Cuma, Nisan 17, 2026
Son Haber
  • Yazarlar
  • Manşetler
  • Son Haber Tv
  • Künye
No Result
View All Result
  • Yazarlar
  • Manşetler
  • Son Haber Tv
  • Künye
No Result
View All Result
Son Haber
No Result
View All Result
Home Manşet Haberler

TANRILARIN DOĞUŞU İNSANI KÖLELEŞTİRDİ

Emine Aydoğdu by Emine Aydoğdu
08/03/2026
in Manşet Haberler, Yazarlar
A A
6
TANRILARIN DOĞUŞU İNSANI KÖLELEŞTİRDİ
0
SHARES
732
VIEWS
Share on FacebookShare on TwitterShare on Whatsapp Send Mail

“Özgürlüğe giden yol yoktur, tek yol özgürlüktür.”

 

Friedrich ENGELS, “Ailenin, Özel Mülkiyetin ve Devletin Kökeni”nde binlerce yıl süren kadın egemenliğinin, tarıma geçişle birlikte yıkıldığını yazar ve erkeğin kadın üzerinde gittikçe artan gücünü ve bu gücün sonucunda oluşan iktidarını sorgular.

Tarımla birlikte, insanların sömürü, hakaret ve yok etmesine karşı koyacak bıçağı, silahı, zehri ve kırbacı olmayan hayvanlar, tutsaklaştırılarak acımasızca kullanılmıştır. Bu masum varlıklara zorla çektirilen sabanın, erkeğin eline geçmesiyle birlikte tarım mümkün kılınmıştır. Bu durum önce iş dengelerini değiştirmiş, sonra da kadınla erkek arasındaki rol dağılımını…

Sabana sahip olan erkek, bu mülkiyeti çocuklarına geçirmek ve soyunu güvence altına alabilmek için tek eşliliği getirmiş ve kadın ikinci plana itilmiştir. Bu eğilim, kent devletlerinin ortaya çıkmasıyla da kurumsallaşmıştır. İşte o günden sonra bütün tanrıçalar kaybolmuş. “Tanrılar ise hep erkek” olmuştur.

Varlığını, gücünü, otoritesini ve kurallarını, kandan, şiddetten, köleleştirmekten, sömürüden ve hiçleştirmekten alan bütün iktidarlar gibi erkeğin kadın üzerindeki iktidarı da bir cinsin diğer cins üzerindeki yazgısını belirlemek, kendi gücünü korumak ve meşrulaştırmak adına tarihin sayfalarına kara bir leke olarak düşmüştür.

İktidarın sahipleri, ellerindeki dikenli halkaları, hiçleştirdikleri, diğer bir deyişle ötekiler diye tanımladıkları, hayvanların, kadınların, çocukların, boynuna acımasızca takmakta, istedikleri an sıkıp, istedikleri an gevşetmektedirler. En büyük sömürü ‘ötekiler’ diye tanımlananlar üzerinden yürütülmektedir. Sömürünün katmerleşip, uzayıp gitmesinin en önemli nedenlerinden birisi de hiç kuşkusuz düşünmeden, soru sormadan, uyum sağlayarak, biat edip, boyun eğmektir.

Yaşamın tüm alanlarını, koşullarını, kurallarını belirleyen ve düzenleyen iktidarın efendileridir. Sahne, oyun ve oyuncular önceden hazırlanmıştır. Tek eksik, müziğin ayarıdır. Onu da günün atmosferine göre ayarlamaktadırlar. Kulakları sağır, aklı felç, gözleri kör, dili de kolaylıkla lal edebilirler. Böylece, sersem-sepelek, uykuyla-uyanıklık arasında bocalayan, sölpük ve her gün biraz daha çürüyen yaşamı, ikinci sınıf diye tanımladıklarına yazgı diye kolaylıkla belletirler.

Erkeğin kadın, kadının erkek, güçlünün zayıf ve insanın hayvan üzerinde kurduğu bu iktidar zincirini parçalamanın yolu, kimin tarafından, hangi erekle ne için ve nasıl sunulursa sunulsun, reddiyeyi geliştirmek ve bize biçilen rollere, yazılan yazgıya, boyun eğmemeyi, şimdi, şu an -yarın geç olabilir- reddetmeyi ve bu karşı duruşu hayatın sevgi dolu bağrına ekip, filiz vermesi için direnmeliyiz. Beklemek tutsaklığa evet demektir. Çünkü doğru olanı yapmak için, her zaman doğru zamandır.

