Sorulması Gereken Asıl Soru

Mustafa Kumanova

Evet tüm bunlar vardır ve şaşırtıcı değildir. Şaşırtıcı olan tüm bunların ezilenler tarafından çok kolay kanıksanmasıdır. Ezilenlerin baskıya hiçbir direniş göstermeden teslim olmasıdır.

Devletin ruhu da aklı da yoktur. Devlet denilen yapıya hükmedenlerin çıkarları vardır sadece. Ve bu çıkarların varlığı bir güç gösterisini gerektirir. Boyun eğdirmeyi gerektirir. Mafya veya para-militarizm ve de militarizm bu yapıda mündemiçtir. Ve zaman zaman su yüzüne çıkarlar. Ve gerekli olduğu düşünülen korku ve sindirmeyi sağlarlar. 80 öncesi ve sonrasında olduğu gibi. Ve günümüzde olduğu gibi(Amerika’da, Fransa’da ve Türkiye’de generallerin yayınladıkları “uyarı” mektupları gibi)… Her ne kadar kişiler değişse de ya da gruplar birbirleriyle çıkar çatışmasına girse de veya bazı gruplar tasfiye edilse de para-militarizm ve militarizm devletin kılcal damarlarına kadar işlediğinden devlet var oldukça varlığını farklı farklı görüntülerde sürdürecektir. Devlet olduğu sürece baskı yok olmaz. Uygulanan toplumsal şiddet kimi zaman bir bütün kimi zamanda bütünün bir parçası olarak kapitalist yağma ve talan karşısında demokratik haklarının peşine düşmeye kalkan ezilenler üzerinde varlığını hissettirecektir. Devletin bekası denilen şey aslında baskı ve zülümdür. Ve her ulus-devlet baskı ve zulme dayanır. Hiçbir devlet kurumsal olarak kendi varlığının tartışılmasını göze alamaz. Ve tam da böyle bir tartışmayı engellemek için devletin ideolojik “tatlı” propagandası vardır. Baskı aygıtları vardır. (Ya da mafya babaları ve kontrgerilla vardır!)

