Pazartesi, Haziran 15, 2026
Son Haber
  • Yazarlar
  • Manşetler
  • Son Haber Tv
  • Künye
No Result
View All Result
  • Yazarlar
  • Manşetler
  • Son Haber Tv
  • Künye
No Result
View All Result
Son Haber
No Result
View All Result
Home İçimizden biri

Tehcir mi, ölüm yolculuğu mu?

Korkut Akın by Korkut Akın
24/07/2023
in İçimizden biri, Kitap Önerileri, Manşet Haberler, Manşet Yazarlar
A A
0
Tehcir mi, ölüm yolculuğu mu?
0
SHARES
10
VIEWS
Share on FacebookShare on TwitterShare on Whatsapp Send Mail

Korkut AKIN

Ahalinin Gidişi

Dünyanın en önemli ve sanki gündemden hiç düşmeyecek konularından biri göçmenlik (diğeri de insan hak ve özgürlükleri olsa gerek). İnsanlar ister siyasi görüşleri, ister ekonomik (koşulların güçlüğü), ister toplumsal (mahalle baskıları), isterse meteorolojik (küresel ısıtma) nedeniyle olsun doğduğu toprakları bırakıyor. Ulaşım zorlukları dahil, uyum sorunları olsa da, elindekini avucundakini verip, sadece giysileriyle yollara düşerek göçmenliği tercih etmek zorunda kalıyor. Yoksa hiç kimse (iki taşınma bir yangına bedeldir, sözü de doğrulanmış oluyor böylelikle ne evini ne akrabalarını, tanıdıklarını ne de işini bırakıp da gitmez hiç tanımadığı yerlere…

 

Bugün, Türkiye’ye gelen kadar Türkiye’den göç eden de var. Amerika Birleşik Devletleri’ne Meksika’dan geçen Türklerin sayısını euronews haberleştirmişti: “Düzensiz Türk göçmenlerin sayısı 2021’de 6 bin 945’e çıktı. Resmi rakamlara göre 2022’nin Ocak-Mayıs aylarını kapsayan ilk 5 ayında ise bu sayı 9 bin 168’e yükseldi.” Yani kavimler kavşağı diye nitelendirdiğimiz Anadolu’nun aldığı kadar verdiği göç de yüksek.

 

İşte onlardan biri…

1915’te tehcir ile yurtlarından kovulan Ermeniler, bir de 1939’da, Hatay’ın Türkiye’ye iltihakıyla bir zorunlu göç daha yaşıyor. Bugün, tarih kitaplarında göremeyeceğimiz, ama toplumsal hafızalarda yer alan, travma yaşatan bu zorunlu(!) göçü, Serdar Korucu, kronolojik değil, tanıklarının dilinden aktarıyor. Anlatanlar, o tarihte hayata gelmiş, o sıkıntıların izini taşıyan, yaşamları boyunca o sürecin öyküsünü dinleyenler. Sözlü tarih çalışması üç bölümden oluşuyor. İlki Türkiye’de kalanlar, biraz İstanbul’da biraz da Musa Dağ’da yaşayanlar. İkinci bölümde, Ermenistan’a gitmiş olanlar. Üçüncüsü ise Fransa’da kalanlar…

Bir tarih kronolojik sırayla anlatıldığında -bana öyle geliyor, size nasıl, bilemem- biraz uzak ve soğuk oluyor. Oysa unutulanlar arasından sıyrılıp gelen, belki biraz yanlış anımsansa da acıların gerçek yüzünü anlatan sözlü tarih daha gerçekçi oluyor sanırım. Belki de resmi tarihin gizledikleriyle çarpıttıklarının etkisi de vardır bu düşüncemde. Sahi, resmi hiçbir şeye inancımız kalmadı artık, hele de TÜİK açıklamalarıyla…

 

Konuşma zamanı…

Korucu, Shakespeare’in, “Artık konuşma zamanı geldi; çekilen acılar unutuluyor çünkü” sözüyle başlıyor. Aslına bakarsanız geçti bile, o süreci yaşayanların büyük çoğunluğu artık doğanın kucağına gizleriyle birlikte gitti.

“Türklerle Ermeniler 1915’te uğursuz bir bahar yaşadı” diyor biri; diğeri ise “Musa Dağ’ın altı köyünden beşinin Türkleştirilmesi”yle bir başka acının yaşatıldığını anlatıyor. Aradan geçen yüz yıl sonrasında Vakıflı köyü “tek Ermeni köyü” olarak anılacaktı. (Buraya bir parantez açalım, Karadeniz’de de birkaç “el değmemiş” Ermeni köyü kalmış. Umarım gidip yok etmezler ya da bozmak için çabalamazlar.)

