Sınavları yaptık. Alın Hayrını Görün!

Neval Sultan

İZMİR- MART 2021

 

O kadar konuştuk, yazdık, çizdik, derdimizi anlatmaya çalıştık ama olmadı.

Bu sınavları yapmayın, illa yapacaksanız da merkezi ortak sınav hazırlayın, öğretmene bu zulmü yapmayın.” dedik.

Tüm ölçme değerlendirme kriterleri geçerliliğini yitirmişken uzaktan eğitim yüz yüze sınavla ölçülemez; ya kriterleri belirleyin ya da siz merkezi sınav yapın, sonuçtaki verilere göre yön tayin edelim, işe yarar bir alan araştırması olsun hiç değilse” diye söyledik.

Tatlı tatlı söyledik, kibar kibar anlattık, “Sevgili Bakanım” diye başlayan cicili bicili mektuplar bile yazdık. (‘Bakan Ziya Selçuk’a açık mektuptur’ yazıma bakılabilir.)

Eh, sakalımız mı yok değerimiz mi bilinmez, ‘öyle yapamayız, öyle olursa şöyle olur’ bile denilmeden “Çok konuşma hadi, Mart’ta sınav yap” denildi. Biz de emir kuluyuz sonuçta, yaptık sınavları…

Yaptık da n’oldu peki?

Ne olacak, Öğrenciler sınavlarda göçtü, öğretmenlerin de psikolojisi çöktü!

Yüz yüze yazılı yapılan en az altı dersten en yüksek 35 almış bir öğrenci, “sözlü/performans notlarında yüksek tutalım bari” diyen hocaların verdiği 100’ler ile “Hocam biraz daha yükseltin, takdiri kaçırıyorum!” diyebildi mesela…

Canlı derslere imkanları olmasına rağmen hiç katılmamış bir öğrenci öğretmeninin verdiği 90 performans notuna, ortalaması düştü diye kızabildi. Zayıfı geçer yapmış öğretmen, tam puan vermedi diye azar yedi öğrenciden…

Öğrenciye sorarsan ‘haklıyım’ diyor. Çünkü zaten her şeyi kendine hak gören, bencil, yaşadığımız ya da alıştığımızın ötesinde bir acayip Z kuşağı bunlar. Bir de üstüne bu -bizim için olağanüstü, onlara göre olağana yakın- şartlar girince;

“Hocam zaten devam zorunluluğumuz yok ki…/ Ama ben bu dersi başka yerlerden de öğrenebilirim…/ Nolacak yaaee hocam…” cümleleri, anlattığınız gerekçelere boş boş bakan gözlerle ağızlarından çıkabiliyor. Olayı öyle çok fazla da büyütmüyorlar aslında. Laflarını söylüyor, olmazsa “iyi öyle olsun” deyip bırakıp gidiyorlar. Umursama duyguları bizlerinki gibi çalışmıyor çünkü…

(Durumun veli ayağına hiç değinmiyorum, orası apayrı bir muamma… Çünkü her veli öğrencisinden daha çalışkan ama her daim mağdur, öğretmeninden daha bilgili ve her daim uzmandır!)

Bu arada öğretmen n’apıyor? Öğretmen kafasını duvardan duvara vuruyor. Bugüne kadar aşkla yaptığı mesleğinin getirildiği konuma sövgüler düzesi geliyor ama aldığı terbiye izin vermiyor. “Biz eğitim yapsaydık bu davranışları kırıcı, kaba, asosyal olmaktan uzaklaştırabilirdik ama uzaktan eğitim değil sadece öğretim yaptık. Sonra da bizden eğitim ölçme değerlendirme kriterleri ile öğretime not vermemiz istendi. Bu olmazdı ve olmadı da…”  demesine de yetkili merciler izin vermiyor.

Öğretmen kalıyor vicdanı ile geçerliliğini yitirmiş yönetmelik maddeleri ve hatta aynı kararsızlığa sahip Bakanlığının bir öyle bir böyle söylemleri arasında. Herkes birbirine soruyor “N’apalım? Sizin zümre ne yapacak? Karar verdiniz mi?” diye… Diğer okullardaki meslektaşlara soruluyor. Kimse “Hadi şu olsun” diyememiş.

