Uyuşturucu Temalı Filmler: Sinema ve Madde Bağımlılığı

Afyon, eroin, morfin, kokain, LSD, mantar, kenevir ve amfetaminler. Ruh halini değiştiren bu maddelerin kullanımı görünüşe bakılırsa bitkilerin insan algısı üzerinde yapabileceklerinin; ortaya çıkan güçlü etkilerinin farkına varıldığı ilk andan itibaren var olmuştur. Gittikçe hız alan bu çöküşü, kimyasal – sentetik maddelerin keşfi ve üretiminden sonra olacakları ise atalarımız tahmin edebilirler miydi? Postmodern toplumun karmaşa ve çıkmazları çevresinde gelişen yalnızlık, depresyon ve çeşitli ruhsal hastalıklardan arındırılmış bir pencereden yarım saat, iki saat veya on saat boyunca bakabilmek için, iyi hissetmek için kullanılan geri dönüşümsüz kısa yol tuşları onlar. İstatistiklerden bahsetmek bu yazının dışında kalacak ancak, 2012’den bu yana madde kullanım bozukluklarına dayanan ölüm oranlarındaki artışı yok sayamayız. Sokaklarımıza kadar dayanan halk arasındaki adıyla bonzai’nin (sentetik kannabioid) varlığı, izlediğimiz Amerikan filmleri uzaklığında kalmayıp yanı başımızdaki gençler için de ölüm tehlikesi taşıyan amfetaminlerin varlığı, sıradan insanları bu konu üzerinde kafa yormaya zorunlu hale getiriyor.

Sıradan insanlar, ünlü insanlar; zengin ve fakir insanlar, toplumsal statüsü oldukça yüksek insanlar ve toplumsal statüsü yerlerde sürünen insanlar; yeni yetmeler ve orta yaşlılar, alkolizm ve madde bağımlılığı söz konusu olduğunda ölümcül bir saikle eşitleniyor. Yaşlı büyükanne artık bahçesindeki ağacın dibinde şaşal ve kovalara rastlıyor. Cami tuvaletlerinde uyuşturucu madde atıkları ve kapı önlerinde yığılan gençler. Toplum olarak bu konuyu düşünmeye ihtiyacımız var. Yaygın ve ulaşılabilir destek gruplarına, sanatsal faaliyetlere ve daha fazla destek çalışmasına ihtiyacımız var.

Sinema tarihinde madde bağımlılığı konulu filmler büyük bir alan oluşturuyor. Uyuşturucu ile mücadelede şüphesiz sinemanın da sağlam bir yeri var. Bu filmlerden bazıları konuyu mizah – kara mizah boyutunda işliyor, bazıları bir yıkımın kaçınılmaz görüntülerini sergilerken bir kısmı da hala bir umudun var olduğunu ve bunun hayati önemini vurgular niteliklerle karşımıza çıkıyor.  Onlardan biri 2008 yapımı Rachel Evleniyor filmi.

Rachel Getting Married /Madde istismarının gerçekçi bir portresi

İncelemenin bu ilk filmi, bir bağımlı tedavi sonrası eve döndüğünde patlak verebilecek bazı aile içi sorunları vurguluyor. Film, kızkardeşinin düğününe katılabilmek için rehabilitasyona birkaç gün ara veren Kym (Anne Hathaway) ve ellerinden aşırı dikkatli, tedbirli ve gergin olmaktan başka bir şey gelmese de yanında olmaya gayret eden ailesini konu alır.  Bu buluşma boyunca oluşan gergin halleri resmederken mizah duygusu ve umudun önemini de alttan alta işler. Çünkü bu iki güçlü duygu bağımlılıkla uğraşan aile ve kişiler için oldukça önemlidir.

Requiem for a Dream / Bir Rüya İçin Ağıt

Unutulmaz filmler arasında sağlam bir yeri olan Bir Rüya İçin Ağıt, isminin hakkını veriyor; film boyunca herkes bir rüyanın peşinde koşarken tükenen hayatları birer ağıta dönüşüyor. Eroin bağımlılına dair canlı, rahatsız edici görseller sunan ve yoksunluk krizlerinin acımasız yüzünü gösteren filmin dört ana karakteri de bağımlıdır. Beden ve zihin durmaksızın uyuşturucunun etkisi altındadır. Özellikle Harry’nin annesi Sara Goldfarb’ı canlandıran Ellen Burstyn filmin birçok sahnesinde adeta bir kadın Joker’e dönüşür. Canlı yayınlanan bir tv şovuna katılabilmek için yıllar önce giydiği kırmızı elbisenin içine girebilmek ister ve kilo vermek amacıyla kullandığı haplara bağımlı olur. Yönetmen Darren Aronofsky madde etkisini gösterebilmek için yakın çekimler kullanır. Karakterleri hap yutarken, kola enjekte eder ve buruna çekerken gösterir, akabinde göz bebekleri büyür ve bu sahnelere abartılı ses efektleri eşlik eder. Böylece izleyici “uyarıcı” kullanımına özgü süratli dünyayı ve karmaşayı deneyimlemiş olur.

