Sözcüklere fısıldayan kadın

Hatice Özhan

Gurbetelli, ana rahmine isyan defteri topla tüfekle dürülen bir şehirde düştü. Palu’luydu Gurbetelli.
Tanrıya uğradıkları zulümden kurtarılmaları için bolca dua ettikleri ancak tanrının her daim suskun kalmayı seçtiği bir coğrafyada kök saldı. Bir yanıt bekleyerek boş yere beklediklerini bilen insanların coğrafyasında Gurbetelli, tutsak halkının itibarı için canla başla mücadele etmeyi parola edindi.
Kadın kılığından hiç çıkmadan uzak geçmişinden gelen geleceği çağrıştıran isyan seslerine kulaklarını açık tuttu. Geleceklerinin kimseye kira bedeli karşılığında satılamayacağını dünyaya ekildiği topraklar öğretmişti kendisine.
İsmi O’na, uzak bir ülkedeki babasının ailesine duyduğu özlemden esinlenilerek verildi. Babaları ilk doğum anlarına şahit olamayan çocuklardandı O da.
Gurbet gerçeği, hayat boyu yaşayarak öğreneceği bir hakikatin püf noktasıydı. ‘Anlaşılmayan bir dil’de konuştuğunu, öğretmeninin yüzünde her keresindeki beliren ısrarlı hoşnutsuzluk sayesinde en ilkin okulda keşfetti. Konuşacağı sıra nereden geldiğini bilemediği bir korku kaplardı içini. Zihnini rutubet alır, dili tomruk yüklenmiş biri gibi ağırlaşırdı, konuşamazdı. Yok, hükmündeydi bu haliyle öğretmenin ve Türkçenin karşısında.
Ve böylelikle asıl gurbetin kendisi için ilkokulda, seneler sonrasında üniversite eğitimi için gittiği Palu’nun çok uzağına düşen şehirlerde başına düşen kocaman ayrımcılık taşlarından mütemadiyen korunmak zorunda kaldığında başladığını anlamıştı.
Türkçe öğrenmesi için benliğini çepeçevre kuşatan tüm baskılar kurdeşen sayılan ana dilinin dökülmesi için uğraşılan bir ilaç gibi hızlıca zerk edildi benliğine.
Bir şey anlamadığı için dudak hareketlerinden ibaret olan Türkçe kitaplarında da süren gurbeti kendisini dili sekmeden öğreneceği bir okuma azmine sürükledi. Kurdeşen tedavisi sonuç veren Gurbetelli için Kürtçenin yerini alan Türkçeli dünyası onun kendisini, tarihin garip cilvesidir ki, beyaza beyaz diyen biri olarak bulmasına kadar götürdü.
Beyaza siyah denilmenin adet olunduğu ülkenin bir şehrinde nitrat, hidrojen, helyum karışımlarının hazırlandığı laboratuarında kimyagerken faşizmin kimyasını araştırırken, bununla mücadele etmekle buldu kendini. Kimyagerlerin, elma kokusundan insanların öldüğüne kayıtsızlıkla şahitlik ettiği Halepçe’deki sarsıcı katliamın kafasına üşüştürdüğü soruların yanıtlarını laboratuarının dışında aradı. Ve bir daktilonun önünde buldu kendini.
Bir lamba preparatı inceler, oraya bakar gibi yazdı haberlerini. Her farklı objektifle preparatın başka bir özelliğini görmek gibi haberleri döktü elden elde dolaştığından yorgun düşen daktilosuna.
Laboratuarındaki kimyager Gurbetelli için değişen bir şey yoktu. Halkının yaşadığı acıların, uğradığı ölümlerin,faili meçhulleri gerçeğe en yakın resmini çekti; insanın bozulan kimyasını çözdü daktilosunda..
Gerçekleri karanlıklardan daktilosuyla kurtarmaya çalışan Haymatlos Gurbetelli Türkiye’nin ilk kadın genel yayın yönetmeni olarak geçti gayri resmi kayıtlara.
Yaşamını baskı cehennemindeki halkının figanını anlatmaya adadı. Gazetesinin bombalanan binasından, öncesinden açık bırakılan arka kapısından kaçmayanlardan olan, Kürtler var dedirtebilen Gurbetelli’nin böylece çok sayıda düşmanı oldu.
Sözcükleri doğruları anlatsınlar diye hapsedilen tüm yerlerden çıkardı ve hepsini daktilosunun üzerine boşalttı.
İşte o zaman sözcükler de özgürlüklerinin karşılığında ona ve halkına olan biteni anlattı ve olacak olanların da haberlerini getirdi.
Sözcükleri O’na insanların duyulmasının önlendiği sesleri getirdi.
Çok uzak mesafelerden halkını uyaran, yardım eden, selamlayan sözcükleri ile Gurbetelli, uğurlarda mücadele veren çok sayıda insanın aksine dinçti.
Yorulmak için şehre elveda dedi. Heybesinde, sermayesi bir tek sözcüklerinden ibaret olan Gurbetelli kavgasını dağlara taşıdı.

guest
0 Yorum
Inline Feedbacks
View all comments
0
Would love your thoughts, please comment.x
()
x