SQUİD GAME! İtaat rengi gridir. Pembeye aldanmayın!

HomeManşet Haberler

SQUİD GAME! İtaat rengi gridir. Pembeye aldanmayın!

SQUİD GAME ! İtaat rengi gridir. Pembeye aldanmayın!

Şu eli kanlı neoliberal kapitalizmin  insana ettikleri!

Yine Netflix dizisi. Anlayana kapitalizmin ağır eleştirisi. Anlamayana korkunç, heyecanlı; çekilen acıların, yoksulluktan çıkmak için insanların her türlü yolu denedikleri bir film. Koşullara göre insanın nasıl şekillenip, biçimlendiğini, yaşamak için nasıl uygun hareket ettiklerini anlatır. Tabi vahşi kapitalizmin oyunları karşısında en “güzel” insanın nasıl da “kötü” olabileceğini yada en “kötü” insanın nasıl da “İyi” olabileceği ama yine de sonunda kötü olabileceği gibi bir çok şeyi de  anlatır. Birde saf, temiz insanın bir istisna olarak saf da kalabileceğini…

Filmde herkes var. Sen, ben, komşu, barda çalışan badi gard Necmi, bitirim Fatma… Ganyan Selahattin yani; biz varız: yoksul, ezilen, kazanmak için sonu ölümle biten oyunlar oynayan, üzerinde her şey denenen biz…

SQUİD  GAME den söz ediyorum.  SQUİD, belirli bir amaç uğruna bir araya gelmiş insan topluluğuna denir(miş). GAME de biliyoruz oyun anlamına gelir. SQUİD GAME de, sıradan, “küçük” insanlar bir amaç için bir araya getirilmiş ve ufak paralarla kandırılıp çocuk oyunları ile büyük ikramiye için nasıl öldürüldüğünü anlatıyor. Neokapitalizmin yoksul insanları nasıl yoksullaştırdığından daha çok nasıl umut sattığını ve yine nasıl kendisine bağladığını da anlatır.

SQUİD GAME,  tüm dünyada  kısa zamanda 111 milyon izleyici kitlesine ulaşmış. Bu kadar çok seyirci kitlesine ulaşmasına  rağmen üzerine tartışmadan da edilmedi. Diziyi çocuk  oyunları distopyası diye  kimse eleştirmesin. Senarist-yönetmen Hwang Dong-hyuk, filmde neoliberal toplum eleştirisine imza atmış. Dizideki oyun alanları, labirent duvarlar, merdivenler, renkler özenle seçilmiş ve neoliberal şirket modelini  anlatır.

Neden film değil de dizi film çevrilmiş sorusun da yönetmen Hwang Dong-hyuk bu distopyayı anlatmak için daha derin bir distopya oluşturmayı seçmiş, herhalde. Çünkü dizide, yedi ayrı oyun var. Ve her oyun kendi içinde bir distopyadır. Uzun  metrajlı da olsa tek bir filmde senarist/yönetmen amacına ulaşamayacağı düşünmüş olabilir. Umarız dizi çok izlenmiş olmanın etkisi ile tekrara düşmez. Bölümler uzasa bile tekrar olmaz. Çünkü, neolibereal kapitalizim de eleştirilebilecek o kadar çok “çocuk oyunları” var ki SQUİD GAME de senarist tekrara düşmeden diziyi sürdürebilir. Nitekim son bölümün finalini  yeterince açmış ve yeni oyunların mesajını vermiş.

Sinema sanatı açısında bakmayın. Öyle az konuşan, ne istediğini mimik yada müzikle anlatan bir tekniği yok. Tiplemeler abartılı ve gıcık. Böyle konuşma mı olur, ay çok gıcık… dedirtebilecek tipler da var. Japon, Çin filmlerindeki abartılı karekterler gibi. Zaten filmde Güney Kore yapımı.

Film korkunç. Eee kapitalizm de vahşi değil mi?  . Ama eminim bunu  toplumun her kesimimden insanlar izlesinler diye kurgulamışlardır. Hatırlayalım ne yapıyordu kapitalizm? Önce çevreyi kirletiyor, sonra çevreyi temizleyen “muhalif”, “çevreci” örgütler kuruyor. Ne yapıyor kapitalizm? Önce yoksulluk yaratıyor, sonra yoksulluktan kurtulmanın yollarını gösteriyor ezdiği insanlara. Umut satıyor, umut alıyor.  Ama korku satmak klasik kapitalizmin sık kullandığı bir yöntem değildi. Korku satmak, işin ciddiyetini anlatmak açısından  sonu katliamlarla biten “oyunlar” düzenlemek neolibereal kapitalizme kullanılan bir yöntemdir. Biz. kapitalizmin umudunu satın aldığımızda tuzağa düşüyoruz. Mutlak yoksulluk ve ölüm kaçınılmaz oluyor artık.

