Sizi Çok Eril Gördüm!

HomeYazarlar

Sizi Çok Eril Gördüm!

 

Birgül Çay

‘Kadın öyle bir konudur ki’ der Tolstoy, ‘Onu ne kadar incelersen incele her zaman yepyenidir.’

Belki o yüzden erkekler bıkmadan usanmadan anlatır. Öyle güzel anlatırlar ki kadını, ışıklı sahnelerde, seçim meydanlarında, meclis kürsülerinde… Kadının adı hep vardır. Aman efendim aman, evlerinin baş tacıdır o. Şirketlerin biricik değeri, partilerin el üstünde tutup siyasete teşvik ettiği…

Ama sahnelerden inip ışıklar kapanınca, perdeler çekilip evlere girildikçe, mesai saati başlayıp işyerlerine dönünce kadın, kadınlığı yani toplumsal cinsiyet rolleri ile baş başa, yapayalnızdır.

Sahi nedir bu toplumsal cinsiyet, nedir bu kadınları mahkûm eden toplumsal cinsiyet rolleri hapishane?

Cinsiyet, kadın ve erkek arasındaki doğal, biyolojik farklılıklardır ki bunların pek çoğu net ve sabittir. Toplumsal cinsiyet ise tabir yerinde ise toplumun kadını gördüğü/ görmek istediği çerçevedir. Hani o ne der dediğimiz asla kim olduğunu bilmediğimiz konu komşudur. Toplumun kadını, görevini, hakkını, hukukunu, imajını tarif ediş şeklidir. Bu hapishanenin görünmez duvarları binlerce yıllık gelenekler ile örülüdür. Ekonomik ve sosyal girift ilişkiler bu duvarın payandalarıdır.

Bu hapishanenin gardiyanları, erkek egemen zihniyetlerdir ki onlar kadını kadına bırakmazlar, Kadının adı dillerinde olsun ama kendi olmasın, sesi soluğu, fikri, yüzü, yüreği, yanlarında olmasın isterler.

Diyelim ki İstanbul Sözleşmesi mi konuşulacak, ‘işte kadınların ana gündemi bu’ der, onu da onlar konuşur.

KA.DER araştırmasında İstanbul sözleşmesi hakkında ‘6 aylık dönemde 2089 TV programının izlenmeye alır. Tartışma programlarına katılan 10 yorumcudan sadece 1’i kadındır. Sıkı durun, programların yüzde 77’sinde ise hiç kadın konuk yoktur.  Konuşanlar sadece erkektir’

E madem konuşanlar erkekler ise yönetenler ve geleceği tasarlayanlarda erkekler olsun isterler.

Dünya Bankası verilerine göre dünya nüfusunun %49,6’sını oluşturan kadınlarken, Neredeyse tüm seçim politikaları ve vaatleri dahi kadın politikaları üzerineyken bu kadınlar meclislerde yokturlar. Sokaklarda kadın kolları çalışmalı, tanımadıkları evlerin kapılarını kadın kolları çalmalıdır. Ama ilmek ilmek ördükleri partilerinin yönetim mekanizmalarının kapıları kadınlar için kapalıdır.

Zorlarlar, zorlarlar… Uzun ve yorucu mücadeleler sonucu çok azı seçilirler.

Peki ya seçildikten sonrası kadın için nasıldır, toplumsal cinsiyet rolleri yakasını bırakır mı dersiniz?

Gözüken o ki seçilen kadınlar, kılık kıyafetlerinden, günlük söylemlerine ve hatta siyaset algılarına kadar erilleşmiş, erkek normları ile siyaset yapmaya adeta itilmiştir.

Onlar artık erkek gibi kadın, Demir Leydi yahut Topuklu Efe’dirler. Tansu Çiller asker kıyafetleri ile poz verirken Meral Akşener’in kıyafetlerinde sadece kravat eksiktir. Dünyadaki örnekleri de bunun çok ötesinde değildir. Velhasıl subniminal ve açıkça dayatılan şudur; ‘’başarılı olmanın, başarının sürekli olmasının ön koşulu erkek egemen ideolojinin sürdürücüsü olabilmendir’’

İşte bu en alttan en üste her birime sirayet etmesi istenen bu anlayıştır.

En altta il ve ilçe kadın kolları daha fazla kadın aday seçilmesi için aktif politikalar yürütemez. Belediye başkanlığı şöyle dursun meclis üyeliğinde de mevcudun azalmasına sesini çıkaramazlar.  Seçilen azınlık belediye meclislerine girer girmesine ve fakat belediye meclisleri asıl olarak ihtisas komisyonları tarafından şekillenirler. İşte böylesi önemli bir alanda kadın meclis üyelerini sadece aile ve sosyal işler komisyonunda görürüz. Bütçe, imar, tarife gibi belirleyici komisyonlar ise erkelerin hegemonyası altındadırlar. Kadın dostu bütçeleme ve kadın dostu kentleşmeden bahis dahi edilmez.

En üste gelince ‘Annelerim, bacılarım’ diye diye kadın seçmenin oylarını toplayan Tansu Çiller seçildikten sonra ilk önce annelerini ve bacılarını unutur. Elle tutulur feminist bir politika geliştiremez.

İşte niteliksel ve niceliksel olarak incelediğimizde kilit soru tam burada gelir.

Kadın sorunundan uzaklaşan bir anlayış temsil niteliklerini yerine getirebilir mi?  Tarih bize getiremediğini gösterdi. Bu hali doğuran, kadını kadının değil, partisinin temsilcisi haline çeviren şey, bu çetin eril ortamda kabul edilebilme, mevcudu koruyabilme ve yeniden seçilebilme kaygısından başka bir şey değildir. Ve kadının bu ortamda bırakılması bile adil değildir.

Kadın sorunlarının sadece özel günlerde konuşulmadığı, kadının aileden meclise kadınlık halleri ile yer bulabilmesi niteliksel ve niceliksel olarak eşit temsil ile mümkündür.

Kadının temsili sadece kadın politika yapıcılar seçerek değil tıpkı Yeğenoğlu’nun dediği gibi “siyasetin kadınlaşması’ ile olacaktır.

Bu günleri bize getirecek olan dayanışmadır. Var olsun bu dayanışma için elini uzatanlar….

 

 

guest
0 Yorum
Inline Feedbacks
View all comments