Direnmenin, yazgıyı ve uzlaşmayı reddedebilmenin yolu ise; meseleye sınıfsal bakmaktan geçer.

Dilleri, dinleri, cinsleri, türleri, renkleri ve ırkları ayırarak, birinin ötekinden üstünlüğü sorunsalı üzerine meseleyi bina etmeye çalışmak, sanırım insanlığın yaşayacağı en büyük aldatmacadır.

Tanrıların ve Tanrıçaların tek başlarına, ya da bir bütün olarak, iktidar koltuğuna oturmadığı bir dünyanın kapılarını aralamanın yolu ise; üretim ilişkilerini ciddi biçimde sorgulamakla olasıdır. Burjuvazinin salt dünya kadınlar günü diye tanımlayıp, içini boşaltıp, dışını süslediği, kendi sömürü düzeninin sürmesi için tüketimi hızlandırmak adına sürekli tıngırdatıp durduğu, alkışlara boğduğu, aslında cins ayrımcılığını körüklemenin ötesinde, içine doldurduğu insana dair hiçbir şey yoktur.

Kapitalizmin ve savunucularının dediğinin aksine; bugün, tarihin taşları üzerine aslında şöyle yazıldı: 8 Mart 1857 yılında ABD’nin New York kentinde, daha iyi çalışma koşulları, emeklerinin karşılığında hak ettikleri ücret ve daha iyi bir yaşam için mücadele veren tekstil işçisi kadınların, grevi ve bu grevin uzun soluklu yürümesinin ardından işçilerin fabrikaya kilitlenmeleri ve yüzlercesinin alevler içinde yanışlarının mücadelesidir.

Bu onurlu mücadelenin altında yatan gerçek ise; iktidara, patronlara, sömürüye ve insanı insanlığından uzaklaştıran paranın kirli ellerine bir başkaldırı, bir karşı duruş, dilsizleştirilen dilin çığlığıydı.

Yapanın ve yıkanın insan olduğu gerçeğinden yola çıkarsak, hayatın da bir başkaldırı üzerine temellendiğini söyleyebiliriz. Bunca savaş, zulüm, sömürü, işkence, tarihin sayfalarında hâlâ bu kadar canlı ve kanlı olarak varlıklarını sürdürüyorsa; dönüp içimize bakmalıyız, bu bakış bize sömürene, yıkana ve yok edene karşı güçlü bir başkaldırının, güçlü bir ‘hayır’ demenin tam da zamanı olduğunu söyleyecektir. Sömürenler, sömürmeye devam ettikçe, karşıtı olan başkaldırı sürmeli ve kesintisiz mücadele devam etmelidir. Verilen mücadelenin kesintisizliği, insanlığın kurtuluşunu ve yepyeni bir güneşin doğuşunu mutlaka muştulayacaktır.

Başkaldırı dile gelip söze döküldüğü zaman ki işte o zaman, tarih yeniden yazılacaktır.

İnsanlık tarihinde başkaldırının ilk nüvesini de bu çerçevede sanırım yazın oluşturmuştur.

Yazmak, soru sorarak yaşamaktır. Yaşarken, zaman denen olguya inanmamak ya da onu farklı bir biçimde algılamaktır. Zamana, kendi dışından bakmak, otoriteye meydan okumak hatta daha ileriye giderek onun değişmez kurallarına kahkahalarla gülmektir.

Kahkahaları çoğaltmak adına sorular sormalıyız. Bize biçilen rolleri, yapıştırılan etiketleri şüpheci bir şekilde sorgulamalıyız. Sorularımızın içine dalıp birbirimizin yüreğine dokunmak için çağrılarımızı birleştirmeliyiz. Kabına sığmayan su gibi kabarıp kabarıp taşmak, sel olup önce kendimizi, sonra geçtiğimiz her yeri ve her şeyi yıkayıp, yeşertmek için sormalıyız ve sorularımızı çoğaltmalıyız.

Niye tecavüz, niye taciz, niye töre cinayetleri, niye kadın cinayetleri, niye sapkın olarak etiketlemeler, niye salgın hastalıklar, niye sömürü, niye şiddet, niye işkence, niye savaş, niye kan, niye açlık, niye bombalar, niye silahlar, niye durmadan artan intiharlar, niye katledilen hayvanlar, niye kesilmeyen ağıtlar…  Niye çocukların ve hayvanların dinmeyen gözyaşları…

Bütün bu olumsuzluklar karşında pes etmiyoruz ve asla yaşama küsmüyoruz. Yaşadıklarımızı bilincimizle damıtıp bir yaşam direnci ve etik bir tavır oluşturuyoruz. Ölüme kahkahalarla gülerken, yaşama bağlılığımızı haykırıyoruz.

