Yelena, dağılma emareleri gösteren Sovyetler’de bir öğretmen. Zastoy, (durgunluk) döneminden Glastnost’a geçerken, ortaya çıkan yozlaşmada idealizmi temsil ediyor. Dramatik çatışmayı ahlaki, vicdani ikilemler üzerine kurgulayan oyun yazarı Lyudmila Razumovskaya herhangi bir taraf tutmuyor; olanı olduğu gibi sergilemeyi yeğliyor. Razumovskaya’nın bu nesnel tutumu, oyunun ilk gösterildiği yıl yasaklanmasıyla sonuçlansa da, dramatik yapısındaki sağlamlık unutulmasına izin vermiyor. Kapısını çalan lise öğrencilerinin kendi doğum gününü kutlamaya geldiğini görerek kısa bir sevinç yaşayan Yelena, çok geçmeden öğrencilerinin asıl niyetlerinin başka olduğunu anlayacaktır.
Oyunun bu birincil dramatik çatışmasının şekillendiği aşamada, Pacha karakterinin Çehov’un Martı’sındaki Treplev benzeri bir tiradla anlattığı derdi, sistemin nasıl yozlaştığını gözler önüne seriyor. Durgunluktan çöküşe doğru sürüklenen Sovyetlerde herhangi bir iş bulabilmek, parti bürokratlarının isteklerini yerine getirilmesiyle mümkündür. Öğrencilerin notlarını yükseltilmesi için sınav kağıtlarının yenileriyle değiştirilmesi amacıyla Yelena’dan istedikleri anahtar, sistemdeki çürümeyi sembolize eder. Her şeyin kilit altına alındığı bütün köşelerin tutulduğu bürokratik yozlaşmada; elde edilecek küçük bir ayrıcalık bile süratle yükselmenin kaldıracı haline geldiğinden, öğrenciler için anahtarı elde etmek hayat memat meselesine dönüşür. Anahtarla açacakları kilit; Lalya, Volodya, Pacha ve Vitya için tek kurtuluş yoludur. Dört öğrencinin yapmaları kuvvetle muhtemel sınav yolsuzluğuyla elde edecekleri ayrıcalık ve ahlaken yaşadıkları yozlaşma oyunun dramatik olay örgüsünün ana halkasıdır. Yozlaşma, sistemi içten içe çürütmekle kalmaz; oyunda sahnelendiği üzere, aynı zamanda öğrencileri öğretmeni Yelena ile karşı karşıya getirir. Homo Homini Lupus (insan insanın kurdudur) diyerek, kapitalizmin kurucu fikir babalarından birine dönüşen Thomas Hobbes’un kimsenin duymadığı kahkahaları Sovyetlerde kapitalist restorasyonun gideceği mantık sınırını gösteriyor.
Oyunda bizdeki karşılığı, Rıfat Ilgaz’ın ölümsüz eseri Hababam Sınıfı’nın idealist öğretmen karakteri Mahmut Hoca olan Yelena’nın ahlaki tutumu ve idealist eleştirileri; kendisini yoksulluğa mahkûm eden sistemle yüzleşmekten kaçınmasıyla birleşince oyunun politik mesajı ortaya çıkıyor. Bireysel zannedilen trajedinin aslında bireye ait olmadığı, bunun çok daha somut ve sistemik bir durum olduğu büyük bir netlikle ortaya konuyor. Yelena karakterini canlandıran Hazal Uprak, performansı ve role bürünmedeki kabiliyetiyle göz dolduruyor. Yelena’nın baskı altında yaşadığı ahlaki ikilemler ile öğrencilerin kuşandığı, yükselişe geçen burjuva bireyciliğinin yarattığı sorumsuzluk duygusu, oyunun estetik içeriğini belirliyor. Dramatik çatışmayı karşılıklı suçlamalar; eski ile yeni, kuşak çatışması ve zihniyet dünyası üzerinden kurgulayan Sevgili Yelena Sergeyevna, yozlaşmanın sınır tanımadığını kanıtlıyor. Lalya karakterinin dilinden fuhşun nasıl normalleştiğine şahit olan Yelena’nın direnci, oyunun dramatik çatışmasına düğüm üzerine düğüm atıyor.

İkinci perdede iyice sertleşen tartışmalar; nihilizm nedeniyle alkolizme sürüklenenleri sembolize eden Vitya (Çağlar Evkaya) karakteri ile yükselmek için başkalarının hakkına kastetmesi nedeniyle kahredici ahlaki ikilemlere sürüklenen ve sonunda intiharı denediği için hayatla yeniden anlamlı bir bağ kurabilmek adına “temiz bir insan” arayan, bu haliyle insandan çok bir Diyojen’e dönüşen Pacha (Direnç Dedeoğlu) karakteri ile Sevgili Yelena Sergeyevna, 20. yüzyıl Rus hayatının bütün öğelerini mikro ölçekte anlatıyor. Çürüyüşün müsebbibi olarak ortaya çıkan Volodya’nın (Cihat Faruk Sevindik) ayrıcalık ve güç talep eden burjuvaziyi sembolize etmesiyle matruşkalar tamamlanıyor! Bu anlatı tarzı, kendi toplumunu eleştirme cesareti gösteren ve çöküşü gören yazar Lyudmila Razumovskaya’nın oyununu modern bir tragedya anlatısıyla birleştiriyor. Trajik kahraman Yelena, yolsuzluğa engel olmak için gösterdiği dirençle kahraman ve kurban arasında salınırken; zıvanadan çıkan gençlerin Lalya’ya (Ayşecan Tatari) cinsel saldırıda bulunmalarıyla, beyhude çabasının finalinde yenilgiye uğruyor…
Yelena’nın yenilgisiyle sembolize edilen çelişki, idealist kuşaklar yetiştirmekle görevli bir öğretmenin yenilgisi değildir. Bütün bunların fevkinde, “bütün renklerin hızla kirlendiği ve birinciliğin beyaza verildiği” bir toplumu tüm yönleriyle göstermeyi deneyen yapısıyla, Sevgili Yelena Sergeyevna, hepimize maalesef tanıdık gelen sosyal çürümenin tiyatro sahnesinden adeta bir yansıması. O ayna, adalet ve liyakat duygusunun kaybolduğu her coğrafyada ortaya çıkması kuvvetle muhtemel çelişkileri gösteriyor. Bizim komünist halk ozanımız Nazım Hikmet’in İvan İvanoviç Var mıydı Yok muydu oyununun Rus kuzeni olan Sevgili Yelena Sergeyevna, Yelena’nın “kağıtlardan çok insanlara” inanırken metamorfozla bambaşka birine dönüşen İvan Petrov’un da akrabasını andırıyor ! Dramatik olay örgüsündeki çatışmalar, çelişkiler ve eleştirel repliklerle beslenen gerçekçi tutumuyla Sevgili Yelena Sergeyevna, tiyatronun toplumsal bir eylem olduğunu büyük bir sadelikle ortaya koyuyor.












