Toplum hayatında ve devlet yönetiminde ünvanlar önemlidir. Üzerinde bulunduğumuz topraklar ve yönetimi altında bulunduğumuz devlet açısından bunun bir tarihselliğe sahip olduğunu biliriz. Ünvanların önemi; yönetimde yetki ve sorumluluk alanının belirlenmesi, hiyerarşi ve disiplin tesisi ile meşruiyet ve güven sağlamasındadır.
Mevcut devletin dayandığı geleneğe göre bu sistem MÖ 200-MS 900 yıllarına kadar götürülebilir. Sonrasında Selçuklu, Osmanlı ve Cumhuriyet dönemi geliyor. Gerçekte, devlet yönetimindeki ünvanları Cumhuriyet devralıp sadeleştirme yoluna gitti. Burada üç ana durak var: 1924 Teşkilat-ı Esasiye, 657 sayılı kanun (1965) ve 2018 Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’yle belirlenen ünvanlar…
Devlet yapısına paralel ülkedeki özel sektörde de genel olarak ve iş koluna göre ünvanlar tabii ki kullanılmakta. Özel sektörün gelişimindeki hız, kullandığı ünvanların yenilenme sürelerini de belirledi. Ülkede genel olarak özel sektörde Personel Müdürü, Personel Şefliği gibi ünvanlardan ancak 2000’li yıllarda İnsan Kaynakları’na geçildi. Bunda ana etken internet devrimiydi. İş Kanunu değişti ve İK’ların hukuk bilir olması gerekli hâle geldi. İK, üniversite eğitiminde de geniş yer buldu.
***
Ünvan kelimesi sıradan bir kelime değil. Bazı edebiyatçılar bunu fark edip, bu meyanda güzel hikâyeler yazıp, kalemleriyle kalıcı kahramanlar yarattılar. Örneğin; Gogol’un Burun hikâyesinde devlet müşaviri Kovalev bir sabah görür ki burnu yok ve kendisinden daha yüksek rütbeye terfi etmiş burnu. Böylece Gogol, Çarlık Rusya’sında ünvanın insandan daha değerli olmasını tiye almıştır.
Melville’in Kâtip Bartleby’i avukat kâtibidir ama iş yapmamayı tercih edip sonunda iş yapmadığı için ölür. Böylece, ünvanın gücünün karşısındakinin onu takmamasıyla anlamsızlaşacağı anlatılır.
Aziz Nesin’in Yaşar Ne Yaşar Ne Yaşamaz’ındaki kahramanın kimliği yoktur ve bu yüzden başına gelmedik kalmaz. Bu eser, bürokrasiyi kalbinden vurur.
Kafka’nın Dava’sında ise modern devlette ünvanın yoksa adaletin de olmadığı anlatılır. Örnek verdiğim tüm bu eserlerin gösterdiği; ünvan insanın özünü örterse orada komedi başlar ve işin sonu tradejiyle biter.
***
Ünvanlar konusunda devlete, özel sektöre, edebiyata göz atıp da bizim sola bakmamak haksızlık olur. Bugün değilse de 12 Eylül 1980’e dek sol çok parçalı da olsa milyonluk kitleyi yönetti. Soldaki ünvanların yazılı bir kullanım şekli yoktu. Pratikten örnekler verebiliriz: sempatizan, militan, kadro, okul sorumlusu, bölge sorumlusu, il-ilçe sekreteri, genel sekreter, komite, bölge komitesi, merkez komite, şef… Solun bir 657’si veya İK’sı yoktu ama her yapıda çeşitli dozlarda nepotizm vardı. Bunun sonucunda da şucu-bucu diye tanımlamalar yapılır olmuştu ülke solunda.
Bu ünvanların tescili de yok ama mesela biliyoruz ki koordinatör ünvanının kullanılması bizde önce özel sektörde başladı. Bu ünvan, 90’ların başında Türkiye’deki çok uluslu şirketlerin coordınator kelimesinden direkt çevrildi. Öncelikle Koç, Sabancı, Eczacıbaşı gibi dış ticarette gelişkin holdinglerde kullanıldı koordinatör ünvanı. Özel sektörde daha sonraları koordinatör ünvanının uzmanlık alanına göre sınıflandırıldığını izledik: Halkla İlişkiler Koordinatörü, Yayın Koordinatörü gibi.
Ülkede devlet yönetimine koordinatör kavramının girişi 2003-2004 AB Uyum Sürecinde Proje Koordinatörü diye başladı. 2010 sonrası ise her tarafı sardı bu ünvan. 2018 Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi ile de iyice arttı. Yalnız, burada bilmemiz gereken koordinatör resmi bir kadro değil ama pratikte devlette de kullanılıyor artık. Ülkenin nereden nereye geldiğini, nice olmaz denilenin olduğunu görünce devlet yönetiminde, ünvanların da ne hâle geleceğine ve bu ünvanların nasıl çeşitlendirileceğine de şaşırmamak gerekir.
