Cuma, Ocak 30, 2026
Son Haber
  • Yazarlar
  • Manşetler
  • Son Haber Tv
  • Künye
No Result
View All Result
  • Yazarlar
  • Manşetler
  • Son Haber Tv
  • Künye
No Result
View All Result
Son Haber
No Result
View All Result
Home Manşet Haberler

Tarafların Adı Üzerinde Uzlaşamadığı Sürece Dair Düşünceler (II)

Mustafa Yavuz by Mustafa Yavuz
15/12/2025
in Manşet Haberler, Yazarlar
A A
0
Tarafların Adı Üzerinde Uzlaşamadığı Sürece Dair Düşünceler  (II)
0
SHARES
471
VIEWS
Share on FacebookShare on TwitterShare on Whatsapp Send Mail

Muhalefet Cephesinin Kırılganlığı

Bir önceki makaleyi yazdığım tarihten bugüne ciddi gelişmeler yaşandı.

Aynı makalede uyarı niteliğinde şu tespiti yapmıştım:

“Kürt hareketi, Cumhur İttifakı’nın Kürt hareketinin tabanı ile CHP’nin temsil ettiği kitlelerin yan yana gelmesini engellemeye çalışmak amacıyla siyaseti kriminalize etme çabasına izin vermemelidir. Yaşanan sürecin gösterdiği üzere, Cumhur İttifakı’nın zikredilen tutumunda pek de başarısız olduğunu söylemek mümkün değildir. Neyse ki CHP’nin sürece ilişkin geliştirdiği pozitif hareket tarzı, Erdoğan’ın bu girişimini şimdilik boşa çıkarmıştır.”

Bu saptama, iki parti arasındaki ilişkinin kırılganlığına işaret ediyordu. O günden bu yana DEM Parti ve CHP arasında gerçekleşen tartışma ve gerilim, tam da Cumhur İttifakı’nın istediği doğrultuda bir gelişme gösterdi.

 

Meclis Heyetinin Öcalan ile Görüşme Krizi ve Siyasi Yansımaları

Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu 21 Kasım 2025’te çoğunluk oyuyla İmralı’ya temsilci gönderme kararı aldı. Fakat ana muhalefet partisi bu karara katılmadı ve heyete temsilci vermedi. Ana muhalefet partisinin bu kararı, Kürt hareketinin medyasında, sosyal medya mecralarında ve DEM Parti’de infial yarattı. Özellikle DEM Parti İmralı heyetinde yer alan Van Milletvekili Pervin Buldan, sosyal medyada yaptığı “Ana muhalefet partisi DEM Parti’dir. Nokta”  açıklamasını, gelen tepkiler nedeniyle silmek zorunda kaldı. DEM Parti milletvekili Koçyiğit de: “Kürt halkı kimin demokrasiden, barıştan, çözümden yana durduğunu, cesaret ve cüret ettiğini, elini taşın altına koyduğunu tane tane not ediyor” dedi. Mezopotamya Ajansı ve DEM Parti milletvekillerinin bu süreçteki tutumları, sürecin sağlıklı bir şekilde ilerlemesi için talep ettikleri “barış dili”nin, kendileri tarafından dahi içselleştirilemediğini gösterdi.

 

Yeni Gerilimler: “Stockholm Sendromu” Açıklaması

 24 Kasım’da İmralı’ya giden meclis komisyonu heyetinin Öcalan ile yaptığı görüşmeyi MİT organize etti ve MİT personeli görüşmeyi kayıt altına aldı. Milletin seçtiği vekillerin, Kürt hareketinin önderi Öcalan’ı ziyaretinin devlet memurlarının kontrolünde gerçekleşmesi  ve kayıt altına alınması bir skandaldı.

29 Kasım’da ana muhalefet partisi Genel Başkanı Özgür Özel’in yaptığı “Stockholm Sendromu” açıklaması, DEM Parti ve CHP arasında yeni bir krize neden oldu. Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan da bu tartışmaya katılarak muhalefet cephesindeki yarılmayı derinleştiren bir tutum aldı. İçinde bulunduğu ağır şartlar altında bunalan ana muhalefet partisi genel başkanı, yaptığı talihsiz açıklamanın DEM Parti’yi hedeflemediğini  beyan ederek tartışmanın tırmanmasını önüne geçmeye çalışsa da Özel’in düzeltme çabasının DEM Parti saflarında ne kadar etkili olacağını öngörmek zor.