 

Varlık Vergisi…

Öldüremediklerimizi sürmüşüz, süremediklerimizi kovmuşuz, kovamadıklarımızın da vergi salarak hayatlarını zindana çevirmişiz. Oysa Anadolu, etnik farklılıkları, farklı kültürlerin kaynaşmasıyla güzel. Artık ‘di-li geçmiş’ kullanmak gerekir, ne Rum bırakmışız ne Yahudi ne de Ermeni… Sıra savaş ve ekonomik güçlüklerden kaçarak gelen Iraklı, Suriyeli ve İranlılarda; onları da silersek yapayalnız kalacağız, ellerimiz kirli.

 

İki parti, iki ayrım…

Hınçaklarla Taşnaklar varmış, hemen her yerde olan sağcılarla solcular gibi, Ermeniler arasında da. Doğal olarak birinin ak dediğine diğeri kara diyor, birinin önerdiğine diğeri karşı çıkıyormuş. Bununla birlikte iki kiliseleri ve iki okulları varmış. İltihak edilen toprakların Türkleştirilmesi düşüncesi, Ermenilerdeki 1915 korkusunu canlandırmış. Temel üretimleri buğday ve üzüm olan ve kimsenin etlisine sütlüsüne karışmayan, kapılarını bile kilitlemeyen köylüler kaçmışlar. Musa Dağ kucak açmış onlara… Silahları yoksa da dağı iyi tanıdıkları için korunaklı yerlere mevzilenmiş ve kendilerini korumuşlar. Askerleri püskürtseler de karşılarındaki orduymuş, yenebilmeleri mümkün değilmiş. Sonra…

Bir gemi gelmiş ve hepsini taşımış. İki okullu olmanın yararını, bir çarşafa yazdıkları “imdat” ile görmüşler. (Musa Dağ’da bir anıt yapılmış, o “gemi”nin anısına; insanlar anmak ve anımsamak için özel günlerde o anıta gidermiş… Yık(tır)ılmış, bırakın kalıntısını, taşını bile bırakmamışlar. Bu da bizim -bir başka- ayıbımız, değer bilmememiz…)

Gidenler hep dönmeyi, yurtlarında yaşamayı düşünmüş; bir kısmı dönmüş de… Dönenler köylerinin yıkıntılarıyla karşılaşmış, yerlerine iskan edilen Türkmenler, çalışmak yerine işin kolayını bulup evleri yıkmış, yakacak odun yapmışlar, “Sizin çocuklarınız oturur, yazıktır” diyenlerin sözüne kulak tıkayarak. Ermenilerin hepsi, iş sahibiymiş, soyadlarını da mesleklerinden almışlarmış: Demirciyan, Şerbetçiyan, Kuyumcuyan… Sonra devlet, yine gücünü gösterip sözcük sonlarındaki -yan ekini kaldırmış, oysa -gil ekiymiş, Türkçedeki.

 

Acının dili olsa…

1890’larda yenidünya getirmiş bir general, yiyin, çekirdeklerini de gömün diyerek. Şimdi bırakan yenidünya ağacını, bilen bile kalmamış… Dut da öyle… Dut gelince ipekböcekçiliği yapmaya başlayıp ipek dokumuşlar. Şimdi adı var sadece… Arapça, Kürtçe, Türkçe, Ermenice biliyorlar… gidip gelenlerse ek olarak Fransızca, İngilizce, Almanca… Yine aynı yörede bırakın başka dilleri kendi dillerini bile doğru düzgün bilene rastlanmıyor.

 

Hep çevresinde dolaştım durdum… Yaşananları aktarmaya dayanamadım bir türlü; yazdım sildim, yazdım sildim… Nadir Nadi, gazetesinde yazdığı “Kendilerini yiyeceğimizi mi vehmediyorlar” sözünü aktarmadan geçmek olmazdı, diğerlerinin sözleri de farklı değil. Yani, yedik hepsini, herkesi, her farkı güzelliği tükettik.

Kitaptan bir anlatımla bitireyim: “1800’lerden bu yana bu yöreden ne geçmiş, neyini, hakikisini biliyorsam söylerim ama devlet hakkında bu gibi işlerle ilgim yok. 80 milyonun bir ferdiyim. Nasıl ki Ankara’da bir Müslüman devletini, milletini düşünüyor, ben de öyleyim. (…) Gelen gazeteci soruyor, giden gazeteci soruyor. 1914’te, 1915’te ne olmuş! Ebeninki olmuş. Senin dedenle benim dedem kavga etmişse biz de mi kavga edeceğiz? Ayıp ya!”

 

 

Ahalinin Gidişi, Musa Dağ 1939
Serdar Korucu
Tarih, Araştırma,
Aras Yayıncılık,
2021, 1200 s. + Albüm

Tags: Ahalinin GidişiAras YayıncılıkKorkut AkınMusa DağSerdar Korucu
Previous Post

Yolculuk devam ediyor.

