1952 senesinde Stalin’in önderliğinde SSCB Ekonomi Enstitüsü Bilimler Akademisi tarafından Politik Ekonomi Ders Kitabı yayınlandı. Sovyetler Birliğinin “sosyalist” anlayışının teorik temellerini, sosyalist kavram ve kategorilerinin bilimsel açıklamalarını yaptıktan sonra, Sovyetler Birliği’nde sosyalist üretimi nasıl örgütlediklerinden, üretimi nasıl ve hangi ekonomi politik kategoriler ile ölçüp, denetleyip düzenlediklerinden bahsedilir.
Kitap, sosyalizme geçiş sorunları ve sosyalizmin inşa sürecini değerlendirdiği kadar, sosyalizmin içinde bulunduğu dönemin ve geleceğin sosyalist ve komünist toplumsal yapısının teorik referans noktalarını da oluşturduğu iddiasındadır. Stalin’in de belirttiği gibi, kitap hem sosyalist dönüşümün aşamalarını ortaya koymakta hem de kapitalist kategorilerin komünizmin birinci aşaması içinde varlıklarının sürdürülmesine yönelik açıklamalar getirmektedir.
Proletarya diktatörlüğü altında bir “sosyalist toplumda”, kapitalist kategorilerin varlıkları ve işlevleri için şu tespitler yapılır.
“Bütün bunlar değer yasasının işlevini temelden değiştirdi. Meta üretimi ve dolaşımı var olmaya devam ettiğinden, değer yasası da varlığını sürdürdü. Ancak en önemli üretim araçlarının toplumsallaştırılması yoluyla meta üretimi ve değer yasasının alanı daraldı, bunlar kapitalizmde olduğundan temelden ayrı bir rol oynamaya başladılar.”
“Söz konusu olan, kesinlikle ticaretin ve para sisteminin “kapitalist ekonominin yöntemleri olması değildir. Söz konusu olan, ekonomimizin sosyalist unsurlarının kapitalist unsurlara karşı mücadele içinde, burjuvazinin bu yöntemlerini ve silahlarını kendisine mal etmesi ve kapitalist unsurların üstesinden gelebilmek amacıyla kullanmasıdır. Yani burjuvazinin bu araçlarının işlevinin ve amacının ilkesel temel bir değişiklik geçirmesidir.”
İki paragrafta söylenmek istenen, geçiş döneminde, proletarya diktatörlüğü altında kapitalist ve sosyalist kategorilerin var olup mücadele içinde oldukları, ancak proleter iktidarın kapitalist ekonomi kategorilerini ele geçirerek kapitalist unsurlara karşı kullandığıdır.
Toplumsal Dönüşüm Dönemi (geçiş dönemi) içinde kapitalist ekonomi kategorilerinin hala varlığını sürdürmesi ve bu kapitalist alanlar ile sosyalist alanların bir arada bulunması doğaldır. Kapitalizmin kalıntısı alanlarda, kapitalist ekonomi politik kategorilerin var olması ve etki alanları daralmakla beraber kapitalizmdeki işlevlerini sürdürmeleri de mümkündür. Ancak geçiş döneminin bu ikili yapısının, yani kapitalist ekonomik kategorilerin adım adım tasfiye edilip yeni üretim şeklinin kavram ve kategorilerine bırakmaları gerekirken, proleter iktidarın kapitalist ekonominin kategorilerinin egemenliğini ele geçirmesi, kullanması, kategorilerin nesnelliği ile bağdaşmaz ve yanlıştır. Üstelik kategorilerin egemenliğinin ele geçirildiği iddiası da, insanın istek ve iradesinden bağımsız nesnel bir biçim olan kategoriler üzerinde karar verilebilen özel düşünce belirlemeleri olarak, Proudhoncu kategoriler anlayışı taşımaktadır.
Geçiş dönemi özel bir dönem olduğundan, kapitalist kategoriler ile sosyalizmin kategorilerinin iç içe geçtiği bir dönem olması kaçınılmazdır. Ancak aynı kaçınılmazlık, kategorilerin nesnel olmaları dolayısıyla, insanların irade ve isteklerinden bağımsız olması ve bu nesnelliğinin de içinde yer aldığı ve ait olduğu toplumsal üretim biçimine bağlı olması için de geçerlidir. Dolayısıyla bir üretim şekli değiştirildiğinde, o üretim şekline ait kategoriler, geçiş döneminde kalıntı olarak kalmış eski üretim şekli adalarında varlıklarını sürdürseler bile, kitapta yazdığının aksine başarıyla kullanılamazlar. Eski üretim şekline ait kategoriler, yeni üretim şekli içinde yok olurlar ama asla “ilkesel” değişikliklere uğrayıp, işlev göstermeye devam edemezler.