Muhalefet cephesinde bütün bu olan bitenler, Cumhur ittifakının CHP’yi tecrit ederek, DEM Parti’yi Cumhur İttifakı’na mahkum etmeyi amaçlayan siyasetine yeni bir koz verdi.

MİT tarafından kayıt altına alınan tutanağın, TBBM ve Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu Başkanı Kurtulmuş’un kontrolünde hazırlanan bir “özet”i, Meclis Komisyonuna ve kamuoyuna açıklandı. DEM Parti temsilcileri, özet metnin yapılan görüşmeyi maniple etmek amacıyla hazırlandığını söyleyerek, görüşme metninin tümünün yayınlanmasını istediler. DEM Parti’nin bu talebine, Cumhur İttifakı tarafından verilen cevaplarla başlayan tartışma, DEM Parti yönetiminin, süreç başladığından bu yana Cumhur İttifakı ile sürdürdüğü ilişkide, iktidarın Türk üstünlükçü tutumunu ve tehditkar söylemlerini görmezden gelme tavrını gözden geçirip daha gerçekçi bir perspektifle sürece yön vermesi için bir imkan sunmaktadır. Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu heyetinin, Öcalan ile yaptığı görüşmeden sonra ortaya çıkan kaotik durum, DEM Parti ve Kürt medyasının, ana muhalefet partisi ile arasındaki gerilimi düşürmek için çaba sarfetmesini zorunlu kılıyor.

Bu yaşananlardan sonra bazı olgulara açıklık kazandırmakta fayda var. DEM Parti, Türkiye’nin ana muhalefet partisi değildir. Günümüzde Türkiye siyasetinin ana muhalefet partisi CHP’dir. Cumhur İttifakı bir süredir halkın desteğini büyük ölçüde kaybetmekte olduğu için, CHP’yi kriminalize ederek güç toplamaya çalışmakta olduğu görmezden gelinemeyecek bir gerçektir. CHP ve Cumhur İttifakı arasında süren mücadelenin nasıl sonuçlanacağını bugünden kestirmek zor olsa da Cumhur İttifakı’nın artık siyasi alanın tek oyun kurucusu olamayacağı görülmektedir. Bu nedenle uzun bir zamanı kapsayacak sürecin, hangi iktidar sorumluluğunda  “onurlu bir barış” ile neticeleneceği henüz belli değildir. Ana muhalefet partisi CHP ve tabanı dikkate alınmaksızın sürecin toplumsallaşıp demokratik bir karakter kazanma olasılığı ise çok zayıftır.

 

Yarı Gizli Görüşmeler Dönemi

Süreç, ne kadar zaman sürdüğünü bilmediğimiz gizli görüşmeler döneminden yarı gizli görüşmeler dönemine girdi. İmralı ziyaretlerine artık “Norm devlet” dışında yeni bir heyetin, Meclis komisyonu heyetinin MİT refakatinde de olsa ziyareti eklendi. Ancak görüşmenin, yani fikir alış verişi sırasında konuşulanların bütünü, Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu’ndan ve dolayısıyla TBMM’den gizlendi. Bu da iktidarın, süreci hala meşru bir platformda, TBMM sorumluluğunda yürütmeyi sakıncalı bulmaya devam edeceğini göstermektedir.

Süreci başlatan taraflar, aradan bir sene geçmesine rağmen müzakere başlatabilecek ortak bir asgari perspektife sahip değil. Bu konuda uzlaşma sağlanmadığı taktirde, sürecin bir çözüm doğrultusunda ilerleme ihtimali çok zayıftır. Meclis komisyonu heyetinin “İmralı’ya yaptığı ziyaret” sonrası ortaya çıkan vahim durum önümüzdeki günler için uyarıcı olmalıdır. DEM Parti, yarı gizli sürdürülen görüş alışverişlerine son verilmesi ve bu görüşmelerin şeffaf bir tarzda yürütülmesini kararlı bir şekilde gündemde tutmalıdır.

