Viyana’nın Tuna Adası’nda, “savaşın çöpe atılışı”nı sembolize eden bir anıt var. İnsanlık, çokça kirli ve kanlı savaşı çöpe atmayı başardı; bugün ve gelecekte bir kere daha neden başaramasın! Bunun için, can alan ya da can yakan bombalara karşı, birer ‘vicdan bombası’ kesilmek gerekiyor!
Viyana – Toplumların yaşamında çok yoğunlaşmış, sıkıştırılmış dönemler vardır. Özellikle de Ortadoğu ve Uzakdoğu, yıllardır bu durumda. Afganistan, Irak, Pakistan, İran, Lübnan, Türkiye… Neyse ki böyle dönemlerde sadece mayınlar, bombalar patlamıyor! Entellektüel vicdan diyebileceğimiz bir halenin, bir gökkuşağının yörüngesine girenler de oluyor. Vicdanları her zamankinden daha fazla ve farklı sızladıkça, üzerlerine vazife sayılmasa da alanlara, sokaklara çıkıyorlar.
Hem uzak hem de yakın taihte de çok sayıda örneklerini bulmak mümkün. Sadece kendi ülkelerinde değil, dünya çapında kendi alanlarında önemli birer değer sayılan insanlar da olabiliyor, o “entellektüel vicdan bombaları”. Bir bakıyorsunuz, o çok yoğunlaşmış, sıkıştırılmış dönemlerde entellektüel, aydın, sanatçı, biliminsanı birer ‘vicdan bombası’ kesilivermiş! İyi ki tarih, sadece insan hayatını söndüren mayınlara, bombalara tanıklık etmiyor. Bu konuda, inkârcı ve küçümseyici bir tavır sergilemek çok yanlış. Bu yazımda, tanınmış Rus edebiyatçı Lew Nikolajewitsch Tolstoy ile ilgili bu çerçevede kimi anımsatmalar yapmak istiyorum. Başka bir yazımda da “Türkiye’de ‘entellektüel vicdan cephesi’nde gidişat” başlığı altında bir derleme planlıyorum.
Tolstoy, asker kökenli ve savaş cephelerinde bizzat bulunmuş bir yazardır. Bu “ordu mensubu” olmaklığını uzun tutmaz. 1850’lerin ikinci yarısında yazmaya başlar. Tolstoy’u “Tolstoy” yapan, onu dünya edebiyatının en önemli yazarı konumuna taşıyan ve edebi yaratıcılığının da zirvesi sayılan “Savaş ve Barış” adlı roman serisidir. İlk kez 1869’da yayımlanmaya başlar bu eser. Ama, hem savaş cephelerinden hem de böyle bir kapsamlı romanı yazma süreçlerinden geçen Tolstoy, sadece başarılı ve yetkin bir edebiyatçı olmakla yetinmez; “entellektüel vicdan”ıyla da sahnede, meydandadır.
Tolstoy, 1896’da “vicdani red hakkı”nı kullanan Hollandalı Van der Ver’e aktif ve açık bir destek verir. Bu hakkın, Rusya’da da kabul edilmesi için mücadele başlatır. Ne dönemin egemenlerinden ne de burjuva demokrat ya da devrimci hareketlerinden sözünü esirgemez. Aralarında kimi ünlü yazarların da bulunduğu dönemin Rus kalem erbabı, Tolstoy’un bu çıkışı için, “yaşlılığı ve ününden dolayı kendisine dokunulmayacağına güveniyor”, der. Onun bunadığını söyleyenler bile olur. Tolstoy ise, “kovuşturulmayacak ve cezalandırılmayacak kadar yaşlı değilim, ayrıca bulunduğum konum da beni pek öyle koruyacak kadar sağlam değil”, cevabını verir ve mücadelesine devam eder. Geliştirdiği savaş karşıtı tavrı, şöyle savunur ve temellendirir:
“İnsanların büyük bir bölümü tamamen hipnotize edilmiş, gözlerinin önünde olup bitenleri anlamıyor… düzenlenen manevraları, resmî geçitleri izlemeye gidiyorlar; kardeşlerinin sırmalı, rengarenk ve palyaço giysileriyle davul ve boru eşliğinde bir makinaya dönüşmelerini, tek bir kişinin sözüyle aynı anda aynı hareketi yapmalarını görmek için merakla koşturuyorlar, ama bütün bunların ne anlama geldiğini anlamıyorlar! Oysa bu tatbikatların anlamı çok yalın ve açık! Bunlar cinayet hazırlıklarıdır!”*
Tolstoy katıldığı toplantılar, yazdığı yazılar aracılığıyla hem Rusya vatandaşlarını hem de dünya kamuoyunu, savaş ve insan hakları ihlalleri karşı çıkmaya davet eder sürekli. 1900’da yayınlanan makalelerinden birinin başlığı şöyledir: “Öldürmeyeceksin!” Bu mücadelesine, idam cezasına karşı çıkmayı da ekledi. 1908’de bir dizi “idam karşıtı” makale yazdı ve yayımlattı. İşlenen suçlarda sorumluluğu olsun istemez ve “sessiz kalamam” der ve ekler: “Bu insanların foyasını meydana çıkardıktan sonra, kendimi işlenen suçlardan sorumlu tutmayacağım.”