***
Bu ünvan meselesindeki koordinatör ünvanı bana özel sektörde çalıştığım yıllardaki bir anımı hatırlattı, yazayım. Yıl 1989. Küçük bir aile şirketi ve hiç bilmediği lojistik alanına giriyordu. Ben de uzatmalı olarak üniversiteyi bitirip o firmada çalışan bir avukat arkadaşın haber vermesiyle işe başvurdum ve müfettiş olarak başladım. Ancak patron da ben de müfettişin ne yapacağını bilmiyoruz! Belliydi ki kervan yolda düzülecekti. Tam bu sırada firma yeni iş kolu lojistikte ülkenin o zamanlar en büyük firmasına rakip olarak piyasaya girdi. Büyük cesaretti. Patron, ticarette cırmalayanlar grubundandı. Gözü karalığının sonucunu da firma olarak kısa zamanda almaya başladık. Gelsin kadrolar, ünvanlar! Ben, sol örgüt yapılanmasına aşina olduğumdan, birgün cetvelle kağıda örgüt yapısını özel sektördeki bizim firmaya uyarlayarak şirketin bir yönetim şemasını çizdim ve oturttum üzüm salkımı şeklindeki şemanın başına Yönetim Kurulu Başkanı’nı, yani Merkez Komite’nin baş şefini! Patron beni severdi, şemadan sonra daha çok sevdi! Patron örgütçülükten uzak ama uyanık bir adam.
Yeni kurulan firmanın belirlenmiş bir genel müdürü var ve kısa bir süre sonra da rakip firmadan işten çıkarılmış bir bölge müdürü de işe başlatıldı ve görüldü ki bu yeni adam mevcut genel müdürden daha vasıflı. Nasıl olacak şimdi? Genel Müdür olarak atanan kişi, patronun eski okul arkadaşı ve memuriyetten ayrılıp gelmiş bu görev için onun ricasıyla. İşe sonra başlatılan adam da vasıflı, kaçırmamak lâzım. Çözüm? Patron, yaratıcılığıyla buldu çözümü. Yönetim Kurulu Başkanı imzalı bir yazı geldi önümüze: Filanca Bey Genel Müdür Baş Yardımcılığına atanmıştır. Böylece ne şiş yandı ne kebap! O zaman anlamıştım ünvanların mühim olduğunu! Gerçi, o şahsın adı hep aramızda Baş olarak anıldı ama olsun, nasılsa sorun aşılmıştı.
Bu firma birkaç yıl içinde çok büyüdü; şube sayısı, iş hacmi arttı ama bu kez de işlerde aksamalar başladı. Tabii böyle durumlarda kabak baştaki sorumluya patlar ama lojistik sektöründe de ekipleşme çok yaygın ve dolayısıyla kansız(!) bir operasyon yapılmalı! Çözüm yine patrondan geldi. Başarısız görülen baş sorumlu gidip ekip başı olup firmaya zarar vermesin diye bu kez yine Yönetim Kurulu Başkanı imzalı bir yazı daha geldi önümüze: Filanca kişi Yönetim Kurulu Başkanı’na direkt bağlı olarak Koordinatörlüğe atanmıştır. Birkaç ay sonra koordinatör nötralize edilip etkisizleştirildi ve firmadan gönderildi. Bundan sonra firmadaki koordinatörlük mevkii paketlenecek başarısız üst düzey yöneticilerin özenle ambalajlarının yapıldığı bir yer oldu. O yıllarda firmada en iğneli şaka: koordinatör olma zamanın mı geldi’ydi!
***
Tıpkı, ne işe yaradığı hiç bilinmeyen merkez valiliği gibi… Ne işe yaradığı bilinmeyen yeni bir koordinatörlük mevkii icat edilmek isteniyor şimdi. Bir kesime göre, içi boş ama havalı ve fiyakalı… Diğer kesime göre, ağza alınmaktan korkulanı… Koordinatör kavramı ortaya atıldı ama anlam ve içerik konusunda tam bir uzlaşma sağlanamadı.
Hukuki kıymet taşıması ve kayıtlara girebilmesi için ilgili tarafların uzlaşması gerekli. Böyle bir uzlaşma sağlanacak gibi görünmüyor. Koordinatörlüğün bu süreçteki anlam ve işlevi konusunda ilgililer arasında uzlaşma sağlanamadığı için şimdilik ünvan sahipsiz.
Tarihteki bütün olayları kahramanların yarattığı zannedilse de, her olay kendi kahramanını yaratır. Tarihin ve zamanın yalın ve katı gerçekliği böyle. Görüldüğü gibi hiçbir şey zorlama ile olmuyor. Hukuk yasaları da toplum ve doğa yasaları da gereğinden fazla zorlama kaldırmıyor. Tarihin yasaları da böyle.












