Siyasi mahpusları Korona`ya teslim eden iktidar

Ülkemiz neredeyse son 200 yıldır farklı kavgaların, ideolojik sürtüşmelerin, darbelerin, sürgünlerin, soykırımların, işkencelerin, toplu katliamların, faili meçhul cinayetlerin, kaybetmelerin, siyasi kavgaların ve bu kavgalar arasında törpülenen, yok olan değer ve düşüncelerin mekânı oldu. Yakın tarihimiz bu konulardaki yüz kızartıcı acı yaşanmışlıklarla dolu.

Toplumu oluşturan farklı dil, inanç ve etnik kökenli kişi ve gruplar bir araya gelerek bir bütün olamadık. Benzer sevinç ve üzüntülerimiz olmadı. Birileri hep farklılıklarımızı ön plana çıkarttı, bizi bize kırdırdı. Aramıza ya başkaları duvar ördü, ya da biz kapı ve pencerelerimizi kapattık “öteki” mahalle ve sakinlerine.

Komşumuzun “iniltileri”, “mağduriyetleri” bizim içimizi acıtmadı; kulaklarımızı tıkadık isyanlarını duymadık.

Biz içimize kapandıkça hayat alanımız daraldı, bireysel özgürlük sınırlarımız neredeyse yok oldu. Düşünmekten bile korkar hale geldik.

Ülkemizin ve üzerinde yaşayan halkların mevcut durumu içler acısı. Olaylar önündeki perde biraz aralansa, herkesin birbirini kırdığını, kılıçtan geçirdiğini görmemiz mümkün.

Ermeniler, Rumlar, Yahudiler, Aleviler, Kürtler, solcular, milliyetçiler ve son olarak muhafazakârlar “kılıçtan” geçiriliyor, tüm zenginlikleri tarumar edilerek bir tür “soykırıma” tabi tutuluyorlar. Değişmeyen tek şey diğerlerine yapılanlara “seyirci” kalınması; hatta gizliden gizliye yapılanlardan haz alınıp alkış tutulması.

İktidar gücünü artırdıkça yolsuzluk ve hırsızlıklarının, işlediği cinayetlerin açığa çıkmaması adına toplum mühendisliği yapıyor. Anayasal tüm kurumları bu uğurda kullanmaktan çekinmiyor. Güvenlik bürokrasisi, bireylerin hak ve özgürlüklerini korumak yerine iktidar ve yandaşlarının menfaatine çalışıyor. Yargı sistemi bir bütün halinde adeta saray önünde nöbet tutuyor. Muhalefet partileri ve milletvekilleri, bilerek veya bilmeyerek, eylem ve söylemleri ile İktidarın gücüne güç katıyor, ömrünü uzatıyor.

Cezaevleri siyasetin bir aparatı haline gelmiş yargı eliyle tutsak edilmiş muhalif toplum kesiminin temsilcileri ile dolu. Masum binlerce insan, düşünü dahi kurmadıkları eylemlerle yargılanıp mahkûm edildiler. “Silahlı Terör Örgütü Üyeliği/Yöneticiliği” gibi soyut ve ağır suçlarla masum kişilerin itham edilmesi, toplumu adeta felce uğrattı tepkisizleştirdi.

Kişiler adeta suçsuzluklarını ispatlamak zorunda bırakıldılar.

Toplum olarak açık bir cezaevinde yaşıyoruz. Hiçbirimiz gerçek anlamda özgür değiliz.

Kapalı cezaevlerinde kalanlarımız ise daha büyük mağduriyetler yaşıyorlar.

Cezaevlerinin kronik sorunları ortada; kapasitesinin üzerinde dolu olması, yeterli ve sağlıklı beslenme imkanının bulunmaması, asgari temizlik ve hijyenden yoksun koğuş ve hücreler, yeterli sağlık yardımının yapılmaması, işkenceler ve kötü muameleler vs.

