Şimşek’ten beşinci roman: ‘Askıda Hayatlar’

Homemanşet

Şimşek’ten beşinci roman: ‘Askıda Hayatlar’

Mert, yeni bir ülkeye katılanların illa ki bir ‘hayatı askıya alma’ dönemi yaşamak zorunda kalışlarını iliklerine kadar hisseder. Kendisi gibi sığınmacıların, ‘dilin gurbeti’ denilen hali, nasıl da çok daha ağır yaşamak zorunda kaldıkları gerçeğiyle yüz yüze kalır.

Viyana – Edebî üretimini Türkçe, Almanca, Zazaca (Kırmancca) olmak üzere üç dilde sürdüren yazar-şair Hüseyin A. Şimşek’in, Türkçe’deki 5’inci romanı ‘Askıda Hayatlar’ adıyla FAM Yayınları tarafından yayımlandı. Romanın ana karakteri Mert, fotoğraf alanında hayata atılmış genç bir akademisyendir İstanbul’da. Bir gün tesadüfen, işiyle de şahsıyla da ilgisi olmayan olaylar dizisinin içinde bulur kendini. Öyleki, üç ay içinde hayatı altüst olur, canından edilme tehlikesiyle yüz yüze kalır. Bu zor dönemde yanında, yakınında olan herkes, ortadan kaybolmasını salık verir. Sadece İstanbul değil, bütün bir ülke kendisine dar edilmiştir; bir ‘kaçak’ olarak Avusturya’ya gider ve başkent Viyana’da sığınma talebinde bulunur. Ülke ve kent tercihini belirleyen, amcasının oğlu Kadir’in orada yaşıyor olmasıdır.

Kurgunun akışı, iki ana bölüm halinde sağlanmış. Her bir ana bölüm, üçer adet farklı zaman dilimlerini kapsıyor. Birinci bölümde, güncelden geçmişe doğru iç içe geçen üç farklı ‘zaman dilimi’ var. İlk zaman dilimi, çiçeği burnunda sığınmacı Mert’in Viyana’daki üçüncü haftasından itibaren akmaya başlar. Şaşkın ve şok içindedir. ‘Kilitli bir sandık’ gibidir. Yeni bir ülke, toplum ve dilde kendini varetme havasına girmiş değildir henüz. Büyüyüp hayata atıldığı İstanbul, dünyayı yutmaya hazır bir şehirken, kendisinin orada tutunamamasını kabullenemez. Öğrenci, yabancı işçi, akademisyen, politik sığınmacı; yeni bir ülkeye göç eden herkesi -farklı boyutlarda ama- illa ki bir ‘hayatı askıya alma’ döneminin beklediğini iliklerinde hisseder. Kendisi gibi sığınmacıların, ‘dilin gurbeti’ denilen hali çok daha ağır yaşadıklarını da! Neyse ki Kadir ile sevgilisi Vera, Mert’i adeta kanatları altına almışlardır. Bir de danışmanı vardır: Sabine!

Tuna, Yeni Tuna, Tuna Adası, Eski Tuna, Floridsdorf Su Parkı, uluslararası tren trafiğine de açık Floridsdorf Garı… Bunların amcaoğlu Kadir’in evine çok yakın olması de Mert için birer avantaj olur zamanla. Günün belli saatlerini dışarıda geçirebilmesine olanak sağlarlar. Garda gezinip “bir yere gidecekmiş gibi yapma oyunu” oynar, İstanbul’a dönme hayalini diri tutmaya çalışır. Tuna Nehri’yle konuşur; bazen içinden, bazen fısıldayarak dertleşir onunla. Sularını, Karadeniz üzerinden İstanbul Boğaz’ına ulaştırır hayalen. Viyana’da kendisini yeni bir hayatın beklediği gerçeğini, ısrarla kulak ardı etmek ister. Bir gün o kıyılarda, köpeklerden birinin afacanlıkları dolayısıyla bir kadınla muhattap olur. Aklına, ‘Kızıl Saçlı Çifte Köpekli Kadın’ diyerek kazıdığı bu kadına tesadüf etmekten yana şansı pek yaver gider. Bir gün, danışmanı Sabine’yi ziyarete gider ama Viyana’nın kalbi sayılan Innere Stadt belediyesinde yer alan bürosunun kapısından geri döner. Oralarda girdiği bir kafe-barda, ‘Kızıl Saçlı Çifte Köpekli Kadın’ garson olarak çıkar karşısına. Mert’in, yeni kentindeki ‘takılmaları’nın odağı, hem mekân hem de kişi olarak değiştiriverir.