 

“İmralı” Kodlaması ve Meşruiyet Meselesi

 Bu yaşanan kriz, Cumhur İttifakı’nın Kürt hareketinin lideri Abdullah Öcalan’ı meşru bir siyasi özne olarak görmek istemediğini ortaya koyan önemli bir delil niteliğindedir. Kamuoyu önünde genellikle  Abdullah Öcalan’ın şahsına değil, hapsedildiği kuruma atıfta bulunmaktadır. Öcalan’dan gelen mesajlar, “İmralı’dan gelen mesaj” ya da “İmralı görüşmeleri” gibi söylemle, mekana atıf yaparak açıklanmaktadır. Böylece Öcalan’a siyasi meşruiyet tanımaktan kaçınılıyor. Cumhur İttifakı ve medyası, Abdullah Öcalan ismini doğrudan kullanmak yerine “İmralı” kodlamasını tercih ederek meşruiyet algısını sınırlamak istemektedir. Google’da “Sayın Öcalan” başlığıyla yapılan arama sonuçlarına bir bakın.

Selvi, 8 Aralık 2025 tarihli Hürriyet Gazetesi’nde yayınlanan makalesinde, DEM Parti Grup Başkan Vekili Gülistan Kılıç Koçyiğit’in Cumhurbaşkanı Erdoğan’a hitabı konusunda büyük bir hassasiyet göstermekten kendisini alamamış. Şöyle diyor: “DEM Parti Grup Başkan Vekili Gülistan Kılıç Koçyiğit ise İmralı ziyaretinin ardından süreci sabote eden açıklamalar yapmaya devam ediyor. (…) Cumhurbaşkanı Erdoğan’dan söz ederken, “O’nun iradesine” gibi yakışıksız bir ifade kullanıyor.” (abç)

Görüldüğü gibi, Selvi TBBM heyetinin Kürt hareketinin önderi Abdullah Öcalan ile görüşmesini “İmralı” (mekan) olarak kodlarken, Cumhurbaşkanı’na “O” diye hitap etmesini yakışıksız buluyor! Aynı hassasiyeti, çözüm için başvurdukları Kürt hareketinin önderi ve başmüzakerecisini anarken göstermekten imtina ediyor. Görüşlerine katılmasanız da beğenmeseniz de çözüm için başvurduğunuz siyasi şahsiyet,  Kürt halkının önderidir ve siyasi muhatabınızdır. Cumhur İttifakı, Kürtlerle anlaşmak doğrultusunda yol almak istiyorsa, muhatabı Abdullah Öcalan’a ve dolayısıyla temsil ettiği topluma saygı göstermelidir. İktidarın medyası da kendi önderi için talep ettiği saygıyı, iktidarın muhatabı Abdullah Öcalan’a da göstermelidir.  Selvi, “Öcalan’ın çağrı yaptığı, Erdoğan ve Bahçeli’nin bedenini taşın altına koyduğu”nu söyleyerek yakınıyor. Erdoğan ve Bahçeli’nin “çözüm” için bedenlerini taşın altına koydukları doğruysa ilk yapacakları iş, Kürt hareketinin önderi Öcalan’ı meşru bir siyasi figür olarak onunla eşit şartlar altında müzakere yürütmeyi göze alacak adımlar atmalıdır.

 

Müzakere Masası ve Eşitlik İlkesi.

Hangi Paradigma?

Kürt tarafı, önderi Abdullah Öcalan’ı başmüzakereci olarak belirledi. Başmüzakereci Öcalan, hala esir ve rehin olarak tutulmaya devam ederken bir müzakere sürecine geçilemez. Müzakere sürecine geçiş, ancak Öcalan’ın serbest bırakılmasıyla mümkündür. İktidar süreç boyunca, henüz müzakere dönemine geçişi sağlayacak siyasi cesarete ve ufka sahip olmadığını göstermiştir. Müzakere, eşit şartlarda değişik çıkarlara sahip tarafların beklentileri arasında ortak noktalar bulmaya çaba göstererek, sonuç almak için yürüttükleri planlı, resmi ve gerilimli bir süreçtir.

Ziyaret ve görüşme döneminden müzakere dönemine geçiş, Cumhur İttifakı’nın  ilk olarak, muhatabını meşru bir siyasi özne olarak kabul ettiğini göstermesi ve Öcalan’ı rehin olarak tutmaktan vazgeçmesiyle mümkün olabilir.