Kitap, köylü işletmelerinin kolektifleştirilmesinde sağlanan başarılar ile birlikte 1930 yılında yani devrimden 13 yıl sonra, sosyalist ekonominin tüm sektöre egemen olmasıyla, SSCB’nin sosyalizm dönemine yani komünizmin birinci aşamasına girdiğini söyler. Geçiş döneminde geçerli olan metadan değere, paradan ticarete bütün kapitalist kategoriler de bu aşamaya girmiştir. İkinci Enternasyonalden SSCB’ye intikal eden akıl, koşulların ve insanların baştan başa dönüştürüleceği dünya-tarihsel devrimci dönüşüm dönemini idrak edemediği için, onun yerine, tek ülkede ekonominin devlet mülkiyeti altında yeniden örgütleneceği kısa bir takvimsel geçiş sürecini koymuştur. İkinci Enternasyonal saflarındaki ortalama algılama, siyasal iktidarın alınıp üretim araçları üstünde devlet mülkiyetinin kurulmasıyla komünist toplumun birinci aşamasının başlayacağı şeklindedir.
Komünizmin(Sosyalizm) birinci aşaması, herkese ürettiği kadar ilkesine dayanmasıyla, herkese ihtiyacı kadar ilkesine sahip komünizm aşaması için bir geçiş sürecidir. Ancak kitap, bu geçiş süreci sosyalizmine, yanlış olarak kapitalist kategorilerin işlemek zorunda olduğu alan tarifini de eklemiştir. Böylece kapitalist kategorilerin yok edilmesini komünizmin son aşamasına havale etmiş, neticede bulamaç bir teori ortaya çıkmıştır.
İkinci Beş Yıllık Plan ile sosyalizmin zaferi ilan edilir. Yani geçiş döneminde belli oranlarda kapitalizme ve kapitalist kategorilere izin veren bir iktisadi şekle dönmenin zorunluluğu ortadan kalkmış olmalıdır. Lakin, sosyalizmin zaferi kapitalistleri ve kapitalist üretimi sonlandırmakla birlikte kapitalist kategorilerin sosyalizme taşınması karşımıza çıkar
Marks’ın Paris Komünü analizlerinde vurguladığı üzere, kapitalizmin tasfiye edilip, geçiş döneminden sonra komünizmin birinci aşamasına geçiş ancak zamanla ilerleyen bir iştir. Dolayısıyla, komünizme(sosyalizme) ulaşmak için koşulların ve insanların dönüştüğü tarihsel süreçler dizisinden yani uzun bir toplumsal devrim döneminden geçmek gerekir. Kitapta dillendirildiği gibi, devrimden sonra geçen 13 senede iradi olarak komünizmin birinci aşamasına geçmek mümkün değildir. Bütün aşamalarıyla komünist toplum sınıfsız, devletsiz bir toplumdur. Dünya-tarihsel toplumsal devrim dönemi tamamlanıp komünist toplumun birinci aşamasına varılınca, ne proletaryadan ne de diktatörlükten eser kalmayacaktır. Komünist toplumda, Meta, değer, para, pazar, yani ekonomi politiğin diliyle değer yasasının hükmetmesi yoktur. Geçiş dönemi içinde, insanlar yığınsal çapta dönüşüm geçirip komünist bilinç yığınsal olarak üretilmedikçe komünist toplumun birinci aşamasına geçilemez.
Komünizmin ilk aşamasının ilan edilmesinden sonra,1936 yılında SSCB’nin bir anayasaya kavuştuğunu kitaptan öğreniyoruz.
“Komünizmin birinci evresinde, ekonomik bakımdan henüz tam anlamıyla olgunlaşmış, kapitalizmin gelenek ya da izlerinden henüz tamamen kurtulmuş olamaz. Bundan ötürü komünizmin birinci evresinde ”burjuva hukukun” dar ufkunun korunması gerekir. Tüketim mallarının dağıtımına ilişkin burjuva hukuku kaçınılmaz olarak burjuva devletin varlığını öngörür. Çünkü hukukun koyduğu kurallara uymaya zorlayacak bir aygıt olmaksızın hukuk hiçbir hiçbir şey değildir.”