Korku ve umut üvey kardeştirler! Korkunun arkasında umut gizlidir. Tıpkı yazı olmadan tura, tura olmadan yazı olmaması gibi. Tura gelirse kazanırız. Yazı gelirse kaybederiz. İşin aslı yazı da biziz, tura da biziz… Kazanan kim: kapitalizm! Zira kumarı hep oynatan kazanır.

Bilen bilir. Bilmeyenlere Lenin ‘in 1903 yılında “Kır yoksulları” adlı makalesinde ulusal piyangolar üzerine güzel bir makalesini okumalarını tavsiye ederim.

Hapishane deneyimleri den  çıkardığım basit bir tespit vardı : kötü insanlar yoktur! Kötü dönemler vardır. Oturup sohbet ettiğin bir gardiyan, beraber yemek yediğiniz  subay bir anda işkenceciniz olabiliyor. Bu nedenle dizi, korkuyu, dehşeti, insanın görece iyi zamanlarda ve gerçekten kötü zamanlarda değişen karakterlerini vermesi açısından ilginçtir. Çocuklar seyretmesin. Psikolojik sorunları olmayan yetişkinler, dehşet, heyecana karışmış korku dan hoşlananlar için bence öğretici de…

 

Dizi de en çok ürperdiğim insanların hem de en iyi insanların korku/para karşısında nasılda  birbirlerini sattıklarını o kadar etkileyici geçişlerde anlatır ki adeta yaşarsınız. Ama  yaşamak istemezsiniz. Bilemiyorum yarışmacıların öldürülmesinden daha çok bu psikolojik korku sahneleri beni daha çok içine aldı. Ve bana kötü biten insan ilişkilerinde yaşanılanları…. Düşünsenize dışarıda yıllarca  beraber mücadele ettiğimiz, mahpus damında acıya, işkenceye birlikte karşı koyduğunuz, umutlar beslediğiniz arkadaşlarınız vardır ya, açlığı bölüşüp paylaştığın dostlarınız…

Daha da ötesi “kankanız” 

İşte onların dönüp birden size silah doğrultup öldürmek istemesi gibi… Ne korkunç değil mi? SQUİD GAME de insanlar bir anlamda tutsaklar. Gerçek üstü, zamansız bir mekan hayal edin. Renkli hapishane gibi. Hem de pembe, yeşil… albenili renkler. Klasik kapitalizme de itaati simgeleyen renk genellikle gridir. Asker kışlaları, hapishane kapıları, koridorları, demir parmaklıklar, devlet daireleri, hatta fabrikalarda soyunma dolapları da gridir…

Gri, otoriteyi simgeler. Gri rengi gören insan bir süre sonra  itaate hazırdır. İteat klasik kapitalizmin insanı köleleştirmek için ön koşullardan biridir. Oysa neoliberal kapitalizme “hayat, oyunları renklidir” Tıpkı SQUİD GAME de  oyun alanlarında her şeyin renkli olması gibi. Hatırladınız mı, Corana virüslerin, hatta bütün “virüsünlerin” görselleri çocuk oyuncakları gibi renkli toplar gibidir. Tıpkı SQUİD GAME deki oyun alanları gibi. Kuklalar, mavi gökyüzü, mahkumların giysileri, yerler, tavanlar albenili renklidir. Oynadıkları oyunlar çocukça da olsa sonu mutlak ölümle bitiyor. Ölümü renkli oyunlarla satıyorlar. En son oyunun  grup içinde “kankanla” karşı karşıya geliyorsun. Oyunun kuralları var ve  sonu mutlak ölümle sonuçlanıyor. Rakibin” yoldaşın” Ya sen ölecek ya arkadaşın. Ölmemek, arkadaşını öldürmek gibi akıl oyunları düzenliyorsun. Kuralları kurallarına göre oynamaktan bahsetmiyorum. Hileden, üç kağıtlıktan bahsediyorum. Düşünsenize kardeşinizi, yada arkadaşınızı öldürmek için insanlığın yüz karası hallere giriyorsunuz.  Bırakın arkadaşınızı, hiç bir insanın böyle durumlarda görmek istemezsiniz.

Benden bu kadar. iyi seyirler!

Memet Sönmez

guest
0 Yorum
Inline Feedbacks
View all comments