Ama müzakere masası hangi amaca hizmet etmek için kurulacaktır? Bu makaleden önce kaleme aldığım makalede, bir seneden buyana yürütülen sürecin karakterini somut bir biçimde ifade edecek bir ortak bir isimlendirme üzerinde uzlaşılamadığı ve bunun süreç açısından belirleyici öneme sahip olduğunu belirtmiştim. Bu bağlamda müzakere masası, iktidarın Kürt meselesini bir güvenlik soruna indirgeyen “Terörsüz Türkiye”,  “iç cephenin güçlendirilmesi” ve “bölücülük damarının kesilip atılması” bir zeminde mi, yoksa Türkiye Kürdistanı’nın iç kolonu statüsüne son verecek anti kolonyal perspektifle demokratik bir cumhuriyetin inşasına yönelik bir uzlaşma temelinde mi?

Özetle eski paradigmayı kırarak yeni bir paradigma değişikliğine gitmeyi mi hedefleyecektir?

Sürecin bir evresini teşkil eden siyasal geçiş, ülkenin belli bir idare sisteminden başka bir idare sisteme, yani tarafların demokratik prensipler üzerinde anlaşarak barışçıl yoldan ilerlemesini ifade eder. PKK’nın lideri Abdullah Öcalan, fesih, silah bırakma ve devamındaki adımları, eski paradigmayı aşarak yeni bir paradigma ekseninde ürettiği tartışmalı bir tarih anlayışı ve argümanlar üzerine inşa ettiği teorik arka plana dayanarak attığını vurgulamaktadır.

Sürecin geldiği noktada, süreci hala “Terörsüz Türkiye” olarak tarif eden devletin, bir paradigma değişikliğine gitmeye hazır olduğunu söylemek mümkün müdür? Tabii ki hayır!

Belirtmek gerekir ki, bu ve bir önceki makale, Öcalan’ın  teorik arka planına dönük tartışmayı ön plana koyan bir perspektifle kaleme alınmamıştır. Değerlendirmeler esas olarak sürecin gidişatına dönük bazı saptamalar yapmakla sınırlıdır. Şu aşamada önemli olan da budur.

İçeriğin tartışıldığı bir aşamaya geçildiğinde, bu teorik arka plan kaçınılmaz bir şekilde tartışmanın merkezinde yer alacaktır. Sürecin demokratik zeminde şekillenmesinde hem Kürt toplumunun, sivil toplum örgütlerinin, entelektüellerinin, halkının ve Kürt hareketinin sınırları aşan çoğulluğu hem de genel olarak Türkiye toplumunun partilerinin, sivil toplum örgütlerinin, entelektüellerinin ve yurttaşlarının çoğulluğunu tanımayı esas alan süreçte önemli bir role ve söz hakkına sahip olacağı açıktır. Gerçek bir çözüme ulaşılmak isteniyorsa böyle olmak zorundadır. Bu nedenle süreci başlatan siyasi aktörler şimdiden en sert eleştirileri olgunlukla karşılamaya ve gerçeklerle yüzleşme cesaretini göstermeye  hazır olmalıdırlar.

Bu bağlamda Güney Afrika tecrübesine kısaca göz atmak, bizlere, içinde yaşadığımız sürece dair karşılaştırmalı bir değerlendirme imkanı sunması bakımından önem taşımaktadır.

 

Güney Afrika’nın Apartheid’tan Demokrasiye Geçiş Süreci:

Müzakerecilerin Perspektifinden Bir Değerlendirme

 İç ve Dış Baskıların Müzakerelere Etkisi

Güney Afrika’nın apartheid rejiminden demokratik bir düzene geçişi, hem iç hem de dış baskıların birleşik etkisiyle şekillenen karmaşık ve çok katmanlı bir süreçtir. Ulusal Parti hükümetinin baş müzakerecisi ve Mandela hükümetinde Anayasa İşleri Bakanı olarak görev yapan Roelf Meyer [i], bu sürecin dinamiklerini anlamak açısından önemli bir tanıktır. Meyer’in anlatımları, hem devlet içindeki zihinsel dönüşümü hem de toplumun farklı kesimlerinin değişime katkısını ortaya koymaktadır.