“Yaşam, zamansız. Yaşamın hiçbir zamanı yok. Çocukluk, kadınlık, erkeklik, ölüm, sevgi sevgisizlik, doyum doyumsuzluk, her şey iç içe. Kuzey Avrupa’nın beyaz geceleri gibi. Kararmayan havanın ardından, hemen gene, günün ağarması gibi.”

Her şeyin birbirinin içinde oluşunu kavrayıp, bu oluşun yeniden doğuşunu görmek ve sonucunda oluşan karmaşıklığı çözmenin ve yeni karmaşıklıklara merhaba demenin adı yaşamdır ve yaşama bıkmadan, usanmadan sorular sorarak bilinci bileylemek gerekir.

Her gün yeniden, neden, neden, neden?…diyebilmektir.

Nedenler çoğalınca, insan yaşamına dair her şeyin belli bir zaman ve uzam kavramı ekseninde yeniden yapılandırılması, insanca yaşamanın başat özelliklerindendir.

Bu başatlık nerede duruyor?..

Bu başatlık, hayatın hem ortasında, hem de kıyılarında durmadan geziniyor. Yaşamda bir paradigma oluşturuyor. Yeni bir düş, yeni bir dünya yaratmak için soru soran ve mücadele eden insanlar olmalıyız. Hem de çok soru soran. Artık kimse soru sormuyor…Çocukların dışında, onlar da büyüyünce… Onlar da sormayacaklar. Soru sormak gerçekle yüzleşmek demektir. Ve gerçeklerden kaçışın hiç mi hiç yolu yoktur. Sorular sorduğu için yaşamdan sürgün edilen ama her şeye rağmen direnen bir kadının çığlığına kulak verelim:

“Gecelerimizi yalnızca ağıt sesleri bölerdi. Başka hiçbir şey karanlığı bu kadar küçük parçalara ayıramazdı. Yürekler, kurşun gibi ağırlaşır, gözlerimiz gittikçe büyürdü. Hep yaşlı kadınlar ağlardı; kınalı saçlarını toprağa vurarak. Çocuklar ise başlarını, annelerinin koltuk altlarına, memelerinin arasına saklardı. Sözü yok ki toprağın haykırabilsin!”

Toprağın sözü olmasa da insanın sözü var. Bu bağlamda hepimizin söyleyecek sözü olmalı ve sözümüzü sakınmadan hep bir ağızdan coşkuyla, inatla, başkaldırıyla haykırmalıyız.

Yürüdüğümüz yolda insanların, ülkelerin ve nesnelerin bittiğini işaret eden tek şey; sustukları, sindikleri, görmezden geldikleri, kanıksadıkları ve korktukları için önlerindeki eşikleri nasıl aşacaklarını bilememeleridir. Biz hayatın içindeyiz. Hayat bizim içimizdedir ve “Özgürlüğe giden yol yoktur, tek yol özgürlüktür.”

 

Tags: Emine Aydoğdu
Previous Post

Silivri’de İmamoğlu davası öncesi geniş yasak: Cezaevi çevresinde eylem ve çekim yapılmayacak

Next Post

Netanyahu’dan İran mesajı: “Saldırılar sürecek”

