Hayat ne garip değil mi, Melih Cevdet Anday, yıllar önce
“Bayılırım şu düzenli dünyaya
Kışı yazı güzü
Gecesi gündüzü sırayla.
Ağaçların kökü içerde
Bütün ağaçların kökü içerde
Dalların başı yukarda
İnsanların aklı başında
Bütün insanların aklı başında
Beş parmak yerli yerinde
Baş işaret orta yüzük serçe.
Diyelim kalksa da serçe
Orta parmağa doğru yürüse
Ne haddine!
Yahut akasyanın biri
Başını toprağa daldırdığı gibi
Bir gezintiye çıksa
Merhaba kestane, merhaba çam
Selâmün aleyküm, aleyküm selâm
Kimsin nesin nerelisin derken
Laf açılır mı bizim akasyanın kökünden
Bir uğultudur başlar rüzgârda
Kökü dışarda, kökü dışarda…
Yahut ne olur koca bir dağ
Baş aşağı gelsin…
Aman Allah göstermesin.
Bayılırım şu düzenli dünyaya
Altta ölüler
Üstte diriler
Gel keyfim gel!”
diyor. Aynı yıllarda, bir Alman ressam, heykeltıraş, baskı sanatçısı Georg Baselitz, belki de aynı yıllarda, şiiri bilmeden aynı duyguları resmetmeye başlamış. Kalp kalbe karşıdır derler ya, aynı duyguları aynı düş(ünce)leri görmüşler besbelli. Muhakkak ki ikisinin geldiği yer de ulaştıkları yer de farklı.
Sadece sosyal yaşamı değil, akla gelen gelmeyen her şeyi etkileyen ve aslına bakılırsa değiştiren İkinci Dünya Savaşı’nın yaşattığı trajediyi kendince anlatan Baselitz, kendine özgü bir dil geliştirmiş ve tamamen bireysel bir üslup oluşturmuş. İlk baktığınızda bir karmaşa hakim çizgilerin birbirine girdiği tuvalde. Bir şey anlamadan geçiyorsunuz, ama bir adım bile atmadan geri dönüp çizgilerin arasından sızan farklılıkları görüyorsunuz: Ters. Her şeyi ters çiziyor Baselitz.
Ters olması bir yorum muhakkak ki, bir tepki. Savaşa, yanlışlıklara, insan yaşamına müdahil olmalara, bağımsız ve özgür düşünceye yapılan baskılara tepki. Böylelikle biçimi içeriğinden arındırmayı başaran Baselitz, kendince bir devrim yaptığı gibi izleyenlerin de etkilenmesini sağlıyor. Bunu, büyük -ama gerçekten çok büyük- tuvaller üzerine yine kocaman fırça derbeleriyle güçlendiriyor; buna bağlı olarak da etkisi çok büyük ve güçlü oluyor.

Hayranlık uyandırıyor
Bu kadar büyük olunca tüm resimler gerçekten çok etkileyici. Sanatçı, bu kadar büyük çalışma içerisinde istenmeyen bazı lekeleri de düşürüyor tuvaline ister istemez. Onları temizlemek yerine olduğu gibi bırakarak “yaşayan” resimler haline getiriyor. Bir ayrıntıyı (aslında ayrıntı değil, günün gündemini taşıyan şeyler onlar) atlamamalıyım: İnsan bacaklarının altında “ezilen” kartal ve geyikler geleneksel ve kültürel değerlerin bir anlamda eleştirisi tabii ki. Ters çizilmiş insan bacaklarına naylon çorap ve paçalı don giydirmesi, yaşamın içerisine saklanan duygularla kaybedilen ve ulaşılamayan hedefleri simgeliyor.
Heykelleri de aynı şekilde büyük, hatta abartılı. İnsan başlangıçta, bu heykeller galeriye nasıl sokulduğunu, merdivenlerden nasıl geçtiğini düşünüyor. Sabancı Müzesinin camları sökülmüş, çerçeveleri yerlerinden çıkarılmış, heykellerle tuvaller içeri sokulunca yerlerine yerleştirilmiş yeniden. Aynı şey sergi sonunda tümünün çıkarılması için de yapılacak. Bu bile başlı başına önemli bir sanatsal çaba aslında.
Sabancı Müzesini, sponsor olan Akbank’ı (bu arada Georg Baselitz’in baskı resimleri İstiklal Caddesindeki Akbank Sanat Galerisinde gezilebilir, bakmayın özgün baskı olmalarına gerçekten çok çarpıcı onlar da), ama özellikle Müze Müdürü Dr. Nazan Ölçer’in çabasını alkışlamalıyız. Bizim için sergi, ama onlar için sanatçıyla anlaşmalar, zaman belirlemek dışında sergi tasarımı ve düzenlenmesi çok zaman alan önemli süreçler. Bir kültür taşıyıcısı olarak Dr. Ölçer, sadece Sabancı Müzesi için değil, Türkiye için büyük bir değer. Sanatseverlerin değer verdiği Nazan Ölçer ve ekibine devletin de daha çok desteklemesi gerektiğini düşünüyorum.
Georg Baselitz
Son 10 Yıl (13 Eylül 2024 – 02 Şubat 20205)
Resim, Heykel Sergisi
Sabancı Müzesi