1980’lerde uluslararası yaptırımların sertleşmesi, Güney Afrika’nın ekonomik ve siyasal izolasyonunu derinleştirmiştir. Ticaret, finans, spor ve medya alanlarında uygulanan kapsamlı yaptırımlar, yalnızca ekonomiyi değil, aynı zamanda beyaz toplumun psikolojisini de ciddi şekilde etkilemiştir. Buna rağmen dönemin devlet başkanı P. W. Botha, baskıları “topyekûn saldırı” olarak görmüş, siyasal tavizler vermekten kaçınmış ve güvenlik aygıtlarını kullanarak direnişi bastırma yoluna gitmiştir. Siyah siyasi önderlerle resmî temasları reddetse de, Nelson Mandela ile gizli görüşmeler başlamış ve bu görüşmeler giderek anlamlı bir zemin oluşturmaya başlamıştır.

Toplumdaki Paradigma Değişimi ve Reform İradesi

Bu dönemde toplumun diğer kesimlerinde de önemli kırılmalar gözlenmiştir. İş dünyası, ülkenin gidişatına ilişkin kaygılarını açıkça dillendirerek hükümeti değişim sürecine zorlamış; senaryo analizleri ve kamuoyu tartışmaları, apartheid sonrası bir düzen ihtimalini giderek daha görünür kılmıştır. Akademisyenler, dini liderler ve sivil toplum kuruluşları da apartheid’ın ahlaki ve pratik sürdürülemezliğini dile getirmeye başlamış; Afrikaner Broederbond ve Hollanda Reform Kilisesi gibi rejimin geleneksel destekçileri bile açıkça reform çağrısında bulunmuştur. Böylece sistem içinden yükselen sesler, dönüşümün yalnızca siyah direnişiyle değil, beyaz toplumun önemli bölümleriyle de desteklendiğini göstermiştir.

Ulusal Parti İçindeki Dönüşüm ve De Klerk’in Liderliği

Meyer’in aktardığına göre asıl kırılma, Botha’nın 1989 yılında sağlık sorunları nedeniyle görevden çekilmesi ve yerine F. W. De Klerk’in geçmesiyle yaşanmıştır. De Klerk, muhafazakâr bir figür olarak görülse de, kısa sürede reformist çevrelerle temas kurarak değişim ihtiyacını kabul eden pragmatik bir liderlik ortaya koymuştur. 2 Şubat 1990’da yaptığı tarihî konuşma ile siyasi örgütlerin yasaklarını kaldırmış ve Mandela’nın serbest bırakılacağını duyurmuştur. Meyer’e göre bu konuşma, “geri dönülemez bir yol” açmış; Mandela’nın hapisten çıkmasıyla birlikte artık apartheid düzeninin sürdürülemeyeceği tüm aktörler tarafından anlaşılmıştır.

Ne var ki, müzakere süreci hızlı ilerleyen bir süreç olmamıştır. 1990’dan itibaren başlayan temaslar, uzun bir “ön müzakere” döneminden geçerek 1991 sonunda çok partili görüşmelere dönüşebilmiştir. Meyer, bu dönemdeki en temel sorunun silahlı mücadele meselesi ve müzakerelerin nasıl başlatılacağı sorusu olduğunu vurgular. 1992’de Codesa (Demokratik Güney Afrika için uzlaşma) sürecinin çökmesi, hem hükümet hem de ANC’nin (Afrika Ulusal Kongresi) hedeflerinin başlangıçta uzlaştırılamaz olduğunu ortaya koymuş; apartheit rejimini savunan Ulusal Parti’nin (National Party – NP) hâlâ azınlık iktidarını koruma paradigmasına bağlı olduğu anlaşılmıştır. Ancak aynı yıl sürdürülen ikili temaslar, Eylül 1992’de Mandela ve De Klerk arasında imzalanan Mutabakat Zaptı ile sonuçlanmış ve bu belge yeni Güney Afrika’nın temellerini atan asıl uzlaşmayı temsil etmiştir.

 

Roelf Meyer’ın Kişisel Dönüşümü.