Her sığınmacı, ‘kilitli bir sandık’tır önce

Beş ay kadar sonra, Mert’in İltica Dairesi tarafından ilk duruşmaya çağrılmasıyla -yakından uzağa doğru- geri dönüşlerle İstanbul’da geçen iki zaman dilimi girer devreye. Kimlik tespitinden sonra, ilgili memur iki canalıcı soru yöneltir Mert’: Ne olmuştu da kaçmıştı ülkesinden? Sığınmak için neden Avusturya’yı seçmişti? Bu sorular, birinci bölümün geriye dönüşlü ikinci zaman dilimine geçişi sağlar ve Şubat-Aralık 1999 arasında yaşanan, Mert’i ülkesini terk etmeye zorlayan olaylar zinciri anlatılır. Zaman ‘dün’, mekân İstanbul’dur. İletişim fakültesi mezunu Mert, çalışma hayatına başka bir alanda atılmıştır. Üniversitede okuduğu yıllarda devam ettiği fotoğraf atölyeleri pek bir işe yaramış, birden fazla aylık turizm dergileri çıkaran orta boy bir yayıncılık kuruluşunda foto muhabiri olarak çalışmaktadır.

Hayatının akışından hoşnut, taze heveslere sahip ve heyecanlıdır Mert. Aynı iş yerinden bir kadınla taze bir aşk yaşamaktadır. Bunun da etkisiyle aile evinden ayrılmaya karar verir, Çapa’da bir çatı katı kiralar. Sevgilisine müjdeyi vermek üzere iş yerine koşar, ablasını ziyarete gelmiş ‘müstakbel baldız’ıyla tanışır aynı gün. Ailesini ‘beyaz bir yalan’la ikna etmiş sevgilisi, belli aralıklarla Mert’in evine misafir oluyordur artık. Mesaiye bırakılmak korkulu rüyasıyken, artık özlenen bir şey olmuştur genç kadın için! Onlar evlilik hayalleri kuradursun, bütün dünya ‘ikinci bin yıl’a girmeye hazırlanmaktadır.

Ne var ki 1999’un Ekim ayı ortalarında, hayatlarının gidişatı bir anda tersine döner. Mert, ‘müstakbel baldız’ı dolayısıyla ama tesadüfen hayatını altüst eden olaylar zincirinin içinde bulur kendini. Kiraladığı çatı katını boşaltır, aile evine döner. Sevgilisiyle son bir kez -bir arkadaşlarının evinde- aynı çatı altına girer. Kızkardeşi tutuklanmış, anneleri felç geçirmiş olan sevgilisi, Mert’le yurt dışına çıkmanın lafını bile edemez haldedir. Flört etmeye başladıkları günlerde yönelttiği, ama henüz yanıtını alamadığı soruyu anımsatır Mert’e. O ilk ikili buluşmada, “omuzlarında birinin kederi mi var” şeklinde bir soru yöneltmiş, Mert anlatacağına söz vermiş, “şimdi değil ama”, demiştir.

Birinci bölümün üçüncü zaman dilimine -uzak geçmişe dönüş olarak- o sorunun anımsatılmasıyla geçilir. Zaman ‘evvelsi gün’ -Mert’in 1993’ün Eylül’ü ile 1997’nin Haziran’ı arasını kapsayan üniversite yılları- mekân hâlâ İstanbul’dur. Sevgilisi, bir soruyla ifade ettiği sezgisinde yanılmamıştır. Mert, omuzlarında birinin kederini taşımaktadır. Üniversite öğrenciliği heyecanları, coşkuları, aşklarının yanı sıra bir ömür yakasını bırakmayacak bir trajedinin gölgesinde geçmiştir.