Sinirler gerilmiş, hak- hukuk- merhamet Arap saçına dönmüş… Her kafadan bir ses çıkıyor…

Hal böyle iken benim gibi bir yolunu bulup zaten senelerdir her öğrencisinin yazılısını 100 vermiş biri çıkıp “Olur mu optikteki 35’ler 40’lar, hepsini 100 yapalım gitsin” deyince, zümresine afakanlar basabiliyor. “Kimse dersimizi ciddiye almaz o zaman” cevabıyla karşılaşabiliyor insan… Dersinin ciddiyetini verdiği notla sağlamaya çalışmanın öğretmenliğin değerini düşürmek olduğunu anlatsam anlamayacağına göre ‘haklı tabii adam’ deyip geçiyorum. O kadar didik didik uzaktan öğretimde verdiğini sandığı her bilgiyi kelimesi kelimesine isteyen sorular hazırlamış, çalışanla çalışmayanın bir olmadığını yazan ayete takılmış ama şartları, diğer okulların not yükseltmelerini, orta öğretim başarı puanının okul bazında gençlerin kaderini belirleyeceğini ve hepsinden önemlisi “Merhamet geldiğinde adaletin kıyama duracağını” düşünememiş işte. İdare desen ayrı terane… Yazılı kağıdında maddi hata sınav iptaline götürür korkusuyla benim gibi “ölmüş eşek kurttan korkmaz” ruh haliyle her tür inisiyatifi eline alabilecek birine “Aman bee, bana ne, alın istediğiniz gibi olsun” bile dedirtmiş.

Hatta kendi kafasındaki hak, hukuk, adalet, ilke ve prensipleri doğrultusunda şimdiye kadar iyi-kötü bir standart tutturmuş bazı öğretmenler öğrencinin vurdumduymazlığı ve aşırı müsamaha talebiyle başa çıkamayınca çözümü, tam da tek iletişimin telefonlar ile olduğu şu dönemde, numarasını gizlemekte bulmuş…

Martta sınavları yapmamız emredilmişti. Baş üstüne dedik. Dedik, uyguladık da bu eylem bize, gençlerimize, geleceğimize ne fayda sağladı şimdi? Kime yaradı? Öğrettiğimizi mi ölçmüş olduk? Neyi niye öğretemediğimizi mi belirleyebildik? Yoksa sinir katsayımız mıydı ölçmeye çalıştığınız? Belki de emre amadeliğimiz…

Elimize, Bakanlığına güvensiz, öğrencisine kırgın, yer yer birbirine kızgın, idarelere sinirli bir öğretmen kitlesinden; yaşadığı sürecin farkına varamamış, umursamazlık düzeyi yüksek, geleceğinden umutsuz, en ufak bir fırsatta yurt dışına kaçmayı hayal eden yüzbinlerce öğrenciden; basılacak karnelerde birer sayıdan/rakamdan, bir de yetkili makamların ağızlarında “biiiz sınavları da yaptık, süreci çook güzel yönettiiiik!” diye bağıracakları bir slogandan başka ne geçti!

Bakın ne diyeceğim:

Madem mesleğine gönül vermiş, az biraz mürekkep yalamış insanların bilimsel formasyon temelli çağrılarına kulaklarınızı tıkadınız (faydası olacağından değil ama sebep olduğunuz sıkıntılar yüzünden nefesiniz olur da daralırsa biraz soluklanın diye) batıl inançlardan, büyüden, sihirden yardım alın siz en iyisi…

Gidin, tüm Türkiye’de yaptırdığınız sınavların sonuçlarını içeren istatistik veri analizlerini çıkartın…

Alın o kağıtları… Rulo yapın ve münasip bir bardağa yerleştirin. Üzerine su doldurup mürekkepleri dağılana kadar üç kulhu bir elham okuyun ve üçer yudumda o suyu için…

Haydi bakalım Mayıs ola hayrola…

 

guest
0 Yorum
Inline Feedbacks
View all comments
0
Would love your thoughts, please comment.x
()
x