yediği ayazı unutmaz.
Dikkat etmemiz gereken diğer nokta; yukarıda bahsettiğim, partner olan devletlerin ekonomik, diplomatik, güvenlik alanlarında vs. destekler vermesinin de iktidarın kazanması için yüzde yüz garantisi olamayacağıdır.
***
Bir de şu soru var zihni kurcalayan: iktidardan inmenin maliyeti çok yüksekse, iktidar her anlamda elinden geleni yapmaz mı? Bu soru da bizi sandık güvenliğine götürür. Şimdi biraz da işin teknik kısmına bakalım.
Seçimlerde 191 bin sandık var. Her sandıkta başkan+1 memur+parti müşahitleri var.
Islak imzalı tutanak var. Bu tutanak esastır. Bilgisayara girilen veri bu kağıda uymak zorunda.
2014’ten beri tüm partiler sandık tutanağının fotoğrafını anında çekip kendi sistemine yükler. Muhalefet partilerinin de çalışır sistemi olmalı.
Sandık sonuçları ilçe seçim kuruluna elden teslim edilir.
İlçe- İl- YSK: veriler giriş yapılır. Her aşamada parti temsilcileri orada olur ve itiraz hakları vardır. YSK sonucu ilân eder ve sonrasında 7 gün itiraz süresi vardır. Burada bir diğer önemli sorun, yurtdışındaki vatandaşların kullandığı oyların ülkeye getirilmesi sürecidir…
Bu seçim sistemine rağmen sorun çıkmaz diyemeyiz tabii. Örneğin 2000’de Sırbistan’da, Miloseviç sonuçlarla oynayınca halk sokağa çıktı ve ordu bile Miloseviç’in arkasında durmadı. 2019 İstanbul yerel seçimi iptal edilince fark 13 binden 800 bine çıktı…
O zaman risk nerede?
-Sandık öncesi seçmen kaydırma, adres değişikliği.
-Sandık günü müşahit bulundurmamak, tutanağa itiraz ettirmemek.
-Veri girişi aşaması: İlçede tutanak girilirken yanlışlıkla! hatalı giriş. Bunu yakalamak için partilerin paralel sayım yapması şart.
***
Kısacası, önümüzdeki seçimde madalyonun iki yüzü ana hatlarıyla böyle görünüyor. Pratik olarak durum bu ise; en önemli güç olan halkın yüzde onu refah manyağı olurken, geriye kalan kesimler çeşitli oranlarda enflasyon gazisi olup geleceksizlik illetine maruz kaldılarsa, işte o zaman güçlerinin farkına varıp ortak talepler doğrultusunda ve kısır particilik hastalığından azade olarak, bıçağın kemiğe dayandığının idrakiyle, hem bugünü ve daha çok da yarınları, ülkenin ve toplumun geleceğinin çarçur edilip yiğidin kuru soğana muhtaç olmaması için, tüm muhalefet partileriyle seçim için eylem birlikleri yapılarak yola çıkmaları ve sandıklara sahip çıkmaları, paslı kilidi açacak anahtardır.
Halkın, dişin varken yiyecen, demesi gibi, halkın gücü varken ülkesine, toplumuna, yarınlarına sahip çıkması ve muhalefet liderlerinin de halka çorbayı soğutmadan içirmeleri boyunlarının borcudur. Demir tavında dövülür.
Güzel yarınlar için başka seçenek yok.