Dilin gurbetinin ağırlığını, ‘diller atölyesi’nde hafifletmek

İkinci bölümde de üç ayrı zaman dilimiyle -alt bölümle- karşılaşırız. Birinci ana bölümde kurmacanın alt bölümlerinin akışı ‘bugün’, ‘dün’ ve ‘evvelsi gün’ şeklindeyken; ikinci bölümdeki sıralanma ‘bugün’, ‘evvelsi gün’ ve ‘dün’ şeklindedir. Yazar bizi tekrar Viyana’ya, ama 2000 yılının sonuna getirir. Mert, sığınmacılıktaki ilk bir yılını geride bırakmak üzeredir. İltica davası henüz sonuçlanmış değildir. İlk alt bölümde, Mert’in tek bir gününün sabahı aktarılır. ‘Ela’ diyerek hitap ettiği bir kadının evinde uyanmıştır Mert. Hemen çıkmaz yataktan, birkaç kez uyur uyanır; uyanıkken geçmiş günlere savrulur, her tekrar uyuyakalışında yeni yeni rüyalar görür. İstanbul’da kalan sevgili, “benim de gelişimi aklından çıkar”, demiş, karşılıklı beklentilere noktayı koymuştur.

Bu alt bölümde, daha önce geçmemiş iki isim girer devreye: Anne ve Ela! Yeni hayatının en renkli simalarından Anne, çok kısa bir süre önce Viyana’yı terk etmiştir. Mert için, henüz rayına oturmamış yeni hayatının ilk hayalkırıklığı olmuştur bu. Anne giderayak, kendisine yönelmelerini kast ederek, ‘yanlış adreste oyalanma’ demiştir de. “Doğru adres bu tabii” dediği ama düne kadar gitmeye cesaret edemediği Ela’nın evindedir şimdi! Birlikte geçirilmiş bir gecenin ardından onunla kahvaltı sofrasına oturmuşlardı. Yiyip içiyorken, kendini kollarında bulduğu kadınla laflıyordu usul usul.

O kahvaltı sofrasındaki sohbet, ikinci bölümün ikinci zaman dilimini, Mert’in bir yıl kadarlık sığınmacılığının son yedi ayını serer okurun önüne. 2000 yılının Mayıs-Aralık ayları arası aktarılır. Mert, çaktırmadan ‘Kızıl Saçlı Çifte Köpekli Kadın’ı yakın takibe almıştır bu zaman diliminde. Çıkaracağı masrafı, ‘sekizde bir’lik bir kadeh şarapla sınırlamak kaydıyla, onun çalıştığı kafe-barın müdavimlerindendir artık. O süreçte, ‘Kızıl Saçlı’nın en yakın arkadaşı Christiane’yle yakınlaşır önce. Christiane, bir açıdan ‘Kızıl Saçlı Çifte Köpekli Kadın’a açılan penceredir, başka bir açıdan Mert’i ardından sürükleyecek yeni bir sima. Mert’i, kendisinin de çalışanları arasında yer aldığı ‘Diller Atöyesi’ne katar, küçük bir çevre edinmesini sağlar: Fikri, Ronny, Behnam, Karl, Donya, Diego…

İkinci bölümün üçüncü ve kitabın son alt dilimi de bir günlüktür: Ela’nın evine gelmezden önceki ve Mert açısından sürprizlerle dolu son akşam! Yani yazar, anlatmayı, yakın geçmiş zamanda bitirir. Ancak okur, o bir akşamlık yakın geçmiş zamanla ilgili son sayfaları okurken, geriye dönük birçok çözümleme, birçok taşı yerine oturtma, önceki bölümlerde önüne konulan birçok bulmacayı, isimler üzerinden bina edilen kurmacayı çözme uğraşı içinde bulur kendini. (Hallac Medien)

……………………………………….
Kitap: Askıda Hayatlar
Yazar: Hüseyin A. Şimşek
Yayınevi: FAM Yayınları
ISBN: 978-605-5293-95-6
E-mail: fam@famyayinlari.com
Fiyat: 45 Tl

 

guest
0 Yorum
Inline Feedbacks
View all comments