İnsanlığın birbirini anlayamamasına, ötekileştirmesine, cehaletin ve çıkarcılığın neden olduğu büyük ayrılıklara karşı kalpten gelen bir isyan gibidir umut eylemi. Karşılıksız kalan tüm soruların her biri, sadece bireysel değil, kolektif bir vicdanın sesi olarak ne yazık ki ortada duruyor. Ve bu soruların muhatapları, çoğunlukla
susarak, ya da soruları saptırarak, ya da topu taca atarak, oyalamaya ve kafa karıştırmaya devam ediyor. Çünkü her soru bizi gerçeğe ve olan -bitene ve bunun sorumlularına, yani suçlulara, maktullere bizi yaklaştırıyor. “İnsan, tek bir tür bu gezegende ama hala o gezegenin sakini olduğunu bir türlü anlamak istemiyor.”
Çünkü bizler doğal olarak birlikte var olmaya mahkûm bir türüz, ama sanki bu kaderle kavgalıymışız gibi yaşıyoruz. Bir araya gelmek yerine ayrışıyoruz, dinlemek yerine hükmediyoruz, paylaşmak yerine sömürüyoruz. Bunun altında yatan nedenler; tarihsel travmalar, öğrenilmemiş dersler, sorgulanmamış inançlar, eğitimsizlik ve elbette büyük bir empati eksikliği var.
Peki ne zaman değişeceğiz? Ve kendimizle ne zaman yüzleşeceğiz?
Bu sorunun cevabının kesin bir zamanı yok ama belki de önemli olan o zamanın kendiliğinden gelmeyeceğini anlamak. Çünkü birlik, kaynaşma, anlayış, barış kavramları adım attıkça, yaşadıkça, farkettikçe gelişen kavramlar. Bunlar bekleyerek değil, çaba göstererek gelişiyor. Edirne’de mısır ve ayçiçeği kuruyor bu yıl .Çünkü kuraklık artıyor. Yangınlar bütün dünyanın baş belası. İçme su kaynakları günden güne azalıyor.
Buna bağlı olarak ayrışma, ötekileştirme ve çatışma gezegenimizde hızla artıyor. Huzurun yerini huzursuzluk,
sessizliğin yerini gürültü, barışmanın yerini çatışma, anlayışın yerini anlayışsızlık, değerbilirliğin yerini,
değersizleştirme, şefkatin yerini acımasızlık, duyarlılığın yerini duyarsızlıkla yaşamaya çalışıyoruz.
Bu yabancılaşma ve makinalaşma, hissetme yerine kötülüğe tapınmaya dönüşen bir tür şizofreni gibi sarıyor insanlığı.
Oysa bu küçük evde birbirimize sarılmamız ve birbirimize kalbimizi açmamız gerekiyor. Bu durumun ruhsal bir hastalık olduğunu görmemiz ve görmeyenlere göstermemiz gerekiyor. Bunun için daha önce yaptığımız farkındalık yaratan etkinlikleri yapmamız ve bir yaşam festivali gibi bunu her insana yaşatmamız ve tattırmamız gerekiyor.
Her fırsatta eleştirel aklı geliştirmek, umutsuzluk yaratan baskılardan kendimizi kurtarmak ve kültürel etkinlikler yapmamız, önyargılarımızı kırmamız gerekiyor.
Ve dünya insanları olarak her konuda birlik olmamız için önce “biz” duygusunu geliştirmemiz gerekiyor.
Ve belki de bu sorular bir cevap beklemiyor, bu sorular sadece bir eylem çağrısı olabilir.. Bu biz olarak düşünen insanların sayısı ile ilgili. Biz olarak çoğaldıkça, konuştukça, yazdıkça, ve etkileşime girdiğimiz her insandan karşılık buldukça umut eylemi gerçek bir ruhsal varlığa dönüşebilecek.
Bunu konuşmamız gerek dediğimiz her yerde bu adımı atabiliriz.
Çünkü umut dediğim şey insanî bir vargıdır aslında.
Ve bazen bir tek kelime ,bir insanın dünyasını, dolayısıyla dünyanın yönünü değiştirebilir.