Son birkaç yıldır iktidar tarafından gündeme getirilen, hükümlü ve tutuklu yakınlarını umutlandırıp, beklenti içine sokulduktan sonra meclisin gündemine  getirilmeyerek hayal kırıklıklarına sebebiyet veren af veya koşullu salıvermeye ilişkin yasal düzenleme, Korona virüs nedeniyle yeniden gündeme getirildi ve hazırlanan yasa tasarı Adalet Komisyonunda kabul edildi.

Yasa tasarısı  incelendiğinde beklentileri karşılamadığı, iktidara muhalif olmaları nedeniyle cezaevinde bulunan “siyasi mahpusları” kapsamadığı, bunun yerine “adli suçlular” olarak kategorize edilenleri kapsadığı görülüyor.

Böylesi bir yasanın; adalet ve hakkaniyet ilkelerine aykırı olduğu, eşitlik prensibini ortadan kaldırdığı açıktır.

Yasanın çıkmasının temel motivasyon kaynağı korona virüs salgın hastalığından cezaevinde kalan hükümlü ve tutukluların korunmasını sağlamaktır. Ancak iktidar, sanki korona virüs hastalığını bir silah olarak düşünmekte, muhalif gördüğü ve cezaevinde tutsak ettiği kişileri onun eliyle öldürmeyi planlamaktadır.

Dünyada birçok ülke cezaevlerini boşaltmaya yönelik önemli kararlara imza attı. Binlerce hükümlüyü affetti veya cezalarını erteledi.

İktidar yanlısı medyaya yansıyan ve iktidar partisinin görüşünü yansıtan haberler ve yorumlar incelendiğinde, temel insani değer ve ahlak kaidelerinden uzak, kin ve nefret barındıran yazı ve sözler olduğu görülmektedir. Tutuklu ve hükümlülerin adil bir yargılanmaya tabi tutulmadan, adeta öldürülmek istenildikleri, bu amaçla da cezaevlerine tıkıldıkları daha net şekilde görülmektedir.

Korona virüs gibi ölümcül bir hastalık ve salgın riskine rağmen, iktidar tarafından hazırlanan tasarıda, hakikatte masum olduğu sağduyulu birçok kişi tarafından bilinen kişilerin ayrık tutulmasının akılla, vicdanla ve hukukla anlabilmek mümkün değil.

Siyasal iktidarın görünmeyen amaçlarından birisi de, devletin kurum ve olanaklarını kendi ve yandaşları yararına kullanmaktır. Bunun önündeki en önemli bariyerlerden birisinin yargı sistemi ve temsilcileri olması beklenir. Ancak Türkiye’de yargı sistemi hep “derin (veya görünen) devletin” sopası olmuştur. Ve o sopa daha çok can yakacak gibi görünüyor..

 

AYŞEGÜL GÖÇ DİLBER

İhraç Yargıc

2008 Marmara Hukuk mezunu olan Ayşegül Göç Dilber, Hala Üsküdar üniversitesi Psikoloji Bölümü ve Adli Bilimler Olay yeri İnceleme ve  Kriminalistik

Yüksek lisans öğrencisi. 2009-2016 yılları arasında Bartın,Muş ve Karabük adliyelerinde yargıçlık yapan ,Ayşegül Göç Dilber evli bir 1 çocuk sahibi

*Bu makale yazarın görüşlerini yansıtır. Sonhaber’in yayın politikası ve editoryal bakış açısı ile her zaman uyumlu olmak zorunda değildir.

guest
1 Yorum
Oldest
Newest Most Voted
Inline Feedbacks
View all comments
Veysel Tekin

Neo liberal Ekonomi ve Sistemin çökmeye başladığı ve yeni arayışların kamusal ve Küresel düzlemde tartışmalar ola dursun, Türkiye`de siyasi iktidar ve Ceberut Devlet, hala Toplumun Muhalif kesimi olan ve olabilecek kesimleri Korona infaz Yasasıyla kendi kaderlerine bırakmakta ölüme terk etmektedir. Yargılı infaz örneği göstermektedir Türkiye`de Hak, Hukuk, Eşitlik ve Demokrasi isteyenler bir avuç insanlık Düşmanı kesimin eline bakmayı terk etmelidir.

1
0
Would love your thoughts, please comment.x
()
x