Next Post

ESKİ(MEYEN) TİP[1]

Korkut Akın

Korkut Akın

Eskişehir, İletişim Bilimleri Fakültesi Sinema TV Bölümü mezunu, İstanbul Üniversitesi’nde gazetecilik yüksek lisansı yaptı, İşletme İktisadı Enstitüsü’nde de ihtisas. Yeşilçam’da reji asistanlığı ve senaryo yazarlığı ile başladı, televizyonlarda kültür sanat programları çekti. Müjdat Gezen Sanat Merkezi ve İstanbul Aydın Üniversitesi’nde sinema dersleri verdi. Okumayı, izlemeyi ve gezmeyi sever. Ödülleri: İFSAK 5. Ulusal Kısa Film Yarışması Büyük Ödül (1983): Voli. REPAŞ 10. yıl Etkinlikleri Kısa Film Ödülü (1986): Gelincik. İzmir Karşıyaka Belediyesi “İnsan Hakları” Konulu Kısa Film Yarışması Mansiyon (1990): Hişt Hişt! O. M. Arıburnu Birincilik Ödülü (1991): Hayat Ne Tatlı. 42. Berlin Video-Fest. Büyük Ödül Adayı (1992): Hişt Hişt! Çağdaş Gazeteciler Derneği Yılın TV Programı Ödülü (1993): İstanbul Sayfaları. Her yıla bir kart hazırlıyor (40 yılı aştı), postayla göndermek yerine elden dağıtıyor, büyük keyifle… İletişim: korkutakin@hotmail.com

Yazarın Diğer Yazıları

Bulanmadan, donmadan akmak…
Kültür Sanat

Bulanmadan, donmadan akmak…

15/06/2026
Kimseler Bilmez Adımı…
Kitap Önerileri

Kimseler Bilmez Adımı…

02/06/2026
Hakan Tosun’un kamerası kayıtta!
Manşet Haberler

Hakan Tosun’un kamerası kayıtta!

07/05/2026
Sebat ve Azim
Kültür Sanat

Sebat ve Azim

05/05/2026
Anlam boşluklarını tamamlayan…
Kültür Sanat

Anlam boşluklarını tamamlayan…

27/04/2026
Tesadüfün böylesi…
Manşet Haberler

Tesadüfün böylesi…

23/04/2026
Next Post
ESKİ(MEYEN) TİP[1]

ESKİ(MEYEN) TİP[1]

Bir yanıt yazın Yanıtı iptal et

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

İlginizi Çekebilir

İsviçre’de kadınlar sokaktaydı: 14 Haziran grevi ülkenin dört bir yanında alanları doldurdu

İsviçre’de kadınlar sokaktaydı: 14 Haziran grevi ülkenin dört bir yanında alanları doldurdu

by Mehmet Murat Yıldırım
15/06/2026
0

Mehmet Murat Yıldırım İsviçre’de 14 Haziran, otuz yılı aşkın bir süredir kadınların eşitlik mücadelesinin en önemli simgelerinden biri olarak görülüyor....

15-16 Haziran’ın 56. yılında işçi direnişleri sürüyor

15-16 Haziran’ın 56. yılında işçi direnişleri sürüyor

by Fulya Çağlar
15/06/2026
0

Türkiye işçi sınıfının hafızasında özel bir yere sahip olan 15-16 Haziran Büyük İşçi Direnişi’nin üzerinden 56 yıl geçti. 1970 yılında...

Bulanmadan, donmadan akmak…

Bulanmadan, donmadan akmak…

by Korkut Akın
15/06/2026
0

Öyle bir çağda yaşıyoruz ki, her şey birbirine girmiş, kördüğüm olmuş, bir ipucu bile yok ucundan tutacağımız. Sosyal, siyasal, ekonomik,...

İsviçre’de “10 milyon nüfus sınırı” referandumuna ret

İsviçre’de “10 milyon nüfus sınırı” referandumuna ret

by Sonhaber
15/06/2026
0

İsviçre’de sağ popülist İsviçre Halk Partisi’nin nüfusu 2050 yılına kadar 10 milyon kişiyle sınırlandırmayı hedefleyen girişimi referandumda kabul görmedi. Henüz...

Arşivler

  • Yazarlar
  • Hakkımızda
  • Künye
  • Reklam
  • Gizlilik Politikası
  • İletişim
  • Söyleşi / Podcast
  • Kitap Önerileri
  • Öykü
  • Manşetler
  • Dosyalar
  • Arşiv

© 2026 Sonhaber / Bağımsız, doğru , gerçek habercilik

No Result
View All Result
  • ANA SAYFA
  • İSVİÇRE
  • TÜRKİYE
  • DÜNYA
    • AVRUPA
    • ORTADOĞU
    • ASYA
    • AMERİKA
    • AFRİKA
  • YAZARLAR
  • POLİTİKA
  • EKONOMİ
  • SÖYLEŞİ
  • YAŞAM
    • EĞİTİM
    • SAĞLIK
    • KADIN
    • LGBT
    • EMEK DÜNYASI
    • Podcast / Röportaj
  • SANAT
  • BİLİM
  • EKOLOJİ
  • FORUM
  • Languages

© 2026 Sonhaber / Bağımsız, doğru , gerçek habercilik