Ülkemizde hukukun kime, hangi yüzünü göstereceğini artık gayet iyi biliyoruz. Hukuk terazisi herkesi aynı şekilde tartmıyor.
İktidarın siyasi ihtiyaçlarına göre yönlendirilen yargı, hukuki güvencemizi günden güne zayıflatan sınırsız bir keyfilikle hareket ediyor.
Bazı insanlar siyasi kimlikleri, muhalif duruşları ya da iktidarın gözünde tu kaka ilan edilmeleri nedeniyle cezalandırılırken iktidar ya da iktidar yanlısı olanlar için yeni hukuki düzenlemeler bile yapılıyor.
Tam bir çifte standart.
Bugün bazı tarikatlara operasyonlar yapılırken bazıları dokunulmazlık zırhı taşıyor.
CHP’li isimler yolsuzluk iddialarıyla tutuklanıp cezaevine gönderilirken iktidar kanadındaki isimlere yöneltilen hiçbir iddia dikkate alınmıyor.
Deniz Göktaş, stand-up gösterisindeki ifadeleri nedeniyle tutuklanıp kuyu tipi olarak bilinen yüksek güvenlikli bir cezaevine gönderilirken otuz beş kişinin hayatını kaybettiği Sivas Katliamı gibi ağır bir suçun sorumluları adalet önüne ya hiç çıkarılmıyor ya da bir süre sonra afla salıveriliyor.
Beylikdüzü Belediye Başkanı Mehmet Murat Çalık, ağır sağlık sorunları yaşadığı halde halen cezaevinde tutulurken Hizbullah davasında ağırlaştırılmış müebbet alan isimler hastalık gerekçesiyle affediliyor.
Sadece bunlar da değil.
Kadınlardan çocuklara, çocuklardan hayvanlara, sanatçılardan sokaktaki sıradan insana sistemin çizdiği sınırların dışına çıkan herkes topun ağzında.
Devlete karşı vatandaşın güvencesi olması gereken yasalar, vatandaşa karşı kullanılabilecek bir silaha dönüşmüş durumda.
Üzerimize doğrultulan böyle bir silah varken başımıza her an her şey gelebilir ve biz, hukuk tarafından tamamen yalnız bırakılabiliriz.
Oysa hukuk, başımıza ne geleceğini öngörmenin değil; başımıza ne gelirse gelsin korunacağımızı bilmenin güvencesidir. Ne yazık ki bu güvenceden yoksunuz.












