Işıl Özışık adını, bundan kırk -hatta daha bile fazla- yıl önce duymuştum. Başarılı, rekortmen bir sporcuydu, ama benim açımdan yaptığı resimler belirleyiciydi. Suluboya çalışan ve yaptığı tablolarla yurtiçi ve dışında ödüller de alan bir sanatçıydı.
Suluboyanın özelliği olsa gerek, nasıl iç içe geçen, nasıl sarıp sarmalayan, dahası bulutların üzerine çıkaran duygu yükleniyor insan. O zaman, kendisinden öğrenmiştim, suluboyanın ıslak çalışılması gerektiğini, “kuru”duğu zaman o uçarılığını, özgürlüğünü, hafifliğini kaybettiğini… İlkokul sıralarında öğretmenlerimiz yaptırırdı, kolay olduğundan, belki çocuksu naifliğin her resmin kendine has farklılığını göstermek içindi… Işıl Özışık, kağıdın, çalışmaya başlamadan ıslatılması gerektiğini, kurumasına fırsat vermeden boyanın bitirilmesi zorunluluğunu öğrenmiştim. Vay canına! Bize, suluboya, suyla inceltilen boya olarak anlatılmıştı. Ondan sonra suluboya resimler daha bir dikkatimi çekmeye başladı.
Renkler iç içe geçiyor, birbiri arasında dağılırken yeni bir tat oluşturuyor, diğer boyalarla yapıldığında -adı üstünde- leke, suluboyada izleyiciyi bambaşka duygulara sürüklüyordu. Oradan buradan derken, dünyanın önemli ressamlarının suluboya resimlerini –tabii ki, büyük çoğunluğunu- kitaplarda görünce, daha bir sevdim bıraktığı duygusunu…
Işığı iyi kullanmak…
Işıl Özışık’ın, PonART Akademi Galerideki sergisinde 1970’ten başlayan, günümüze ulaşan birçok resmi bir arada buluyoruz. Boğaz, Tarihi Yarımada ve İstanbul’a yaraşan güzellikleri görünce, “hakiki”sinden çok daha güzel olduğunu kabul ediyorsunuz… Dans eden insanlar, yürüyenler, o iş çıkışı kalabalıklar arasından gökyüzünden dökülen huzmeler bir şiir, bir şarkı, yepyeni bir yaşam alanı oluyor. Işığı çok iyi kullanan bir Usta Özışık; gözlemi de, boyası da yansıtıyor bu özelliğini…
Bu denli sıkı, bu denli yoğun ve en az bir o kadar da güçlü bir serginin galerinin yetersiz duvarlarında hatta kapı üstlerine -o zaman gerek yansımalardan gerekse boynunuz ağrıdığı için keyifle izleyemiyorsunuz- sıkış tepiş yerleştirilmesi nedeniyle resimleri koleksiyonlarına katmak isteyenlerin birbirlerine sormalarına yol açması kabul edilebilir değil. Sahi, galerinin tanımıyla Işıl Özışık gibi “ustaların ustası” bir sanatçıya bu, reva görülmemeli…
Ne kadar kaçarsam kaçayım…
Sanatın yaşamın akışını belirlediğini söylesem de ekonominin asıl belirleyici olduğunu göz ardı etmeme izin verilmiyor. Galeri, sadece PonART değil, büyüklü küçüklü çoğu, ekonomik zorunlulukları öne sürerek katalog hazırlamıyor. Bunu anlayışla karşılayabiliriz, ancak her galerinin muhakkak bir internet sitesi, bir sosyal medya hesabı var; buna da bağlı olarak resimleri oradan -hiç değilse sergi öncesinde ya da sonrasında da- izletmesi, göstermesi daha iyi olmaz mı?
Galeriler, basın bültenlerini de bir ya da iki görselle, deyim yerindeyse, geçiştiriyor. Oysa o resimleri anlatacak çok şey yazılabilir, ama ne yazık ki, belleğimle sınırlı kalıyor. Tam bunu yazınca, “sen neden fotoğraf çekmedin” diye sorduğunuzu duyar gibiyim… Camlı resimler, hele de tepede, alabildiğine lambaları yansıtıyor. Yansıtmayan camların resimlerin canlılığını ne denli esirgediğini izleyince sizler de göreceksiniz.
Soğuk kış gününde, içinizi ısıtacak, yüzünüzü gülümsetecek sergi 15 Şubat’a kadar gezilebilir.
Işıltılar
Işıl Özışık, suluboya resimleri
PonART Akademi Galeri, 29/01/2026 – 15/02/2026
General Asım Gündüz Cad. No:106/3 Moda, Kadıköy







