Hastalık olmadan hasta gibiyiz: yaşamımızdan kaçınılmaz derecede hoşnutsuz, yorgun, bezgin, umutsuz … Nasıl olmayalım? Ekonomik zorluklarla kuşatılmış durumdayız. Bilirsiniz bir söz vardır: Para var, huzur var. Türkiye’de nüfusun %60’ı 26 bin lira olan açlık sınırının altında yaşarken “huzur” sözcüğü hoş bir seda. Temel ihtiyaçlarını bile karşılayamayan insanlarda para yok, huzur yok. Gerçi hâlâ, “Geçinemiyorum ama memlekette işler tıkırında.” diyenler olsa da görünen köy kılavuz istemiyor. Emeklinin açlık sınırının altındaki maaşı ocak zammıyla bile sınırı aşmak şöyle dursun sınıra yaklaşmıyor.
Tüketim çağının hızla dönen dişlileri arasında hiç soluklanmadan yol almamız istenirken “Parayla saadet olmaz.” sözü de hükmünü yitirmiş görünüyor. Güç anlayışı, çok para sahibi olmakla ilişkilendirildiğinden günümüzün mutlulukları, yaratılan sahte ihtiyaçların karşılanması ve sahip olunanların sergilenmesinin yarattığı ayrıcalıklı hissetme hazzını ifade ediyor.
“Para, parayı çeker.” sözünü doğrulatırcasına zenginlere hizmet eden düzen, sürekli yeni zenginler üretirken ortaya koyduğu politik eylemlerle de yoksulluk üretiyor. Yoksulların parasının çekim gücü de anca yokluğa yetiyor.
Düzenin varlığını besleyen üretilmiş gerçeklikleri reklamlar, videolar yoluyla topluma dayatan medya, insanları sahip olmadıkları zenginliğin takipçisi yapıyor. Böylece insanlar, gerçeği görmezden gelip onun yerini alması istenenleri yeni gerçekliği sanıyor. Bu sahteliğe kanma arzusundaki insanların çokluğu yüzünden ezilen, haksızlığa uğrayanlar hak aradıklarında yalnız kalıyor.
Ele geçirilen sınırsız olanak sayesinde, “Yeni Türkiye’ye herkes alışacak.” baskısına maruz bırakılan toplumun hastalık hissinden kurtulması için adalet ve hakkaniyet talebinin ortak ses haline getirilmesi gerekiyor. Herkesin hasta olduğu yerde tek başına iyileşilmiyor.

![Lazca ders kitaplarında sınıf mücadelesi metinleri-5 [Lazca-Türkçe]](https://sonhaber.ch/wp-content/uploads/2025/12/ali-ihsan-aksamaz-1-75x75.png)