Türkiye, mafya lideri Sedat Peker’in yayınladığı videoları bir dizi film gibi izlerken devamını bekliyor. Söylediği bazı şeylerin, itiraf niteliği taşıdığı için soruşturma ve olası yargılama süreçlerinde delil olabilecek durumda olmakla birlikte, yıllardır bilinen, söylenen, tartışılan şeyler olduğunu da biliyor. Ama şunu bir kere daha haykırmak gerekiyor. Tüm bunlar devlet eliyle organize ediliyor.
Evet tüm bunlar vardır ve şaşırtıcı değildir. Şaşırtıcı olan tüm bunların ezilenler tarafından çok kolay kanıksanmasıdır. Ezilenlerin baskıya hiçbir direniş göstermeden teslim olmasıdır.
Türkiye’de sistem baskıcıdır. Ve bu baskı o kadar içselleşmiştir ki baskı altında olan bireyin baskı altına alındığından haberi bile yoktur. Çünkü baskıcı sistem aynı zamanda da baştan çıkarıcıdır. Çünkü bu sistem karşısında bir alternatif oluşturabilecek bir direniş yok. “Bayrak” ve “ezan”ın baştan çıkarıcılığında sınırsız tüketimciliğin ekonomi politiğinde devlet insanları yoldan çıkartıyor. Bu yüzden de protesto eylemlerine yol açacak kayda değer bir direniş ortaya çıkmıyor.
Somut bir direnişin olmadığı yerde devlet, baskıcılığının üstünü dini ve milli motiflerle bezeli kimliklerle örtüyor. Üretim ilişkilerindeki çelişkilerin teknolojik gelişim sayesinde her gün değişime ve dönüşüme uğradığı -diğer bir deyişle klasik anlamda işçinin bile internet teknolojisi sayesinde kabuk değiştirerek her bir işçinin aynı zamanda bir girişimciye dönüşme fırsatını yakalama olanağına sahip olduğu ve işçinin hem patron hem köle durumuna sokulabildiği- bir ortamda geçmişin devrimci sosyalist mücadelelerinin yerini bizden olanlar ve bizden olmayanlar ayrımcılığının kıskacında din ve millet uğruna mücadele etme alıyor. Bugün artık bir işçi ya da bir birey başarısızlığının nedenini kendinde veya kendinden olmayan göçmenlerde ya da ülke ekonomisinin krize girmesinin nedenini yabancı bir düşmanda arıyor. Ulus-devletin inşasına ya da yapılanmasına veyahut topluma dönüp bakmak işçinin veya bireyin aklına dahi gelmiyor.
Burada devlet denilen baskıcı kurumun baştan çıkarıcılığı görmezden geliniyor. Çünkü devlet, insanların devletin yasak ve emirlerine eğilim göstermelerini ve bir gücün hakimiyetine tabi olmaya gönüllü rıza göstermelerini sağlamanın daha etkili olduğunu bildiğinden kimliklerin baştan çıkarıcılığını kullanarak başkaldırıyı en başından engelliyor. İnsanları itaatkâr yapıyor. Onları gönüllü boyun eğdiriyor. İşin içine siyasi birim ile çakışan kimlikler girdiğinde ise kitlesel anlamda direniş gösterebilecek aynı zeminde hareket edebilen örgütlü bir çoğunluk oluşamıyor. Çünkü kendinden olanlar ve kendine karşı olanlar ayrımcılığı toplumu o kadar atomize ediyor-püskürtüyor ki birey artık o toplum içinde kendinden olmayan farklı kimliklere karşı izole bir hale getirilerek içindeki devrimci dayanışma ruhunu kaybediyor. Ve böylelikle yorgun, yılgın, susturulmuş, boyun eğdirilmiş ve devleti ona tapınarak kutsayan insanlardan ise devrimci bir kitle çıkmıyor.
Türkiye’de insanlar kişilerin ve olayların içine o kadar çekilmiş ki kavramlara hapsedildiklerini göremiyorlar. Türkiye’de insanlar dine hapsedilmişler. Milliyetçiliğe hapsedilmişler. Diğer yandan parmaklıkların ardında olanca hızıyla toplumsal servetin yağma ve talanı sürüp gidiyor. Kavramların özü görünür hale getirilmediğinden tamamen yalan üzerine kurulu bir görüntüyle aldatılan kitleler kendilerine verilen gönül okşayıcı ve baştan çıkarıcı kimliklerin aslında kendilerinin bu sisteme eğilim göstermelerini sağlama vazifesi gördüğünü bir türlü çözemiyorlar.
Bugün tüm muhalifler Sedat Peker’in videolarını tartışıyor. Artık Türkiye tartışmanın bittiği yerdedir. Türkiye şu anda ekonomik ya da politik bir krizi aşmış durumda. Şu anda Türkiye kelimenin tam anlamıyla toplumsal bir çürüme eşliğinde yok olmanın eşiğinde. Eğrisiyle doğrusuyla cumhuriyetin tüm kurumlarının birer birer yıkıldığı, basit bir muhalif sorunun dahi soruşturmaya uğradığı ve her geçen gün para-militarizme ve militarizme daha çok göz kırpan bir ülke Türkiye… Ve tüm bunlara rağmen toplum sessizliğe gömülmüş durumda. Çığlıkların umudu yerini bir avuç devrimcinin yalnızlığının ve kimsesizliğinin hıçkırıklarına bırakıyor. Oysa sokaklar ve meydanlar gökyüzünün maviliğinde geçmişin devrim şarkılarını ürkek ürkek, kısık kısık mırıldanıyor. Fakat ses boşlukta kaybolup gidiyor.
Türkiye’de ve dünyada asıl tartışmamız gereken budur. İnsanlar neden kendilerini ezen bu sisteme bu kadar gönüllü rıza gösteriyorlar? İnsanlar, kendileri bu sisteme eğilim gösterdikleri için bu sistemin asla düzelemeyeceğini neden göremiyorlar? Ve en önemlisi insanlar neden direniş göstermiyorlar?

Mevcut politikanın ve siyasilerin analizini yapmaktan ve para-militer ülkücü bir figürün videolarını seyredip yorumlamaktan ziyade bu sorulara cevap aramalıyız. İnsan ve toplum psikolojisinin din ve milliyetçilik bataklığına neden bu kadar istekli battığını çözmeden sınıfsal bir mücadeleyi kitlesel bir eyleme dönüştürmek zor görünüyor.

guest
0 Yorum
Inline Feedbacks
View all comments
0
Would love your thoughts, please comment.x
()
x