Taraf tutmak mı zorundayız

HomeManşet Haberler

Taraf tutmak mı zorundayız

Mustafa Kumanova

Bir solcunun görevi kavramları teşhir etmektir. İnsan ruhunu ele geçiren milliyetçi ve dinci kavramları açığa çıkartarak kurumlara saldırmaktır. İnsanlığımızı yok eden kurumlara… ulus-devletlere…

Bir ülkede açgözlülük ve kendinden olmayana eziyet hissine kapılan çoğunluk milliyetin azınlık milliyet üzerinde kurmaya çalıştığı hakimiyet o çoğunluğu da kendinden geçiren rezil bir uçuruma götürür. Böyle bir halk kendini sadece şüpheye, korkuya ve nefrete teslim eder. Yeri gelir emperyalizme teslim eder. Ve başkalarını da yanlış, günahkâr ve ahlaksız olarak suçlar.Ukrayna’da olan tam olarak budur.

 

Diğer yandan tek derdi saltanatını sürdürmek ve yaşam üzerinde kontrolü sağlamak olan obsesif bir milliyetçilik ruhunu sahip bir otoriterin dışarıdan kuşatılmış bir kale paranoyasıyla komşu ülkeleri kendi halkına bir tehdit olarak görmesi dünyada neler olup bittiğine ilişkin kavrama girişiminde hatalar yaparak kendisiyle birlikte halkını duygusal bir uçurumun kenarına götürür.Şu anda Rusya’da olan tam olarak budur.

 

Ve durum bu kadar açık iken Türkiye ve dünya solu ikiye bölünmüş bir vaziyette bir tarafı tutmaya sürükleniyor.

Ezilen halkları aydınlatmanın yolu bu mudur? Bir savaşta taraf mı tutmaktır? Bunun Ukrayna ve Rus halklarına bir yararı olmaz.

Bu taraftarlık Ukrayna ve Rus halklarını aydınlatmakta bizlere yardımcı olur mu? Savaşı durdurmakta yol gösterir mi?

Bir solcunun görevi kavramları teşhir etmektir. İnsan ruhunu ele geçiren milliyetçi ve dinci kavramları açığa çıkartarak kurumlara saldırmaktır. İnsanlığımızı yok eden kurumlara… ulus-devletlere…

Kavramlarla kurumlara saldırmıyoruz. Kavramları yıkmadan kurumların yıkılamayacağını göremiyoruz. Din bir inanç ya da bir afyon veya milliyetçilik bir gönül bağı ya da vatan sevgisi olarak açıklanıp bu kadar basitçe geçiştirilecek kavramlar değildir. Çünkü tüm bu kavramlar sınıfsal çıkarlar ve siyasi üstünlük sağlama doğrultusunda politik birim ile çakıştığından tüm teorik güzellemenin dışında üzeri gizemli bir pelerinle örtülüp kimi zaman mitleştirilen kimi zaman da öldürücü bir silah haline gelen insanın yıkılması mümkün dahi olmayan ateşli tapınmasının alnına yazılan kaderi gibidir. Bu kavramlar devlet desteklidir. Tüm bu kavramlar devlet koruması altındadır. Eğer bu kavramlar deşifre edilip aslında ne oldukları ve ne olmadıkları gösterilebilseydi tüm bu kavramları politik alan içinden sıyırıp atıp insanın mahremiyetine ve seçimlerine hapsederek insanın özel hayatının sınırlarının dışına çıkmasına göz yummayarak daha güzel bir dünyayı teşkil edebilirdik. Sorunun özü bir insanın dinci ya da milliyetçi olması değildir. Sorunun özü bir dinci ve milliyetçiye politik meşruluk kazandıran bir kimlik sunarak, din ve milliyet adına yaptıklarını olağan ve doğal kılarak, ona o din ve milliyet adına sınırları çizilmiş bir coğrafyada kendinden/devletten yana olmayanlara istediği gibi anti-demokratik davranışlarda bulunabilme hakkını tanımaktır. Sorunun özü çoğunluğa ait bir dinin ve milliyetin devlet korumasında olup azınlıklara karşı bir baskı ve zulüm aracı olarak kullanılmasıdır.

Emperyalist kapitalizmin de otoriter liderlerin de arkalarındaki asıl güç bu kavramlardır. Çünkü hepsinin saltanatları bu kavramlara dayanıyor. Çünkü tüm bu kavramlar kapitalist sömürünün üzerini örterek biz ezilenlerin öfkesini ve hoşnutsuzluğunu şirketlere, bankalara, devletlere değil bizden olmayan kimliklere yöneltiyor. Toplumun tüm azınlık kimliklerine yöneltiyor. Farklı dini inanışlara yöneltiyor. Kadınlara ve eşcinsellere yöneltiyor. Öfke ve nefrete yöneltiyor.

Bu yüzden yapmamız gereken özün üzerini örten bu görüntüyü tüm ezilenlere göstermektir.

Taraf tutarak birbirimize düşmek değil…

guest
0 Yorum
Inline Feedbacks
View all comments