Sokak kokusunun cazibesi nereden geliyor?

Sokağın kokusu unutulur mu? Unutuluyor. Evden çıkmayı ihmal ettiğim 3-5 günün sonunda sokağa adım attığımda kokusunu alıyor ve tanıyorum. Ancak bu kokuyu evin içindeyken hiç hatırlayamıyorum. Garip değil mi? Sokağın taze bir kokusu var. Balkondaki gün ışığıyla sokaktaki gün ışığı asla aynı değil. Farklı ışıklar bunlar. Belki bir fanus içinde rafa yerleştirilmiş balık ile okyanusta yüzen bir balık arasındaki fark gibi. Görece bir sonsuzluk ve özgürlük hissi. Okyanus tehlikeli olabilir, yine de orada yaşam taptaze bir akışta her gün. Dalgalı, hoş kokuların ve akran seslerinin birlikte lezzetli bir müziğe dönüştüğü; bir arada yaşamın tek başınalığı sarıp sarmaladığı, terapi etkisini kendi renginde taşıyan bir mavilik.  Picasso yine de maviyi ağır bir acının ve sevilenin kaybının rengi yapmıştı değil mi? Sokakta değişen görünümler, tepemizde derin yarıklarla beyaza boyanmış bir mavi, ortak kurulmuş bir sofranın etrafında oturduk bugün akşam olana kadar. Çocuklar etrafımızda cıvıl cıvıl oynarken acıkıp ara sıra yanımıza yaklaşarak sevgiye de doydular, ekmeğe de. Sokak kokusunun cazibesi umuttan geliyor. Eve girmek istemedim. Mavinin değişen anlamları, her halleri baş üstüne dedirten esirik bir gün. Sofradan kalkınca ellerimizde eldivenlerle çuvallar dolusu çöp topladık etraftan. Zaman içinde yığılmış göz yoran bir çirkinliği el birliğiyle ortadan kaldırdık. (gerçekte hiçbir şey böyle kolayca ortadan kaybolmuyor ) Uyumsuz bir bütünlük var doğru. Örneğin bazı eller ısrarla günah işlemek istiyor. Israrla yıkmak ve bozmak istiyor. Bazılarıysa derliyor, toparlıyor, betonu delerek, toprağı kovayla taşıyıp getirerek kapısının önüne fidanlar ekiyor. Buna hala hayret ediyor olmaya da şaşırıyorum bir yandan. Ben buralıyım çoktandır, dünyalıyım.  Gece de burada  kuşlar da. Ölülerimiz yine buraya gömülüyor, doğanlarımız yine bu toprakların tozuna karışarak serpiliyor. Kan, çiçek, tebessüm ve kızgınlık, haykırışlar ve sesli sessiz gözyaşları hep burada var oluyor, alış…  Buson’dan bir uzak doğu şiiri:

“sessizlik içinde

açmış şakayıklar

       ev sahibi gelmeden” *

Ev sahibi gelmiyor ve burada olanlardan haberdar mı emin değilim ancak, bir denizatının doğum anında fışkıran ve yayılan yavruları gibi tüm dünyaya fışkırmış ve yayılmış varlığımız, her an dipdiri ve evrilen bir devinim içinde. Çürükleri ayıklayan, kırıkları onaran, bir çıkar yolunu bulan, başlar okşayan başlar büyüten eller var. Ev sahibi olmasa, yokluğunda kendi hallerine bırakmış olsa bile uslu duran, yangın çıkarmayan, arkadaşlarını bir odaya kilitlemeyen çocuklar. Onlar bazen kendilerini kilitliyorlar anlamını yitirmiş neticesiz görünen odalarda. İçlerine kapanıp griye çalan bir mavilikle boğuşuyorlar. Perdelerini açmıyorlar. Böylesi mümkün oluyor ancak tekrar yaşama atılma gücü. Netice aramayı her ısırıkta biraz daha eksilen bir azık torbası gibi usul usul boşaltıyorlar. Gülerek ve şakıyarak, yeniden doğrularak, sessizlikler içinde tekrar açmış şakayıklar oluyorlar. Ev sahibi gelmeden gelen, tekrar tekrar var olan güzel ihtimaller. Neron’a tanınan süre onlara da tanınmıştır.

“bol bol yeterdi

Tanrı’nın ona tanıdığı süre

Gelecek tehlikelerin üstesinden gelmeye.”*

 

*Haikular /Sözcükler Yayınları

*Kavafis’ten yüz şiir, çev: Cevat Çapan / Sözcükler Yayınları

 

 

guest
0 Yorum
Inline Feedbacks
View all comments
0
Would love your thoughts, please comment.x
()
x