Toplumdaki Paradigma Değişimi ve Reform İradesi

 Meyer, bu süreci “eski paradigmanın kırılması” olarak tanımlar. Kendi kişisel dönüşümünü aktarırken, apartheid’ın tuzağında yetiştiklerini ve kuşağının bu rejimin faydalanıcısı olarak yetişmesine rağmen zamanla sistemin meşruiyetini sorgulamaya başladığını, bu zihinsel dönüşümün ancak yıllar içinde olgunlaştığını belirtir. 1990’lı senelerde kendi paradigma değişikliğini gerçekleştirdiğini, kendi dönüşümünü tamamlayarak artık karşı tarafa geçtiğini vurgular. Artık Apartheid rejiminden ne elde edebileceğine dair bütün soruları bir kenara atmıştır. Bunun yerine bu süreci nasıl normalleştirileceği ve tam bir demokrasiye nasıl geçebileceği soruları ile iştigal ettiğini anlatır.

 

Katılımcılık, Şeffaflık ve Meşruiyet: ANC’nin Müzakere Anlayışı

ANC cephesinden müzakereciler de süreci benzer biçimde anlatırlar.

Mohammed Bhabba [ii], toplumun geniş kesimlerini merkeze alan kapsayıcı bir yaklaşımın aşırılık yanlılarını marjinalleştirdiğini, müzakerelerin toplumsal meşruiyetinin ancak halkın sürekli bilgilendirilmesi ve sürece dâhil edilmesiyle sağlanabildiğini vurgular. Bhabba’nın öğrendiği en büyük derslerden ve en büyük hatalardan biri düşmanının homojen olmadığıdır. Güney Afrika hikayesinin başarısının önemli olgularından birisinin ılımlıların merkez olduğu bir siyasi ortam yaratabilmek olduğunu ifade eder.

Ebrahim Ebrahim [iii], müzakerelerin tamamen katılımcı ve şeffaf bir şekilde yürütüldüğünü, hiçbir partinin dışlanmadığını ve bütün sürecin medya aracılığıyla kamuoyuna açık biçimde ilerlediğini belirtir.

 

Prensip Birliği ve ANC Liderlik Kadrosunun Geçiş Sürecine Etkisi

Essop Pahad [iv] ise hükümetin güvenlik birimlerinin Mandela gizli görüşmeye başladığını, bu gizli görüşmeden habersiz olan ANC’nin önder kadrolarından  Mbeki ve Zuma’nın da müzakerelere zemin yaratmak için, güvenlik birimleriyle kurduğu ilişkilenmeden de Mandela’nın haberi olmadığını belirtir. Farklı kanallar üzerinden yürütülen bu görüşmelerin, liderlik kadrolarının ortak ilke ve hedefler doğrultusunda aynı noktalara ulaşmasını sağladığını; bunun ANC’nin kurumsal bütünlüğünü ve prensiplerine bağlılığını gösterdiğini ifade eder. Birbirlerinden habersiz görüşme yürütenlerin aynı noktalara varmak için, bir arada olması gerekmediğini, sadece prensiplerine bağlı kalmalarının yettiğini vurgular. Bütün bu bilgiler faklı kanallardan ulaşan hükümetin ANC’nin ne kadar özel bir yapı olduğunu fark ettiğini anladığını ifade eder.

Mandela’nın baştan itibaren, ANC liderinin kendisi değil, o dönem başkanlığı yürüten Oliver Tambo olduğunu kabul ettiğini, bu sebeple, bütün büyük kararları almayı, o zaman Zambia’nın Lusaka şehrinde olan ANC lideri Oliver Tambo ve ANC Ulusal Yürütme Komitesi’ne bırakmış olmasının işleri birarada yürütebilmelerini mümkün kıldığının altını çizer.

Sonuç olarak Güney Afrika’nın demokratikleşme süreci, yalnızca liderler arası müzakerelerin değil, toplumun tüm kesimlerinin dönüşümünün ürünü olmuştur. İç ve dış baskıların birleşik etkisiyle şekillenen bu süreç, hem devlet elitlerinin hem de siyasal hareketlerin kendi içlerinde yaşadıkları paradigma değişiklikleri sayesinde mümkün olmuştur. Gerek De Klerk gerek Mandela’nın liderliği, gerekse sivil toplumun ve iş dünyasının aktif katkısı, apartheid’dan barışçıl ve müzakereye dayalı bir çıkışın önünü açmış; şeffaf, katılımcı ve ilkesel bir müzakere modeli, başarının ana unsurlarını oluşturmuştur.