Emine Aydoğdu

Emine Aydoğdu

Dinamik Dergisi’nde çıkan yazılarıyla ilk kez yazın dünyasına adımını attı. Makine Mühendisleri Odası’nın meslek dergisinde yazıları yayımlandı. Uğur Mumcu Yaratıcı Yazarlık seminerlerine, Özgür Üniversitesi’nin Küresel Emperyalizm ve Kapitalizm üzerine derslerine, Ulus Baker’in Spinoza üzerine söyleşilerine katıldı. Sokak Yazarları Dergisi’nin oluşturulup gelişmesinde önemli katkıları oldu. Bu dergide öykü ve şiirleri yayımlandı. Anayasa, Anayasa Yargısı, Kararlar Dergisi ve İnsan Haklarına ilişkin yayınlar başta olmak üzere, yüze yakın hukuk kitabının editörlüğünü yaptı. “TEMMUZU BEYAZA BOYADIM” adlı öykü kitabı, Kültür Bakanlığı’nın katkılarıyla Mart 2001’de yayımlandı. “TEŞKİLÂTI ESASİYE’DEN GÜNÜMÜZE ANAYASALAR” adlı çalışması Palme Yayıncılıktan Mayıs 2005’te yayımlandı. “ADO” adlı öykü kitabı, Yoğunluk Dergisi tarafından 2006’da yayımlandı. “BİR ISLIK ÇAL” adlı öykü kitabı, Favori Yayınlarından 2014’te yayımlandı. “DÜNYA BİR AVUÇ” adlı öykü kitabı, Tulpars Yayınlarından 2016’te yayımlandı. “AFORİZMALAR” adlı kitabı, Artshop Yayınlarından 2018’te yayımlandı. “KİMSE İNANMIYOR BANA” adlı öykü kitabı SRC yayınlarından 2024’te yayımlandı. Çeşitli gazetelerde denemeler yazmış, kimi televizyon kanallarında edebiyat söyleşilerine katılmış, Halk Evlerinde ise gençlere edebiyat ve sanat üzerine seminer vermiştir. “Sokak Yazarları, Evrensel Kültür, Yaşam Sanat, Yoğunluk, Deliler Teknesi, Öykü Teknesi, Tavır, İlk İnci, Nikbinlik, Çağdaş Yaşam, Bağlaç, Ekin Sanat, Kıyı Dili, Çağdaş Türk Dili, Bulut Yazar, Sarmal Çevrim, Eliz Edebiyat, Edebiyat Nöbeti, Lacivert, Edebiyat Kolektifi, Güney Dergisi, Çini Kitap, MYART Sanat Dergisi, Altı Yedi, adadergi.com, cigdergisi.com,” gibi kültür sanat ve edebiyat dergilerinde öyküleri ve şiirleri, “Feniks, İnsanokur.org, Çerçi Sanat, adananewstv.com, Son Baskı, Edebiyat-Kültür Sanat ve Farkındalık, Yaşa-Der Platformu (Yazar Şair ve Sanatçı Dernekleri Platformu) Yobazlıkla Mücadele, Kürecik TV Kültür Sanat Edebiyat, Solmedya.com ve sendika.org’da denemeleri ve öyküleri yayımlanmıştır. BUDEP (Bursa Dergiler Platformu) çatısı altında düzenlenen Bursalı edebiyatçıların “Kış Buluşması” 2025 yılının Mart ayı etkinliğinde, ortak inisiyatif ile belirlenen ve “Bursa’dan Edebiyata Katkı” adıyla verilen 2024 Yılı Bursa’dan Öykü/Romana Katkı Ödülüne layık görülmüş ve “2024 Bursa’dan Öyküye Katkı Ödülü” ile onurlandırılmıştır.Gazetemizde “Öykü Köşeşi” yazarı olarak öykü ve deneme yazmaktadır.

Yazarın Diğer Yazıları

Yeraltından Yükselen Sessiz İsyan: Emine Aydoğdu’nun yeni kitabı çıktı
Kitap Önerileri

Yeraltından Yükselen Sessiz İsyan: Emine Aydoğdu’nun yeni kitabı çıktı

09/04/2026
BİR YUMAK HAMUR
Manşet Haberler

BİR YUMAK HAMUR

09/02/2026
VENEZUELA VE EMPERYALİZM
Manşet Haberler

VENEZUELA VE EMPERYALİZM

19/01/2026
LAİKA’YA BARIŞ GETİRECEKLER MİŞ!
Manşet Haberler

LAİKA’YA BARIŞ GETİRECEKLER MİŞ!

02/01/2026
KEDİ
Manşet Haberler

KEDİ

15/12/2025
CEHALET FOSEPTİĞİ
Manşet Haberler

CEHALET FOSEPTİĞİ

12/11/2025
Next Post
Netanyahu’dan İran mesajı: “Saldırılar sürecek”

Netanyahu’dan İran mesajı: “Saldırılar sürecek”

Comments 6

  1. Ali TERZİ says:
    1 ay ago

    Emine hocam, kalemine sağlık. Çok doğru söylüyorsun “Özgürlüğe giden yol yoktur, tek yol özgürlüktür.”

    Yanıtla
    • Emine Aydogdu says:
      1 ay ago

      Teşekkür ediyorum sevgili dostum.
      Selamlar sevgiler gönderiyorum.