Devletin varlığı, toplumun yarılmışlığının, insanların insana aykırı ilişkilerin tahakkümü altında olduğunun itirafıdır. Eğer devlet varsa, doğrudan üreticiler özgürce birleşmiş, yani komünalleşmiş değildir. Eğer devlet varsa, insanlar arasındaki ilişkileri kuran özgür-komünal iradeleri değil, fakat metanın, değerin, paranın insana yabancı otonom iradesidir. Komünal toplumda, insanların kendi yabancılaşmış faaliyetleri insanların efendisi değil, insanlar kendi komünal faaliyetlerinin efendisi olacaktır. Komünal toplumun (KOMÜNİZM) hiçbir aşamasında devlet, resmi organlar, hukuk gibi kurumlar bulunmayacaktır. Burjuva hukuk, aynen ekonomi politik gibi kapitalizme özgüdür, kapitalizme özgü gayrı şahsi kurallar ve yaptırımlar manzumesidir. Kapitalizm ortadan kalktığı an burjuva hukuk da ortadan kalkacaktır. Komünist toplumun hiçbir aşamasında meta, değer, para, pazar yani değer yasasının hükmetmesi yoktur. Dolayısıyla, meta ilişkilerinin işleyişini formüle edip resmileştirecek, insanları yaptırım tehdidiyle hizaya sokacak hukuk da yoktur. Sosyalizm sadece sınıfsızlık, devletsizlik değil, fakat aynı zamanda hukuksuzluktur da.
“Sosyalizm aşamasında kapitalizmin kalıntıları, insanların bilincinde tamamıyla aşılamamıştır.”
“Bütün bunlardan çıkan sonuç, sosyalizmde, emekçilerin emeklerinin ürününe, üretimin gelişmesine duydukları maddi ilgi ilkesinin büyük öneme sahip olduğudur.”
Ders kitabındaki maddi teşviklerle ilgili kafa karışıklığı, arınma konferansı olarak nitelendirilen 1939 senesindeki XVIII. Parti Konferansının kararlarının devamı olmuştur. Devrimci Dönüşüm döneminde nesnel durumu göremeyen, eskinin kalıntılarından kurtulamamış ve yeni toplumun doğasını tam idrak edememiş üreticiler için, üretimde belli oranda maddi teşviklerin oluşturulması gerekebilir. Üretim disiplini ve üretkenlik artışını sağlamak için üreticilere maddi teşvikler verilebilir. Komünal toplumun birinci aşamasına, bütün yeryüzü insanlığının dönüşeceği uzun bir toplumsal devrim sonunda geçilir. Böyle bir dönüşüm süreci sonunda komünist toplumun birinci aşamasına geçilmiş olması, doğrudan üreticilerin özgürce birleşerek kendi faaliyetlerini kendi komünal iradelerine tabi kıldıklarını kanıtlar. Komünal irade, toplum için çalışma normunu spontane olarak hayta geçiren iradedir. Komünal iradeyi ortaya çıkaran komünal bireyler, insana yabancı hiçbir dış gücün(örneğin maddi teşvikler) öğretmesine hacet kalmaksızın spontane olarak toplum için, yani komünal insanlık için çalışırlar. Emeğin doğrudan toplumsal olmasını deneyimleyen ve üretimde toplumun teknik olarak ulaştığı en üst imkanlarla, hem kendisini hem de toplumu ürettiğinin şahidi olan sosyalist işçi için, komünizmin birinci aşamasında artık üretime katılmak bir zulüm olmaktan çıkar.
SON YERİNE
Sovyetler Birliği deneyiminde, ilk günden son güne kadar kapitalist ekonomi kategorilerinin geçerli olup olmayacağı ve komünizmin ilk aşamasında kontrol altında kullanılıp kullanılamayacakları tartışılmıştır. Azınlık ekonomistler kapitalist kategorilerinin komünizmin ilk aşamasında ekonomi politiğin konusu olamayacağını söylemelerine karşın, çoğunluk, kapitalist değer yasasının ve dolayısıyla bağımlı birçok kategorinin, üretimi ölçmede ve dağıtımı sağlamada kullanılmaya devam edilmesi gerektiğinde ısrarlı olmuştur. O kadar ısrarlı olunmuştur ki 70 yılı aşan Sovyet deneyiminde değer kategorisi son güne kadar varlığını korumuştur.
Bir zamanların Sovyetler Birliği, çağdaşı Batı ülkelerinde görülenlerden farklı bir emek örgütlenmesini ortaya koyamamıştır. Çünkü, işçiye dışsal emek örgütlenmesinin pratik eleştirisinden hareketle komünal emek örgütlenmesine doğru gidişi örecek olan işçi kontrolü mücadelesi daha baştan bastırılmıştır. Sovyetler Birliği’nin çözülüş sürecinin esas nedenlerini ekonomi politiğin nesnel yasaları çerçevesinde aramak gerekiyor. Değer yasası, para, fiyat gibi kapitalist kategorilerin dışında rasyonel olarak bir ekonomi politik süreci düşünmeyen, işçi kontrolünden vazgeçen, Taylorizmi icat eden akıl, sonunda Gorbaçov eliyle ucube rejimin tabutuna son çiviyi çakmışdır.