Güney Afrika tecrübesinin başlangıç safhasına ilişkin kısaca aktarılan bilgilerin, henüz başında olduğumuz sürece dair verdiği değerli ipuçları, gelecekte atılacak adımlar açısından önemli bir perspektif sağlamaktadır.

 

 

 

[i] Roelf Meyer, Birleşik Demokratik Hareket’in kurucusu ve eş başkanıdır.  1979 yılından aktif siyasetten ayrıldığı 2000 yılına kadar milletvekilliği yapmıştır. Halen Güney Afrika Savunma Değerlendirme Komitesi başkanlığı görevini sürdürmekte, bir dizi şirkette yürüttüğü yönetim kurulu üyeliklerinin yanı sıra barış süreçleri ve anayasa yapımı gibi konularda danışmanlık yapmaktadır. Meyer özellikle Çok Partili Müzakere Forumu döneminde Ulusal Parti ve hükümet içinde kilit bir rol oynamıştır.  Geçmiş görev ve başarıları arasında  Hukuk ve Düzen ile Anayasal Kalkınma alanlarında Bakan Yardımcılığı (1968-1991 yılları arası), 1991-96 yılları arasında kabinede Savunma ve Anayasal İlişkiler Bakanlığı ve 1994 yılında gerçekleştirilen seçimlere kadar süren Güney Afrika çatışması çözüm görüşmelerinde Ulusal Partinin baş müzakereciliği sayılabilir.
[ii] Güney Afrika’lı bir hukukçu olan Mohammed Bhabha, sürdürülen müzakerelerde Demokratik Güney Afrika için Kongre’de (CODESA) Afrika Ulusal Kongresi (ANC) adına müzakere heyetinde yer almış, daha sonra Güney Afrika Anayasasına dair süren müzakerelere de katkı sunmuştur.  Güney Afrika Kalkınma Bankası’ndaki görevinden sonra ise Kooperatif İdaresi ve Geleneksel İlişkiler Bakanlığında bakan yardımcısı danışmanı olarak görev almıştır.
[iii] Ebrahim Ebrahim halen Uluslararası İlişkiler ve İşbirliği Bakan Yardımcılığı görevini yürütmektedir. Aynı zamanda Afrika Ulusal Kongresi (ANC) Ulusal Yürütme Komitesi üyesidir. Üst düzey bir siyasetçi olan Ebrahim Ebrahim, Güney Afrika Devlet Başkanına ekonomi alanında danışmanlık yapmaktadır. Geçmiş görev ve başarıları arasında şunları saymak mümkündür: 1994-2002 yılları arasında Afrika Ulusal Kongresi (ANC) Milletvekilliği ve 1994 yılında Parlamento Dış İlişkiler Komitesi Başkanlığı yapmıştır.
[iv] Dr. Essop Pahad, 50 yıldan fazla bir süredir ırkçılık ve Aparthayd rejimine karşı mücadele içinde yer almaktadır. Halen Vusizwe Media’nın yöneticiliğinin yanı sıra genelde Afrika Kıtası,  özelde ise Güney Afrika’daki sosyo-ekonomik ve sosyo-siyasal sorunlara eğilen “The Thinker” isimli aylık derginin editörlüğünü yapmaktadır.  Dr. Pahad 1994-2008 yılları arasında Ulusal Parlamento Milletvekilliği, 1994-96 yılları arasında Güney Afrika Devlet Başkan Yardımcısı Danışmanlığı ve 1996-99 yılları arasında  dönemin Devlet Başkan yardımcısı Thabo Mbeki’nin makamında Bakan Yardımcılığı gibi bir dizi siyasi görevde bulunmuştur. Dr. Pahad 1999’da Devlet Başkanlığı bünyesindeki Çocuk Hakları, Kadının Statüsü ve Engellilerin Statüsü Bürolarından sorumlu Bakan olarak görev yapmıştır.
Burada belirtilen siyasi şahsiyetlerin özgeçmişlerine ilişkin kısa bilgiler, Demokratik Gelişim Enstitüsü: Apartayd Rejimi Sonrası Güney Afrika’da Uzlasma ve Birarada Yasama Karşılaştırmalı Çalışma Ziyareti Raporu. 30 Nisan – 7 Mayıs 2013 kitabından alınmıştır.
KAYNAKLAR
Demokratik Gelişim Enstitüsü: Apartayd Rejimi Sonrası Güney Afrika’da Uzlaşma ve Birarada Yasama Karşılaştırmalı Çalışma Ziyareti Raporu. 30 Nisan – 7 Mayıs 2013.
https://www.democraticprogress.org/wp-content/uploads/2013/11/SouthAfricaComparativeStudyVisitReport_PROOF1.pdf
TOPLUMSAL BARIŞIN İNŞASINDA SİVİL TOPLUM ÖRGÜTLERİ’NİN ROLÜ “GÜNEY AFRİKA DENEYİMİ” 25 Mayıs 2019 – Diyarbakır. DİCLE TOPLUMSAL ARAŞTIRMALAR MERKEZİ DICLE SOCIAL RESEARCH CENTER NAVENDA LEKOLÎNÊN CİVAKÎ YA DÎCLE.
https://ditam.org/wp-content/uploads/2019/10/Gu%CC%88ney-Afrika-Deneyimi-Konferans%C4%B1-Kitap-Gu%CC%88ncel.pdf
Internal and external pressure to negotiate in South Africa An interview with Roelf Meyer. https://www.c-r.org/accord/incentives-sanctions-and-conditionality/internal-and-external-pressure-negotiate-south