      Yanıtla
  2. Mehmet Emin Turgut says:
    1 ay ago

    Erkek eğemen düzende kadın hakları sadece bir aksesuar olarak lanse edilen bir olgu. Böyle olmasaydı kadına yönelik şiddet ,kadına yönelik taciz, kadına yönelik,infaz, kadına yönelik yasaklar ve en kötüsü de kadın cinayetleri olmazdı. Emek sömürüsü, ağır iş koşulları, eşit işe eşit ücret gibi zorbalıklar hep kadına yönelik realiteler olarak karşımıza çıkmazdı. Kapitalizm vahşice uygulandığı anti demokratik ülkelerde durum daha vahimdir. Bu makaleye eklenecek çok şeyler var. Lakin amaç bu değil. Amaç ortaya konulan emeği kutsamak. Kalemine sağlık candostum.

    Yanıtla
    • Emine Aydogdu says:
      1 ay ago

      Teşekkür ediyorum sevgili ve kıymetli arkadaşım.
      Yüreğine selam olsun.
      Selamlar sevgiler.

      Yanıtla
  3. Züber Yildiz says:
    1 ay ago

    Her zaman olduğu gibi yine güzel bir yazı.Aydınlatıcı.Kalemin dert görmesin Emine arkadaş.

    Yanıtla
    • Emine Aydogdu says:
      1 ay ago

      Teşekkür ediyorum sevgili Züber,
      Güzel bir gün diliyorum.
      Selamlar sevgiler.

      Yanıtla

Bir yanıt yazın Yanıtı iptal et

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

İlginizi Çekebilir

ŞU İRAN SAVAŞI NEDİR? Bölüm 3

ŞU İRAN SAVAŞI NEDİR? Bölüm 3

by Salih Zeki Tombak
17/04/2026
0

Siyasi kişiliklerin, kendilerine özgü dilleri, üslupları, kadroları, insan ilişkileri ve iş yapma biçimleri olur. Ama bir devletin, çok uzun süredir,...

BİR İSTİBDATIN GÜNBATIMI: SOSYAL ÇÜRÜMEDEN SOSYAL ÇÖZÜLMEYE TÜRKİYE

BİR İSTİBDATIN GÜNBATIMI: SOSYAL ÇÜRÜMEDEN SOSYAL ÇÖZÜLMEYE TÜRKİYE

by Ümit Özdemir
17/04/2026
0

Sefaleti azaltmadan, zenginliği arttıran bir toplumsal sistemin özünde çürümüş bir şey olmalı. Karl Marx Perde akademisyen Zeliha Burtek’in ünlü sokak...

Ortadoğu’da kritik 10 gün: İsrail-Lübnan ateşkesi yürürlükte

Ortadoğu’da kritik 10 gün: İsrail-Lübnan ateşkesi yürürlükte

by Sonhaber
17/04/2026
0

Donald Trump tarafından duyurulan İsrail ile Lübnan arasındaki 10 günlük geçici ateşkes yürürlüğe girdi. Bölgedeki çatışmaların ardından ilan edilen ateşkesin,...

20 yaşındaki işçi elektrik akımına kapılarak hayatını kaybetti

20 yaşındaki işçi elektrik akımına kapılarak hayatını kaybetti

by Sonhaber
17/04/2026
0

Uşak’ta bir işçi, tamir için gittiği evde elektrik akımına kapılarak hayatını kaybetti. Edinilen bilgilere göre, bir firmada çalışan 20 yaşındaki...

Arşivler

  • Yazarlar
  • Hakkımızda
  • Künye
  • Reklam
  • Gizlilik Politikası
  • İletişim
  • Söyleşi / Podcast
  • Kitap Önerileri
  • Öykü
  • Manşetler
  • Dosyalar
  • Arşiv

© 2024 Sonhaber / Bağımsız, doğru , gerçek habercilik

No Result
View All Result
  • ANA SAYFA
  • İSVİÇRE
  • TÜRKİYE
  • DÜNYA
    • AVRUPA
    • ORTADOĞU
    • ASYA
    • AMERİKA
    • AFRİKA
  • YAZARLAR
  • POLİTİKA
  • EKONOMİ
  • SÖYLEŞİ
  • YAŞAM
    • EĞİTİM
    • SAĞLIK
    • KADIN
    • LGBT
    • EMEK DÜNYASI
    • Podcast / Röportaj
  • SANAT
  • BİLİM
  • EKOLOJİ
  • FORUM
  • Languages

© 2024 Sonhaber / Bağımsız, doğru , gerçek habercilik