Spun / Bulanık

2002 yapımı Spun filmi birkaç metamfetamin bağımlısının sarsıcı hayatlarının hikayesidir.  Ana karakter Ross (Jason Schwartzman) mth kullanmaya ve her an ona ulaşabilecek olmaya öyle kafa yorar ki, bir kadını çırılçıplak yatağa zincirlemiş olduğunu unutur. Karakterler yirmi dört saat meth kullanırken resmedilmiş ve semptomları her birinde görülüyor: düzensiz ve hızlı beden hareketleri, yersiz ve uygunsuz gülmeler, darmadağınık yaşam alanları. Bu, anlamlı ilişkilerin olmadığı, kimsenin uyumadığı ve herkesin hızlı konuştuğu bir dünyadır. Hepsi meth tarafından çepeçevre sarılmış. Sonuçlar ise çok açık: Meth bağımlısı ya hapsedilir, ya hastaneye yatırılır,ya havaya uçurulur ya da şans yüzüne gülerse kaçıp kurtulmanın bir yolunu bulur.

Walk The Line / Sınırları Aşmak

Oscar ve Altın Küre ödüllü 2005 yapımı Walk The Line filmi bir gerçek yaşam öyküsüdür. Johnny Cash’in gerçek yaşamından bölümler sunan filmde müzisyeni Joaquin Phoenix canlandırmış. Film, Cash’in müzik endrüstrisindeki tırmanışını, amfetamin bağımlılığının yanı sıra reçeteli ilaçları da kronik biçimde kullanışını sergiliyor. Milyonlara ilham vermiş bir müzisyen olan Johnny Cash bağımlılığın üstesinden gelerek müzik hayatına geri dönmüş güçlü bir kişiydi ve filmde kendisini canlandıran kişinin Phoenix olmasını bizzat tercih etmişti.

Beautiful Boy / Benim Güzel Oğlum, 2018

Yönetmenliğini Felix Van Groeningen’in üstlendiği Beautiful Boy filmi, baba oğul olan David Sheff ve Nic Sheff’in iki ayrı kitabından beslenerek sinemaya uyarlanmış bir gerçek yaşam öyküsü. Bu filmin diğerlerinden farkı uyuşturucuya başlangıç, bağımlılık, tedavi ve relaps (kötüleşme) döngüsü ve bir babanın müthiş gayretini içeriyor olması. Film geçmiş ile bugün arasında mekik dokuyarak ilerliyor ve seyirci hem bağımlı bir genç olan Nic’in hem de babası David’in bakış açılarını görebiliyor  filmde. Oğlunun bağımlılığıyla yüzleştiğinde dünyası başına yıkılan baba bir tedavi merkeziyle anlaşır ve şu cümleyle karşılaşır: “Relaps ( tekrarlama, kötüleşme) tedavinin bir parçasıdır.” Buna karşın cevabı şöyle olur: “ Bu, kaza yapmak pilot eğitiminin bir parçasıdır demek gibi.” Bağımlılık tedavisindeki zorlayıcı denklemi acı acı yaşayarak öğrenirler. Nic’in günlüklerini okuduğunda ayık kalma döneminde yaşadığı yoğun utanç hissi nedeniyle bu hissi uyuşturmak istediğini öğrenir baba Sheff. Günler, geceler, yıllar araştırma yaparak, yazarak ve oğlunu kurtarmaya çalışarak geçer. Kitap boyunca kullanılan ve filmin sonunda da David’in bu durumu kabullenmesi için verilen cümleler şöyledir: “Ben sebep olmadım. Ben kontrol edemem. Ben tedavi edemem.

Harika müziklerin ve çarpıcı sahnelerin yer aldığı Beautiful Boy filmi bir klişeyi de yerle bir etmiş durumda. Henüz yolun başında olmasına rağmen muhteşem bir oyunculuk sergilyen Timothee Chalamet ‘nin canlandırdığı Nic Sheff, iyi bir entelektüel birikime sahip, derslerinde başarılı ve ailesi tarafından sevgiyle büyütülmüş bir genç. İçindeki kara deliği doldurmanın bir yolunu arıyor ama bu yapabileceği en yanlış seçimle sonuçlanıyor…

Candy, Trainspotting, Naked Lunch, Love Liza, A Scanner Darkly…  Saymakla bitmeyecek bir madde bağımlılığı temalı film listesi mevcut. Uyuşturucu maddeler sandığımız kadar uzakta değiller. Bağımlıları ve ailelerini daha yakından tanımak ve hislerini anlamak istiyorsanız bu filmlere mutlaka göz atmalısınız.

*Daha fazla film ve ileri okuma için Sinema ve Akıl Sağlığı (Kaknüs yayınları) yararlanılabilir.

Haber Etiketleri
guest
0 Yorum
Inline Feedbacks
View all comments
0
Would love your thoughts, please comment.x
()
x