Tarafların Adı Üzerinde Uzlaşamadığı Sürece Dair Düşünceler (1)

Tags: mustafa yavuz
Previous Post

Miguel de Cervantes: Kırık Bir Hayalin Sonsuz Işığı

Next Post

Özgür Özel’den Gülşah Durbay için veda: “CHP ailesi iki evladını kaybetti”

Next Post
Özgür Özel’den Gülşah Durbay için veda: “CHP ailesi iki evladını kaybetti”

Özgür Özel’den Gülşah Durbay için veda: “CHP ailesi iki evladını kaybetti”

Bir yanıt yazın Yanıtı iptal et

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Güncel Haberler

10 Ekim Ailelerinden IŞİD Tepkisi: “Geri Alma Süreci Gerçek Adaletle Başlamalı”
Manşet Haberler

10 Ekim Ailelerinden IŞİD Tepkisi: “Geri Alma Süreci Gerçek Adaletle Başlamalı”

30/01/2026
Rojava’ya geçmek isteyen Alman heyet Mardin’de gözaltına alındı
Dünya

Rojava’ya geçmek isteyen Alman heyet Mardin’de gözaltına alındı

30/01/2026
Trump’tan Putin’e ‘soğuk hava’ çağrısı: Ukrayna saldırıları bir haftalığına dursun
Dünya

Trump’tan Putin’e ‘soğuk hava’ çağrısı: Ukrayna saldırıları bir haftalığına dursun

30/01/2026
İBB soruşturmasında “gizli tanık Meşe” ikinci kez intihara teşebbüs etti
Manşet Haberler

İBB soruşturmasında “gizli tanık Meşe” ikinci kez intihara teşebbüs etti

30/01/2026
Kuvvetli sağanak ve fırtına Ege’yi vurdu: İzmir ve Manisa’da sel ve taşkınlar
Manşet Haberler

Kuvvetli sağanak ve fırtına Ege’yi vurdu: İzmir ve Manisa’da sel ve taşkınlar

30/01/2026

Arşivler

  • Yazarlar
  • Hakkımızda
  • Künye
  • Reklam
  • İletişim
  • Söyleşi / Podcast
  • Kitap Önerileri
  • Öykü
  • Manşetler
  • Dosyalar
  • Arşiv

© 2024 Sonhaber / Bağımsız, doğru , gerçek habercilik

No Result
View All Result
  • ANA SAYFA
  • İSVİÇRE
  • TÜRKİYE
  • DÜNYA
    • AVRUPA
    • ORTADOĞU
    • ASYA
    • AMERİKA
    • AFRİKA
  • YAZARLAR
  • POLİTİKA
  • EKONOMİ
  • SÖYLEŞİ
  • YAŞAM
    • EĞİTİM
    • SAĞLIK
    • KADIN
    • LGBT
    • EMEK DÜNYASI
    • Podcast / Röportaj
  • SANAT
  • BİLİM
  • EKOLOJİ
  • FORUM
  • Languages

© 2024 Sonhaber / Bağımsız, doğru , gerçek habercilik