Bugün ülkesinde ya da dünyada olup biten haksızlıklara, eşitsizliklere, sömürü ve baskılara bakıp, “benim ne suçum ne sorumluluğum var ki” diye düşünen veya soranlara, yine Tolstoy cevap vermiş olsun: “Rusya’da olup bitenler, genelin mutluluğu adına, Rus halkının himayesi ve barış içinde yaşaması adına gerçekleşmektedir. O halde bütün bunlar benim için de yapılmaktadır, çünkü ben de Rusya’da yaşıyorum… Rahatımın gerçekten hükümetin saldığı dehşete bağlı olduğunu düşünemem… Böyle bir yaşam sürmek mümkün değil…”
Tolstoy dönemin Rus yönetimine, asıl belirleyici olanın tarihî yargılama olacağını defalarca hatırlattı ve “Kurtulamazsınız” diyerek seslendi, uyardı. 20 Kasım 1910 günü hayattan ayrılana kadar bu çizgisinden sapmadı.
Demek ki neymiş; görmek lazımmış, görmesini bilmek lazımmış. Ortaya koydukları eserler veya buluşlarla değil sadece, yeri geldiğinde sergiledikleri pratik tavırlarla sosyal, siyasal ve ekonomik dönüşümlerde önemli roller oynamış, sayıca az belki ama sonuç üzerinde etkili olmuş daha başka “vicdan bombaları” da var tarihin derinliklerinde.
Toplumun cicim aylarında, dürüstlük timsali olmayı, vicdan sahibi sayılmayı lafta kimselere bırakmayan birçok aydın, yazar, gazeteci, iş insanı, bilim insanı, siyasetçi; toplumlarının ağır kriz ve ölümcül sıkışma momentlerinde görülmemiş bir şekilde şovenizme yelken açar, gemilere tayfa olarak kabul görülme kuyruğuna girer! Oysa entellektüel vicdandan bir nebze barındıran hiçkimse, ‘dur bakalım ne olacak’ sessizliğine gömülme hakkına da sahip değildir. Kendinde bu hakkı gören, o bir nebze vicdanına da yol vermiş demektir. Bugün değilse bile yarın o da akıntıya kapılacak, uygun bulduğu bir koçbaşılığa soyunacaktır. Medine Vesikası lafzını ağzından düşürmeyen Sünni Müslüman da, enternasyonal geçinen sol/sosyalist de, 72 millete bir gözle bakan Alevi de, halkların eşitliğini savunan Kürt de bu tuzaktan kurtulamayabilecektir.
Her ne yapıyorsa, işini veya uğraşını ciddiye alan her vicdan sahibi insan, yaşadığı toplumda esen fırtınayı, kendi yaşamında da kopmuş sayar. Elbette her insan, her daim aktif bir pratik ve politik faaliyet içinde olmak zorunda değildir. Ancak sorunlu toplumların o ölümcül, o özel sıkışma anlarında her bir bireyin çabasına ihtiyaç duyulur. Her birimizin yaşadığı tek tek ülkeler değil sadece, bütün bir dünya tam da böyle bir dönemden geçiyor. Entellektüel vicdanımızın sesini ve eylemini, sonuçları öncekiler gibi kuşaklar boyu giderilemeyecek yeni boğazlaşmaları önleyen bir çit, bir hat, yerine göre bir terazi olarak şimdi, bugün ortaya koymayacağız da ne zaman koyacağız?
Viyana’nın Tuna Adası’nda, “savaşın çöpe atılışı”nı sembolize eden bir anıt var. İnsanlık, çokça kirli ve kanlı savaşı çöpe atmayı başardı; bugün ve gelecekte bir kere daha neden başaramasın! Bunun için, can alan ya da can yakan bombalara karşı, birer ‘vicdan bombası’ kesilmek gerekiyor! Entellektüel vicdan diyebileceğimiz bu halenin, bu gökkuşağının yörüngesine girmek gerekiyor.
*Tolstoy’dan yapılan alıntıların tamamı, yazarın Pencere Yayınları arasında çıkan “Savaşa Karşı Yazılar” adlı kitaptan yapılmıştır.











